yazdığım kitap

İslam dinimiz ve insanlık hakkında görüşlerinizi ve düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.
zxzx
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Mesajlar: 53
Kayıt: 01 Ara 2008 [ 16:25 ]

Re: yazdığım kitap

Mesaj gönderen zxzx » 27 Kas 2016 [ 18:34 ]


***


kursat:
son peygamberin imanı meselesini konuşalım
kursat:
çıldıracaksın
ALLAHIN NURU:
hayır
kursat:
çıldırtacam seni
ALLAHIN NURU:
yapamazsın
kursat:
uyku uyuyamayacaksın
kursat:
görürsün
kursat:
bak sence Allahın cisim olduğunu kabul etmek küfür mü
ALLAHIN NURU:
evet
kursat:
emin misin
kursat:
o halde sen son peygamberin Allahın zatı ile ilgili hadislerine bakmışsan insan biçimci bir ilah anlayışını anlattığını görmüşsündür
ALLAHIN NURU:
sen her hadis denen şeyin gerçekten peygamberin sözü olduğuna mı inanıyorsun
kursat:
gördün mü? hani Allahın dünya semasına inmesini anlatan onun eli avucu bacağı gözü olduğunu anlatan hadisleri gördün mü? büyük bölümü kütübü sitte de var
ALLAHIN NURU:
sen her hadis denen şeyin gerçekten peygamberin sözü olduğuna mı inanıyorsun
kursat:
bak buhari müslimin hadislerinden bahsediyorum sahih denen hadislerden bahsediyorum
ALLAHIN NURU:
buhari ve müslimdeki her hadis sahih midir
kursat:
bak işi yokuşa sürme
ALLAHIN NURU:
ne yokuşu
ALLAHIN NURU:
cevap ver
kursat:
bütün bu yüzlerce rivayeti inkar mı ediyorsun yoksa tevil mi ediyorsun yoksa tevil etmeden kabul mu ediyorsun
ALLAHIN NURU:
soruma cevap vermedin
kursat:
değildir
ALLAHIN NURU:
peki bahsettiklerinin sahih olduğuna emin misin
ALLAHIN NURU:
bu konuda ayetlerle konuşsan daha iyi olur
kursat:
bak kitaplar bir kısmına sahih diyor hatta şu hadise mütavatir diyorlar 37 sahabiden rivayetmiş
kursat:
"gecenin üçte biri geçince Allah dünya semasına iner ve yok mu isteyen vereyim der"
ALLAHIN NURU:
bundan Allahın cisim olduğu sonucu mu çıkar
kursat:
evet
ALLAHIN NURU:
hayır, o senin düşüncen
kursat:
bak her hareket eden mekandadır çünkü hareket bir mekandan diğer mekana geçmektir ve her mekanda olan ise cisimdir
ALLAHIN NURU:
Allah mekandan münezzehtir
kursat:
peki şunu der misin Allah hiçbir yerde değildir
ALLAHIN NURU:
hayır
kursat:
halbuki dediğin bu manaya gelir çünkü mekandan münezzeh demek mekanda olmaktan uzaktır yücedir manasına gelir ki bu da mekanda değil manasına gelir bu ise Allah hiçbir yerde yoktur anlamındadır
ALLAHIN NURU:
hayır öyle demek değildir
kursat:
ya nedir
ALLAHIN NURU:
Allah herhangi bir mekandadır denilemez demektir
ALLAHIN NURU:
bu yoktur anlamına gelmez
kursat:
mekanda değilse mekanda yoktur niye denilmesin
ALLAHIN NURU:
çünkü mekan bizler için geçerlidir
kursat:
Allah mekanda mıdır değil midir
ALLAHIN NURU:
mekan nedir
kursat:
yer
ALLAHIN NURU:
yani mekan derken dünyevi bir yeri mi kastediyorsun
kursat:
bak mekanın manası sadece “yer” demektir bunu dünyevi münyevi diye düşüme
ALLAHIN NURU:
Allah belli bir yerdedir denilemez
ALLAHIN NURU:
onu ancak Allah bilir
ALLAHIN NURU:
nerde olduğunu bilince yanına mı gideceksin, hayırdır
kursat:
bak şimdi bu mekanları Allah mı yarattı
ALLAHIN NURU:
başka kim yaratacak
kursat:
peki bu yaratılanlar hadis mi
ALLAHIN NURU:
ya baksana sana sadece bir kişi inanıyordu değil mi
kursat:
evet
ALLAHIN NURU:
o halde ikiniz dışında herkesin kafir olduğuna inanıyorsundur sen
kursat:
ben ona da kafir diyorum
kursat:
o da bana
ALLAHIN NURU:
o zaman benimle bir daha konuşma
kursat:
neden
ALLAHIN NURU:
çünkü bana da kafir demen için hiçbir engel yok
kursat:
bak sen bir kere kadere inanmayan birisin, sana nasıl mümin derim?
ALLAHIN NURU:
bak gördün mü
kursat:
öyle
ALLAHIN NURU:
halbuki ben kadere inanıyorum
ALLAHIN NURU:
sadece senin inandığın gibi inanmıyorum o kadar
kursat:
peki benim seninle yazışmam kader mi
ALLAHIN NURU:
sen ise senin gibi inanmayanlara kafir diyorsun
ALLAHIN NURU:
bu yüzden benimle konuşma diyorum
kursat:
başka alternatifim yok
kursat:
böyle olmaz bu işler
ALLAHIN NURU:
evet böyle olmaz
kursat:
bak yukarda sordum ben. mekanları yerleri Allah mı yaratıyor diye sen evet dedin peki bu mekanlar bu yaratılanlar hadis mi
ALLAHIN NURU:
abuk subuk şeylerle uğraşıyorsun
kursat:
lütfen soruma cevap ver
ALLAHIN NURU:
senden başka herkese kafir diyorsun
kursat:
cevap verir misin
ALLAHIN NURU:
cevap vermiyorum artık
kursat:
bak sıkıştıracağım seni
ALLAHIN NURU:
beni gaza getiremezsin
kursat:
bak göreceksin çelişkini, ver cevap
ALLAHIN NURU:
bu kadar konuştuk ortada bir şey yok
ALLAHIN NURU:
sadece herkesi kafir görüyorsun o kadar
kursat:
bak göreceksin, bu mekanlar yaratılmadan önce Allah neredeydi
ALLAHIN NURU:
benim için faydalı olmayacağına inandığım bir konuşma şeklidir bu
kursat:
bak son soruma cevap ver
kursat:
kapatacağım şimdi
kursat:
haydi zor değil
kursat:
evet cevap şu: mekanlar yokken Allah hiçbir yerde değildi
ALLAHIN NURU:
hayır vermiyorum vermeyeceğim. herkesi kafir görerek konuşuyorsun
kursat:
sonradan yer değiştiremeyeceğine göre yine hiçbir yerde değil
kursat:
böyle olmaz
kursat:
ne diyorsun son yorumuma
kursat:
ahhhhhhhhhha be bunlar inan ki basit konular
kursat:
bunda bile yanlıştasın ya



***

kursat:
ben yıllarca bu kitapların içindeyim ve çok dolap dönüyor ama bunları anlamak zor. Ben gerçekten yardım etmek istiyorum ve tahminlerinizin ötesinde acı çektim ben bu konu üzerinde çok uğraştım bunları bulmak çok zor ve bana insanlardan yol gösteren olmadığı gibi kitapların ekserisi, tamamına yakını bu konuda yalan dolandır. Bu kitapları okuya okuya bu çelişkileri göre göre okumaya devam ettim, ben bu işleri yani sahtekarlıkları anladığım dönemde yani beş yıl önce bunları anlamış olmakla seviniyordum ve kitaplardaki çelişkileri gün geçtikçe daha iyi anlamaya başlıyordum; onların çelişkilerine artık gülüyordum. Ancak bir zaman sonra gülememeye başladım. Çünkü bu benim vakıf olduğum şeyleri insanların çoğu bilmiyordu. Onlar aldatılmaya devam ediyordu; artık gülemez olmuştum.
gece:
Bu dinde beni çeken şey "yalınlık" ve "sadelik, gösterişsizlik" oldu çelişkiler beni ilgilendirmiyor. Çünkü ben kimsenin çelişkilerini gidermek için doğmadım
kursat:
ama insanın bildiklerinde tatmin olması için çelişkileri halletmesi lazım. Kader konusunda dediklerime yorum yapmıyorsun; dediğime inandın mı
gece:
bir kez daha tekrar et kader konusunda dediklerini; ben de at gözlüğü yoktur. Aklıma yatarsa inanırım tıpkı dine inandığım gibi
kursat:
bak sen Allah'ın olayları olmadan önce bildiğine inanıyor musun
gece:
elbette
kursat:
peki Allah'ın bildiği şeylerin varlığa gelmesi zorunlu mu değil mi
gece:
bunu açalım biraz. Çok geniş cümle oldu
kursat:
Allah'ın bildiği şey yanlış çıkar mı
gece:
cümlenin açılmışı bu mu?
kursat:
hayır bu basiti
gece:
cevabım Allah'ta asla yanlış yoktur
kursat:
peki o halde benim burada yazacağımı biliyordu ise ben mecbur yazmış olmuyor muyum
gece:
sistemin bir parçası olduğuna göre mecbur yazmış oluyorsun. Sen hiç sistemin neresinde olduğunu düşündün mü
kursat:
ben bunu diyorum. O halde zina yapan da mecbur mu oluyor
gece:
zina olayları sistemin neresinde ise sistemin o bölümünün işleyişi gerçekleşir. Burda senin eksiğin çıkıyor; bakıyorum sadece din başlığına yazabiliyorsun; hiç bir tarihi başlıkta görmedim yazını; tabii ki bunlar giderilebilir
kursat:
ben metafizik seviyorum; felsefe ve kelam bunları seviyorum. sorgulamayı, düşünmeyi seviyorum
gece: İslam da bir söz vardır. İnsan Allah'a kalben, ilmen, aynen yakın olabilir. Yani metafizik şart değil
kursat:
soruyorum: "Allah hiçbir yerde" der misin
gece: hiçlik diye bir şey yok ki, hiç bir yer olsun
kursat:
yani bir yerde değil demek, hiçbir yerde yoktur demek değil midir
gece: bir yerde değil demek her yerde demektir
kursat:
ciddi misin
kursat:
her yer de, içinde bir yeri barındırmıyor mu
gece: düşünsene; bir yerde olan başka yerde olamayacağına göre bir yerde olmayan her yerde olur


***



kursat:
bana çok karşı çıktın seni merak ettim
SaFa_Cihad :
Şimdi konuş bakalım nedir senin derdin?
kursat:
evet ne diyorsun
SaFa_Cihad :
Ateistsen ateistim de
SaFa_Cihad :
Öyle müslüman tavırlarıyla yaklaşıp
kursat:
hayır ateist değilim
SaFa_Cihad :
bu şu yanlış diyenleri çok gördük biz
SaFa_Cihad :
Vehhabiliği gördük biz
kursat:
Allahın ilmi konusunda dediklerime ne diyorsun
SaFa_Cihad :
Ama bunların hiçbiri prim yapmadı
SaFa_Cihad :
Ben senin mantığına, yaklaşımına baştan karşı çıkıyorum
SaFa_Cihad :
Örneğin ilk okuduğum mesajlarından birisi her şeyin Allah'ın mı kulun mı elinde olduğu konusuydu
SaFa_Cihad :
Yani cüz'i ve külli irade mevzusu
SaFa_Cihad :
Sen şu hikayecik hakkında ne düşünüyorsun:
kursat:
ne hikayesi
SaFa_Cihad :
Adamın biri gece yatmaya giderken kapısı çalıyor. (bu arada adamın yatağının altın bir yılan var, adam yatmaya gitse yılan adamı sokacak) Adam kapıya çıkıyor ve kapıya gelenin kötürüm bir adam olduğunu ve sadece bir lokma ekmek istediğini söylüyor. Adam da içinden gelerek ekmek ve su veriyor daha sonra kapıdaki adam "Allah seni bu gece her türlü beladan korusun" diye dua ediyor.
kursat:
eee
SaFa_Cihad :
Sonuçta o gece yılan evden uzaklaşıyor. İşte burada iki türlü iradeden bahsedilir.
kursat:
ne
SaFa_Cihad :
Birinci insanın kendi elinde olan irade: İnsan dilenciye ekmek verip vermemekte özgürdür
SaFa_Cihad :
İkincisi külli irade: Yılanın sokup sokmamasına Allah karar verir
kursat:
o halde yılan özgür değil öyle mi
SaFa_Cihad :
evet
SaFa_Cihad :
Dünya'da İnsan dışındaki hangi mahlukat yaptıklarından sorumludur ki
kursat:
cin
kursat:
bak seninle Allahın ilmini konuşmak istiyorum tamam mı
SaFa_Cihad :
ok
SaFa_Cihad :
konuşalım bakalım, bu konu kalsın diyorsan
kursat:
Allahın ilmi ezeli mi
SaFa_Cihad :
Evet
kursat:
o halde bizim bütün yapacaklarımızı biz yapmadan önce bilir mi
SaFa_Cihad :
amenna
kursat:
peki bildiği şeyler yanlış çıkar mı
SaFa_Cihad :
çıkmaz
SaFa_Cihad :
haşa
kursat:
o halde sen orada mecbur yazı yazıyorsun demektir çünkü evvelden yazacağını biliyordu
SaFa_Cihad :
bak bu nasıl bir şey biliyor musun?
kursat:
söyle
SaFa_Cihad :
diyelim ki bir araba son sürat uçuruma gidiyor, ve uçurumdan uçması an meselesi ve durması imkansız sen bu kıt ilminle o arabanın uçacağını anlarsın değil mi? Peki burada suçlu kimdir? Arabayı o süratle yokuşa süren değil mi?
SaFa_Cihad :
Peki bunu Allah'ın sonsuz ilmiyle ilişkilendirebilir misin?
SaFa_Cihad :
Biz bu aciz halimizle anlıyorsak yani...
kursat:
cevap vereyim mi
SaFa_Cihad :
evet lütfen
kursat:
öncelikle şunu bilmeni istiyorum ki ben bu cevapların binlercesini görmüş biriyimdir
SaFa_Cihad :
ben de senin iddialarının binlercesini okudum
kursat:
buradaki esas problem ezeli olan ilimle bizim hadis olan yani sonradan olan ilmimizi kıyas etmektir
kursat:
yani şöyle biz bu arabanın düşeceğini nasıl bildik? çünkü önceki tecrübelerimiz gereği bu kadar süratle giden araba duramaz diye çok defa görmüştük
kursat:
sonra da bu bilgimiz ışığında aklettik ve bu sonuca vardık
kursat:
yani şunu demek istiyorum bizim bu olay hakkında hüküm vermemiz için öncesinde bir takım tecrübeler yaşamamız gerekir
kursat:
yani bu olaydan önce biz, arabayı tanımamız bilmemiz gerekir
kursat:
hal böyle olunca bizim ilmimiz etkilenen bir ilimdir
kursat:
bu tamam mı
SaFa_Cihad :
bir şey ekleyeyim mi
kursat:
evet
SaFa_Cihad :
Burada biz arabayı tanımıyorduk, hızı bilmiyorduk, düşmesini tahmin edemezdik (tecrübelerimiz olmasa) çünkü bizim ilmimiz kısıtlı ve sürekli yeni şeylerle güçlendirilmesi gerek
SaFa_Cihad :
Ama burada sen haşa yaratanla yaratılanı aynı kefeye koyuyorsun
SaFa_Cihad :
Arabayı da hızı da yani kısacası bütün bu olayların sıralamasını da yaratan Allah'tır... Allah yaratmıştır ve der ki "hızlı sürersen araba uçar"
kursat:
ben devam edeyim mi
SaFa_Cihad :
Yani bu olayı bilir ama gelişmesine karışmaz
SaFa_Cihad :
ok
kursat:
halbuki Allahın ilmi ezelidir ve etkilenen bir ilim değildir ve bu arabanın düşmesini bilmek için önceden arabayı da bilmesi gerekmez
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
dolayısıyla bizim ilmimizle Allahın ilmini kıyaslayamazsın bizim ilmimiz etkilenen bir ilimdir oysa Onun ilmi etkileyen bir, etkin ilimdir
SaFa_Cihad :
dediğime geldin işte
kursat:
dolayısıyla Onun bu olayı bilmesi olayın sebebidir
kursat:
dolayısıyla cebr olur
SaFa_Cihad :
neden sebebidir güzel kardeşim
SaFa_Cihad :
Sen bir noktaya geliyor ve orada takılıyorsun
kursat:
çünkü sebep sebepliden önce gelir ve Allahın ilmi ezeli olunca her şeyin sebebi Allahın ilmi demektir
kursat:
Allahın ilmi mi bizim hareketlerimize tabidir yoksa bizim hareketlerimiz mi Onun ilmine tabidir
SaFa_Cihad :
İkinci şık doğru ama sen yine yanlış yorumlayacaksın
SaFa_Cihad :
çünkü sabitlenmişsin aynı noktaya
kursat:
o halde açıkla dediğini
SaFa_Cihad :
Açıkladım zaten ama anlamak istemedin
SaFa_Cihad :
Bak şimdi
kursat:
evet
SaFa_Cihad :
Allah senin bildiğin ve bilmediğin soyut ve somut her şeyin yaratıcısıdır
SaFa_Cihad :
Buraya kadar tamam mı?
kursat:
bu dediğine inanmadığını ispatlayayım mı
SaFa_Cihad :
ok
SaFa_Cihad :
açıkla
kursat:
sence düşüncelerimizi Allah mı yaratır
SaFa_Cihad :
evet düşüncelerimizi de Allah yaratmış ve karar verme yetkisini bize vermiştir
SaFa_Cihad :
Hayır da şerde Allah'tandır seçimi bize aittir
kursat:
seçimimizi Allah mı yaratır
SaFa_Cihad :
Seçtiğimiz şeyleri Allah yaratır
kursat:
seçimimizi de mi? diye sordum
SaFa_Cihad :
O ne demek ya
kursat:
mesela seç önündeki klavyeden bir harf ve ona bas
SaFa_Cihad :
Buna ben karar veririm
SaFa_Cihad :
Fakat Allah o tuşa basacağımı önceden bilir
kursat:
bu karar, sonuçta düşünce midir
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
biraz önce düşüncemizi Allah yaratır demiştin değil mi
SaFa_Cihad :
evet
SaFa_Cihad :
Allah yaratmasaydı düşünemezdik
kursat:
o halde senin hangi harfi seçeceğinin düşüncesini de Allah yaratıyor demektir öyle mi
SaFa_Cihad :
Burada takılıyorsun işte
SaFa_Cihad :
Allah cüz'i irademizi de yaratmıştır
kursat:
eeeeee
SaFa_Cihad :
Yani karar verme yetkimizi de
kursat:
eeee
SaFa_Cihad :
Yani Allah verdiğimiz kararı değil
SaFa_Cihad :
Karar verme yetimizi yaratmıştır
SaFa_Cihad :
Fakat ilmi sayesinde vereceğimiz kararı bilir
SaFa_Cihad :
Amenna ve saddakna
kursat:
hani düşüncelerimizi Allah yaratıyordu
SaFa_Cihad :
Yani A ve B şıkkı var
SaFa_Cihad :
İkisini de Allah yaratmıştır
SaFa_Cihad :
Ama sen karar verirsin ya A'dır ya B
kursat:
bak şimdi diyelim ben içki içmek istedim ve içmeye karar verdim bu kararımı Allah mı yarattı
SaFa_Cihad :
İçki içme ihtimalini de içmeme ihtimalini de Allah yaratmıştır
SaFa_Cihad :
İçersen günahkar olursun
SaFa_Cihad :
Bu karar sana aittir
SaFa_Cihad :
Anladın mı
kursat:
içmeye karar verdim ve içtim diyelim bu isteğimi ve kararımı Allah mı yarattı
SaFa_Cihad :
Evet dedim ya
kursat:
o halde ben bunu istemeye mecburum demektir
SaFa_Cihad :
hayır değilsin
kursat:
ben Allahın ben de yarattığı düşünceyi nasıl olur da düşünmeyebilirim
SaFa_Cihad :
çünkü öbür kararı da Allah yaratmıştır
kursat:
ama birini yaratırsa ben de, ben onu düşünmek zorunda olmam mı
SaFa_Cihad :
Cüz'i iraden var dedik ya
SaFa_Cihad :
ve onu da Allah yaratır dedik ya
SaFa_Cihad :
onu hep boş geçiyorsun
kursat:
ancak senin mezhebin bunu kabul etmiyor
SaFa_Cihad :
Neymiş benim mezhebim
kursat:
maturidi
SaFa_Cihad :
Ben külli iradeye de cüzi iradeye de inanıyorum
SaFa_Cihad :
İkisi de Allah'tandır ve Hak'tır
kursat:
onlar da inanıyor ancak onlar cüzi iradeyi Allah yaratmaz derler
kursat:
5 yıldır cuma kılmıyorum
SaFa_Cihad :
neden dar'ul harp'cimisin
kursat:
çünkü imamların tamamı kadere inanmaz neredeyse
SaFa_Cihad :
kadere inanmaz mı?
SaFa_Cihad :
kimmiş onlar?
kursat:
evet senin gibi
SaFa_Cihad :
kader ve kaza
kursat:
mesela burada yazışmamız kader mi
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
kader mi
SaFa_Cihad :
Aynı konuya başlayalım
SaFa_Cihad :
Evet burada yazmamızı Allah nasip etmiştir
kursat:
Allahım beni yanlış yola düşürme ve yolumu saptırma diye dua ediyor musun
SaFa_Cihad :
Evet
SaFa_Cihad :
Çünkü biliyorum ki Allah ezelden benim bu duayı edeceğimi biliyordu
SaFa_Cihad :
Bak sana bu olayı anlatayım mı?
kursat:
demek ki yanlış yola düşüren ve yolumuzu saptıran kimmiş
SaFa_Cihad :
Allah (cc) ailemin önüne belli yollar koymuş ailemde bu çocuğu müslüman bir genç olarak yetiştirmeyi tercih edeyim demiş daha sonra ben büyümüşüm Allah(cc) benim de önüme yollar koymuş ben de İslamı tebliği tercih etmişim vs.
SaFa_Cihad :
Ben bunları tercih ederken Allah müdahale etmez
SaFa_Cihad :
fakat sonsuz ilmiyle sonumuzu bildiği için kaderimizi bu seçimlerimize göre yazar
kursat:
yani iradesi bunlara şamil değil diyorsun öyle mi
SaFa_Cihad :
hayır öyle bir şey demedim iyi oku
SaFa_Cihad :
seçimlerimizin ne olacağını biliyor diyorum
Allah'u alem
kursat:
bildiği gibi mi olmasını irade etti yoksa bildiğinin hilafına olmasını mı irade etti
SaFa_Cihad :
bildiğinin aksinin olması imkansızdı. farzı misal bütün yaşadıklarını (geçmiş, bitmiş) video da izlediğini düşün
SaFa_Cihad :
düşün ki Allah(cc) bu olayları bittikten sonrasını da, öncesini de görüyor
kursat:
yani bildiği gibi olmasını mı irade etti diyorsun
SaFa_Cihad : iradesini bu olayda kullanmaz çünkü o olaylarda cüz'i irade vardır
kursat:
peki bu cüzi irade Allahın iradesi dışında mı meydana geliyor
SaFa_Cihad :
evet Allah'ın iradesi dışında değil tabi ki
kursat:
eeeee
SaFa_Cihad :
Baştan beri konuşup hep başa dönüyoruz
SaFa_Cihad :
SEn şimdi bu olaydan bir şey anlamadıysan
kursat:
bildiği gibi mi irade ediyor? Evet mi hayır mı
SaFa_Cihad :
pes doğrusu
SaFa_Cihad :
ya sorun yanlış
SaFa_Cihad :
olayı iyi bir tahlil etsene
SaFa_Cihad :
ya da şöyle diyeyim bildiği gibi irade ediyor çünkü bu olayların bittiği (yani cüz'i iradenin sonucunda) bu olayları görüyor
kursat:
ben ne sorduğumu biliyorum
SaFa_Cihad :
Hepsi Allah'ın iradesinde
SaFa_Cihad :
Allah istemeseydi bu olaylar olamazdı
SaFa_Cihad :
Ama Allah insanın istediği gibi davranmasına irade ediyor
SaFa_Cihad :
ok?
kursat:
bu aldanıştır
kursat:
madem öyle neden maturidi mezhebi cüzi iradeyi Allah yaratmaz dedi
kursat:
onlar şunu gördüler eğer düşüncelerimizi Allah yaratırsa cebr olur dediler o bakımdan bunu inkar ettiler
SaFa_Cihad :
Ben sana daha ne diyeyim açıklıyorum konu değiştiriyorsun
kursat:
kader hadislerine baktın mı
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
ne gördün
SaFa_Cihad :
anlattıklarımı
kursat:
ya etme hepsine baktım hepsinde özgür iradesi yoktur insanın diyor

zxzx
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Mesajlar: 53
Kayıt: 01 Ara 2008 [ 16:25 ]

Re: yazdığım kitap

Mesaj gönderen zxzx » 27 Kas 2016 [ 18:36 ]


***





SERHAN:
bir tanesini söylesene
kursat:
tamam söyleyeyim
kursat:
mesela gazaliyi ve raziyi övüyor halbuki bunlar cebircidir yani “insanın özgür iradesi yok” derler
SERHAN:
İmam-ı Gazalinin insanın iradesi olmadığını nerede söylüyor
kursat:
kader risalesinde ehli sünneti cebr düşüncesinin karşısında diye tanıtıyor halbuki eşari cebircidir bunu bilmiyor başka yerde imam eşari diyor kader risalesinde cebir itikadına sapık fırka diyor sonra tüfek atmasaydı ölmesi meçhul diyor halbuki ölen ölmek zorundadır zira ecel ileri geri gitmez başka yerde hapse düşüyor rızkımız bizi buraya getirdi diyor rızık Allahtan olduğuna göre hapiste yedikleri rızık olduğundan onları yemesi lazım demek ki oraya düşmesi lazım
kursat:
kitabımda gazalinin ihya adlı kitabından alıntı yaptım orada “insanın özgür iradesi yoktur” diyor
SERHAN:
kürşat, 1.eşari cebirci değildir. 2. kader, senin cüzi iradenle o tüfeği ateşleyeceğini biliyor ve ecelini tayin ediyor. Yani, Allah o tüfeğin ateşlenmesine bakarak ecelini tayin ediyor. Eğer o adam cüzi iradesini tüfeği ateşlemeye kullanmasaydı, ölen adam hakkında Allahın nasıl bir kader tayin edeceğini biz bilemeyiz.
kursat:
ecel vakti değişir mi
SERHAN:
3. Allah senin cüzi iradeni nasıl kullanacağını biliyor ve ona göre bir kader tayin ediyor. Allah Bediüzzaman ve talebelerinin zalimlerin eliyle hapse düşeceğini biliyor ve o hapiste rızıklarını tayin ediyor
kursat:
peki bildiği gibi mi diliyor yoksa bildiğinin hilafına mı diliyor
SERHAN:
ecel vakti değişmez. Fakat, Allah o adamın cüzi iradesiyle tüfeği ateşlendireceğini biliyor. Ve ölen adamın ecelini tayin ediyor. Yani, o adamın tüfeği ateşlendireceğini Allah ezeli ilmiyle biliyor. Yani, ecel değişmez.
kursat:
ecel değişmez de o halde said nursi neden ölüp ölmeyeceği bizce meçhul diyor
SERHAN:
elbette..çünkü, eğer o adam silahı ateşlemese Allahın o adama nasıl bir kader yazacağını bilemeyiz. Fakat, o adamın o tüfeği ateşleyeceğini Allah bildiği için, ecel değişmez.
SERHAN:
yani kader, cüzi iradeye ve sonuca bir bakıyor. Eğer kader cüzi iradeyi nazara almasaydı, o zaman cebir olurdu
kursat:
ecel değişmezse said nursinin, adamın ölmesi lazım demesi gerekirken neden ölmesi veya ölmemesi bizce meçhul dedi bunu soruyorum bu ayetten şüphe etmek demektir
SERHAN:
fakat, eğer o adam bir sebep olmadan ölse, cebir olur
kursat:
cüzi iradeyi Allah yaratmaz diyorsun peki bu nasıl var oluyor . emri itibari yani itibari (varsayılan) bir şey diyorsan, varsayılan yok demektir daha nasıl sen iradenin özgürlüğünü savunuyorsun
SERHAN:
yani, senin cüzi iradeni nazara alıyorum
SERHAN:
mesela, yerçekimi nedir
kursat:
Allahın varetmesidir
SERHAN:
bir vücudu var mıdır
kursat:
bak ben yerçekimini kabul etmiyorum ki
kursat:
cisimin haraketini Allah vareder diyorum
SERHAN:
Yerçekimi, Allahın Kudretinin bir tecellisidir, fakat harici bir vücudu yoktur
SERHAN:
yani sadece itibari ve ilmi bir vücudu vardır
SERHAN:
bir de, cüzi iradenin mahiyetini tam olarak bilemememiz, onun olmadığını göstermez. Bizce mahiyeti bilinmeyen çok şey var ki, varlığını kabul ediyoruz
SERHAN:
fakat aklen ve mantıken, Allah bize bir seçme hakkı vermiş, yoksa cehennem adaletsiz olurdu
kursat:
sence cüzi irade var mı yok mu
SERHAN:
var
kursat:
peki mahluk mu
SERHAN:
değil
kursat:
yaratılmayan hadis bir şeye var diyorsun öylemi
SERHAN:
harici bir vücudu olmayan ve sadece ilmi vücudu olan bir şey.
kursat:
harici vücudu olmayan derken neyi kasdediyorsun
SERHAN:
mesela bir haritadaki ekvator çizgisinin hakiki vücudu var mı veya paralel çizgilerinin veya ülke sınırlarının
SERHAN:
hepsi farazi bir hattır değil mi
kursat:
evet
SERHAN:
cüzi iradenin de sadece itibari ve ilmi bir vücudu vardır. Aynı haritadaki çizgiler gibi farazi bir vücudu vardır
kursat:
ama haritadaki çizgiler harita haricinde yoktur farazidir ama bu "yok " demektir. oysa sen cüzi iradeye "var" diyorsun. fark bu görmezden gelme
SERHAN:
fakat olmadıkları ve yaratılmadıkları halde kabul ediliyor ve onlara ilmi bir vücud veriliyor
SERHAN:
dikkat et, farazi ve ilmi bir vücud
kursat:
sen cüz iradeye "var" diyorsun ve "etkisi var" diyorsun oysa olmayan şey etkili olamaz
SERHAN:
bak dikkat et, etkisi var demiyorum. Sadece meyelan var. Yani bu meyelanın sadece ilmi bir vücudu vardır, harici bir vücudu yoktur. Ayrıca, haklısın bunlar ilmi tabirlerdir. Cüzi iradenin mahiyetini sadece böyle ifade edebiliriz, yoksa hakiki ve tam mahiyetini bilmek çok zordur, aynı ruh gibi,
SERHAN:
sence cüzi irade var mıdır
kursat:
halbuki inan ki cüzi iradenin tanımı da basittir ve böyle dolambaçlara gerek yoktur bunu sizde bilirsiniz ancak işinize gelmiyor
SERHAN:
söyle öğrenelim
kursat:
çok kolay: bir fiili yapmayı istemektir. örneğin ben oturuyorum ve kalkmayı istedim ve kalktım. işte bu örnekteki kalkmayı isteme’me yani bu düşünceme cüzi irade denir ve bu bal gibi de vardır ve Allah varetmiştir bu kadar basit. istediğin kelam kitabına bak bunu görürsün
SERHAN:
Peki, senin o istemeni Allah varediyorsa cebir olmaz mı
kursat:
zaten o yüzden ben cebirciyim ya
SERHAN:
peki Allah Cehennemi neden yaratmış
kursat:
nedeni yoktur geniş izahı kitabımda ama istersen burada da açıklayayım
SERHAN:
cehennemi yaratması ve sonra insanları onun içine atması zulüm olmaz mı, eğer cebir varsa
kursat:
cevap: zaten ben Allaha adaletsiz demiştim ama zalim demem izahı şu
kursat:
zulüm: işi yerli yerinde yapmamak manasındadır dolayısıyla Allahı kimse sen şunu yap, şunu yapma diye zorlayamaz, o bakımdan onun yaptıkları yerli yerinde değildir şeklinde hüküm verilemez
kursat:
adaletsiz oluşu ise şöyledir: öncelikle şunu söyleyeyim ki Kuranda Allahın adil olduğu geçmiyor hadiste var ancak benim hadislere bakış açım çok değişti
SERHAN:
”kim zerre kadar iyilik yapmışsa mükafatını ve kim zerre kadar kötülük yapmışsa cezasını görecek”. Sence bu adalet değil mi
kursat:
şöyle oluyor: adalet demek sanki soyut kurallar bütünüdür. bu kurallara uyarsa adaletli ama uymazsa adaletsiz şeklinde sanki Allahı tehdit eden birşey gibi oluyor. o bakımdan Allahı hiçbir şey tehdit edemez ve Allah ezeli olduğundan ve ezeli olanın nedeni olmadığından Allahın yaptıkları için bir ölçü konulamaz nedeni olmayan şey için niye böyle niye şöyle diye soru sorulamaz
SERHAN:
peki Kürşat, Allahın rahmeti o insanların Cehennemde azap çekmesine nasıl müsade ediyor
SERHAN:
eğer onlar cehennemi haketmemişse, bu kadar şefkatli Allah onlara neden azap etsin
kursat:
bak Allahın şefkati yoktur
kursat:
çünkü bu duygudur Allahta duygu olmaz
kursat:
Allah ezeli olduğundan nedensizdir

***


kursat:
daha evvel görüştükmü
a l i d e m:
bi kez
a l i d e m:
sizi listeme eklediğimde sitenizi incelemiştim
kursat:
ne düşünüyorsun
a l i d e m:
Allah'ın Kadir-i mutlaklığının tabii sonucu ama hiç düşünmemiştim
kursat:
inandın mı
a l i d e m:
yani özgür iradenin olmaması
kursat:
evet
a l i d e m:
sorumsuz kılmaz mı beni
kursat:
yok, sorumlusun
a l i d e m:
Allah beni kafir yaparsa benim suçum ne
kursat:
detaylı izahı kitapta var
a l i d e m:
bu reformist protestanların "seçilmişlik öğretisi"ne çok benziyor o yüzden biraz daha dikkatli bakıyorum cüz-i irade konusu daha "mantıklı" gibi
kursat:
ne demek istediğimi anladın mı yada kitabı okudun mu
a l i d e m:
burada benim sorum "sorumluluk" konusu
kursat:
o kolay
kursat:
bak Allahın ilmi ezeli mi
a l i d e m:
evet
kursat:
ezeli olan şeyin öncesi olur mu
a l i d e m:
olmaz
kursat:
o halde ona sebep olacak bir şey de yok demektir öyle mi
a l i d e m:
sebebe ihtiyacı yoktur ezeli olarak ebedi olarak
kursat:
buraya kadar tamam mı
a l i d e m:
tamamdır
kursat:
peki dünyadaki olaylar Allahın ilmine göre mi olur
a l i d e m:
evet
kursat:
ilminin dışında bir hadise olur mu
a l i d e m:
ilmi her şeyi kapsar
kursat:
o halde cebri kabul ettin öyle mi
a l i d e m:
bilmesi istemesi midir?
a l i d e m:
istemediğini de bilemez mi?
kursat:
çok güzel soru ancak onu seninle bu konunun ardından konuşmak isterim
a l i d e m:
peki,
a l i d e m:
o zaman şöyle diyeyim
a l i d e m:
Allah mutlak egemen olarak her şeye gücü yeten olarak vardır
a l i d e m:
başka türlü olsa Allah olamaz
kursat:
bak bunlar başka konular, devam ediyorum
a l i d e m:
evet
kursat:
eğer hadiseler Allahın ezeli, sebepsiz ilmine göre olacaksa o halde bu olayların böyle cereyan etmesi de nedensiz demektir anladın mı
a l i d e m:
Allahın varlığı var etmesi ilk neden değil mi
kursat:
bak ben diyorum ki Allahın zatı ve aynı zamanda ilmi, hadiselerin nedenidir ancak bu neden yani Allahın zatı ve ilmi nedensiz olduğundan, sonradan olan herşey de bu açıdan bakıldığında nedensiz demektir. Evet, nedeni Allah ama onun illetsiz olması dolayısıyla öyle dedim
a l i d e m:
illiyet bağı olmak zorunda değil. evet burada anlamakta zorlandığım kötülüğün nedensiz kalması belki karıştırıyorum
a l i d e m:
anlamsız geliyorsa biraz daha okur sonra yazarım
kursat:
şunu diyorum hadiseler Onun ilmine göre oluyor ve ilmi nedensiz. o bakımdan hadiselerin böyle cereyan etmesi nedensizdir dolayısıyla Allahın bizi mükellef tutması da nedensizdir. yani niye böyle oluyor madem, O yaptırıyor fiillerimizi niye bizi sorumlu tutuyor sorusunun cevabı bu. yani böyle olmasının nedeni yok.
kursat:
seninle Allahın iradesini konuşmak istiyorum. ben onun iradesini inkar ettim bunu konuşalım tartışalım
a l i d e m:
hep itiraz eder oluyorum kusuruma bakma. o zaman "Allahın yaratışı keyfidir" anlamına gelmiyor mu?
a l i d e m:
Allahın iradesini inkar mı?
kursat:
bak şimdi ben Allah "hür değildir" diyorum. ama Onu zorlayan da yoktur. seninle, Onun iradesini konuşalım
a l i d e m:
olur. ama bu kafamı daha da karıştıracak, ona göre
kursat:
kitabımı yazdığım dönemde Allahın iradesini kabul ediyordum ancak şimdi anladım ki çok çocukça bir düşünce
kursat:
bak şimdi irade ne demek
a l i d e m:
yapabilme gücü ya da yapmama kısaca bu
kursat:
irade demek istemek ve seçmek demektir
a l i d e m:
evet
kursat:
seçmek için konuştuğumuzda, seçmek için seçilenlerin mevcut olması gerekir mi gerekmez mi
a l i d e m:
seçilecek olanların olması lazım
kursat:
doğru
a l i d e m:
alternatif olmalı
kursat:
peki Allahın iradesi sence ezeli mi yani öncesiz mi
a l i d e m:
ezeli
a l i d e m:
dünya var olmadan önce de var
a l i d e m:
yaratmayabilirdi
a l i d e m:
yaratmayı seçti
kursat:
böyle diyorsun yanıldığını göstereceğim
a l i d e m:
buyur
kursat:
yani alem (yani Allahtan başka her şey demektir) ezeli mi
a l i d e m:
hayır
kursat:
o halde ezelde Allah var ve başka bir şey yoktu öylemi
a l i d e m:
evet
kursat:
o halde ezelde Allahtan başka şey yoksa Allah neyi seçecek
a l i d e m:
yaratmayı . yani önce "akletti" zihninde kurguladı ve yarattı
kursat:
bak yukarıda dedim ki seçmek için seçilenlerin varolması gerekir mi . evet dedin. Ben de dedim ki ezelde bunlar yani alem var mı dedim yoktu dedin
a l i d e m:
yoktu. ama Allah onları fikretti
kursat:
şimdi diyorum ki ezelde seçilecekler yokken bu seçim nasıl olur
a l i d e m:
yaratılmış
a l i d e m:
hiçbir şey yokken Allah yaratmayı seçti
a l i d e m:
hiçbir şey yaratılmayabilirdi
kursat:
mesela senim benimle yazışacağını Allah mı seçti
a l i d e m:
sen ve ben seçtik . fiil ikimizin fiilidir
kursat:
Allahın iradesiyle mi oldu peki bu olay
a l i d e m:
evet
a l i d e m:
öğrencilerimle tanıştıktan bir süre sonra bu öğrenci sınavlarda ne yapar, gelecekte ne iş yapar az çok tahmin ediyorum ben ona falanca işi seç demiyorum o seçiyor ama ben biliyorum
kursat:
ben onu demiyorum konuyu dağıtma
kursat:
mesela senim benimle yazışacağını Allah mı seçti
a l i d e m:
bunu Allah biliyordu, seçim ikimize ait
kursat:
bak Allah seçti diyorsun ya, ama zaten neyin olacağı onun ilminde yok mu
a l i d e m:
var
kursat:
peki zaten ilminde olacağı belli şeyleri seçmenin ne manası var
a l i d e m:
gökyüzünü mavi yarattı, yeşil değil. gökyüzünün mavi olması bir seçim değil mi
kursat:
ancak onun mavi olacağı ilminde yok mu
a l i d e m:
var ama yeşil yapmak da var. O maviyi seçmedi mi?
kursat:
"yeşil yapmakda var" dedin. o halde Allahın ilmi yanlış mı çıktı
a l i d e m:
yok. Allah gökyüzünün mavi olmasını da yeşil olmasını da isteyebilirdi. ikisi veya daha çoğu da ilminde var
kursat:
bak ezeli olan şey değişir mi
a l i d e m:
kutsal kitaplar bile değişmiyor mu?
kursat:
Allah ilminin zıttına bir şey yapabilir mi
a l i d e m:
ilmini "kanun" olarak mı anlıyorsun
a l i d e m:
ilim nedir?
kursat:
bak cevap ver ilminin zıttına bir şey yapmaya kadir mi
a l i d e m:
Allah istediğini yapar.
kursat:
ilminin haricinde de olsa mı
a l i d e m:
ilminin haricinde bir şey yok ki. bence şuna bir cevap ver. İlmi dediğin şey ne?
kursat:
o halde seçimi araya neden sokuyorsun
a l i d e m:
seçim olmadan eylem olur mu?
kursat:
bak Onun ilmi etkin sebeptir
kursat:
çok güzel soru
a l i d e m:
gökyüzünün mavi olma nedeni bizatihi seçimdir
kursat:
ancak ilahlık böyle olur
a l i d e m:
değil mi
kursat:
seçim değil
a l i d e m:
ilahlık ile padişahlığı karıştırmamak lazım
kursat:
ezeli ilimde onun öyle olacağı vardı ve bildiği gibi gerçekleşti
kursat:
bak ezeli seçim olur mu? seçmek için duraksamak gerekmez mi düşünmek gerekmez mi
a l i d e m:
insan için duraksama olur
a l i d e m:
ama Allahın hızına kim yetişebilir
kursat:
hız mı
a l i d e m:
sınırlı aklımıza Allahı sığdırmaya çalışıyoruz
kursat:
Allahın düşünmesi hızlı mı olur, diyorsun
a l i d e m:
düşünmede duraksama dedin ya
kursat:
Allah düşünür mü
a l i d e m:
Allah yaratandır
kursat:
neyle yaratıyor
a l i d e m:
bigbang mesela
a l i d e m:
ol dedi ve oldu
kursat:
yanlış, Allah konuşmaz
a l i d e m:
istedi yani
kursat:
sesi var mı Onun
a l i d e m:
iletişim için ses şart mı?
kursat:
konuşmak için şart değil mi
kursat:
cevap ver
a l i d e m:
cevap için soru olmalı
kursat:
sessiz konuşma olur mu
a l i d e m:
olur
kursat:
nasıl
a l i d e m:
şimdi konuşmuyor muyuz
kursat:
hayır
kursat:
yazışıyoruz
a l i d e m:
ama anlaşmıyor muyuz
kursat:
ama konuşmuyoruz
a l i d e m:
Allah ol deyince oluvermiyor mu
a l i d e m:
burdan konuşmaya ve sese gittin
kursat:
ol demiyor ki oluversin
a l i d e m:
teşbih konunun önüne geçti
kursat:
o ayetin başka izahları var
kursat:
Allahın eli olur mu
a l i d e m:
olmaz. eyleme işine atıftır
kursat:
eli var diyen kafir olur mu
a l i d e m:
ben tekfiri sevmiyorum


***

kursat:
acayip bir şey buldum
SaFa_Cihad :
neymiş o
kursat:
Allahın iradesini inkar etmek için süper delil
SaFa_Cihad :
buyur bakalım
kursat:
bak şimdi Allahın ilmi ezeli ya, Allahın ilminde değişiklik olur mu
SaFa_Cihad :
olmaz
kursat:
o halde hadiselerde Onun ilmine göre olacak öyle mi
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
süper soru şu
kursat:
o halde Allah varlığa zorunlu olarak gelecek şeyleri mi istedi
SaFa_Cihad :
hayır, Bak güzel kardeşim geçen konuşmamızda da aynı şeyi açıklamıştım Allah'ın ilmi sonsuzdur Bizim ne yapacağımızı bilir Ancak yapacaklarımıza karışmaz
kursat:
onu demiyorum ben
SaFa_Cihad :
Yani biz kararlarımızda özgürüzdür ama Allah'ın iradesinin izin verdiği kadarıyla
kursat:
olaylar Onun ilmine göre olur mu olmaz mı onu söyle
SaFa_Cihad :
olayların olması Onun ilmini belirlemiştir, ve değişmez
kursat:
yoksa Onun ilmi mi olayların sebebidir ne dersin ?
kursat:
herşey Allahın iradesiyle oluyorsa Ona sövenler de Onun iradesiyle mi sövdü?
SaFa_Cihad :
evet
SaFa_Cihad :
o izin vermeseydi sövemezlerdi, ama sövüp sövmemeyi kendilerine bırakmış
kursat:
kendine mi sövdürmüş oldu
SaFa_Cihad :
evet, daha doğrusu kendisine sövenleri serbest bırakmış oldu
kursat:
peki kullar Allahın iradesinin taalluk ettiği bir şeyi yapmamaya kadir olabilirler mi?
SaFa_Cihad :
hayır az önce verdiğim örnek gibi, mesela ben sana geçmişte küfür ettim bu senin ilmin içindedir ben bunu da değiştirmeye kadir değilim
kursat:
seçmek aynı zamanda düşünmek midir
SaFa_Cihad :
konuyu niye değiştirdin anlamadım ama, seçmek düşünmenin son haddidir
kursat:
seçmeye de düşünmek denir mi
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
o halde seçimlerinide Allah yaratıyor öyle mi
SaFa_Cihad :
evet ben seçiyorum, Allah yaratıyor
kursat:
senin seçimlerini soruyorum. mesela klavyeden herhangi bir harf seç ve bas
SaFa_Cihad :
bunu ben seçtim Allah basmamı sağladı
SaFa_Cihad :
o dilemeden seçemezdim de basamazdım da
kursat:
mesela hangi harfi seçtin ve bastın
SaFa_Cihad :
a olsun
kursat:
senin basma fiilini Allah yatıyor öyle mi
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
peki bu kadar harf varken, sen de “a” harfini seçmek düşüncesini kim yaratıyor
SaFa_Cihad :
Allah (cc)
kursat:
emin misin
SaFa_Cihad :
Dünya'da var olan her şeyi Allah yaratı
SaFa_Cihad :
Aksini söyleyen inkarcılardandır, Şirk koşmaktadır
kursat:
o halde devam edelim
kursat:
sen de “a” harfine basma düşüncesini Allah yarattıysa bu düşünceyi yarattığı (anda) sen “b” harfine basmayı düşünebilir misin
kursat:
iyi düşün, tekrar düşün
SaFa_Cihad :
hayır çünkü zaten ben kararımı o an vermişimdir, Allah'da bu dileğimi yaratmıştır
SaFa_Cihad :
”b” yi düşünseydim, “b” yi yaratırdı
SaFa_Cihad :
ve “c” yi isteseydim “c” ye basmamı
kursat:
bak ya anlamak istemiyorsun
SaFa_Cihad :
Sen anlamak istemiyorsun
kursat:
peki samimiyetle bana cevap ver
SaFa_Cihad :
Allah bizlere irade vermiştir. Der ki: ya kulum ben, sen ne dilersen yaratacağım. Ancak hakkı seçersen cennetlik
kursat:
ben bu örnekle sana ne anlatmaya çalışıyorum dersin
SaFa_Cihad :
batılı seçersen cehennemlik olacaksın
SaFa_Cihad :
Allah'ın yaratışının sürdüğüne inanmıyor musun?
SaFa_Cihad :
Ayrıca sen diyorsun ki Allah'ın ilmi insanın ilmiyle kıyaslanamaz
kursat:
benim yaratma ile ilgili düşüncelerim değişik
SaFa_Cihad :
Peki o zaman Allah'ın senin bunu anlayabileceğin bir ilmi sana verdiğini nerden biliyorsun
kursat:
sence ben bu örneği vermekle sana ne anlatmak istiyorum
kursat:
bak bu cebr konusu pek zor değil
SaFa_Cihad :
Haşa Allah'la mücadele olmaz
kursat:
Allahın irade ettiği fiili yapmamaya kadir olabilir misin
SaFa_Cihad :
Ya Allah benim yapmak istediğim fiili irade ediyor diyorum, Hep aynı yerde takılıyorsun, sen yaratmakla ilmi eş tutuyorsun, Yaratmak başka ilim başka, İlmi de yaratan Allah'tır
kursat:
peki senin yapmak istediğin fiili Allah irade etmek zorunda mı yoksa başka bir fiili yapmanı da dileyebilir mi
SaFa_Cihad :
dileyebilir tabi ki. ama dilemiyor, zaten dünya imtihanı budur
kursat:
o halde sen Onun iradesini kendi iradene tabi kıldın demektir öyle mi
SaFa_Cihad :
hayır, Allah öyle diyor diye öyle dedim
kursat:
bak senin iraden hadis ya, Onun iradesine ezeli diyorsun değil mi
SaFa_Cihad :
anlamadım?
kursat:
bak seni iraden var mı
SaFa_Cihad :
var
kursat:
ezeli mi hadis mi yani sonradan mı
SaFa_Cihad :
sonradan
kursat:
Allahın iradesi var mı
SaFa_Cihad :
var ezeli ve ebedi
kursat:
yani bu dünya yokken de Onun iradesi var diyorsun öyle mi
SaFa_Cihad :
evet
SaFa_Cihad :
Allah'ın ilminin ebedi olduğunu unutmadan sorunu sor
kursat:
şimdi iyice düşünelim lütfen, benimle yazışmanda senin inancına göre Allahın iradesiyle vuku buldu değil mi
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
ve aynı zamanda senin de iradenle oldu değil mi
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
şimdi iyice düşünelim, iki iradeden bahsettin biri senin sonradan olan iraden biri de ezeli olan Allahın iradesi
kursat:
peki bu iki iradenin de etkisini kabul ediyor musun yani hem senin hem de Allahın iradesini
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
”kursat:
Allahın irade ettiği fiili yapmamaya kadir olabilir misin
SaFa_Cihad :
Ya, Allah benim yapmak istediğim fiili irade ediyor diyorum”
böyle demiştin yukarda
SaFa_Cihad :
evet, arkasındayım
kursat:
” Allah benim yapmak istediğim fiili irade ediyor diyorum” dedin
SaFa_Cihad :
ben istemesem Allah irade etmezdi, Allah irade etmese gerçekleşmezdi. çünkü Allah böyle irade ediyor
kursat:
halbuki seninde şimdi kabul ettiğin gibi senin iraden sonradan oldu Allahın iradesine ise ezeli dedin
SaFa_Cihad :
Allah ebedi ilmiyle benim bunu irade edeceğimi bilir , Ebedi!!!
kursat:
ama senin bu sözünden şu anlaşılıyor “sanki sen bir fiili yapmayı istiyorsun ve sen istedikten sonra da Allah da aynı fiili yapmanı istiyor” gibi bir mana akla geliyor ne dersin bunu mu kabul ediyorsun
SaFa_Cihad :
yoo, bak şimdi, ben diyorum ki, Allah'ın ilmi ezeli ve ebedidir, Allah ezelden, benim şu anda ve gelecekte yapmak istediklerimi bilir ve yapmamı irade eder
kursat:
bildiği gibi mi
SaFa_Cihad :
Evet
SaFa_Cihad :
Şimdi diyeceksin ya fikir değiştirirsen, ama unutma Allah ezelden bu fikir değişikliğimi de bilir
kursat:
peki bu fikir değişikliğini O’mu yaratıyor
SaFa_Cihad :
hayır ben fikir değiştiririm Oda buna izin verir
kursat:
bak sen Maturidimisin, inançtaki mezhebin yani
SaFa_Cihad :
Ehl-i sünnet ve'l cemaattenim
kursat:
bak özgür iradeyi savunanlara Maturidi denir. hem ben ehli sünnetim hem de özgür iradeyi savunuyorum diyor musun
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
o halde sen Maturidi mezhebindensin tamam mı buraya kadar
SaFa_Cihad :
hehe
SaFa_Cihad :
ne güzel bitirdin işi, iyi de mezhebimin ne önemi var, bak ben sana okuduklarımdan anladığımı söylüyorum
sen hemen konu değiştiriyorsun, sen mezhebi değil
kursat:
ama sen mezhebinin dedikleriyle uyuşmuyorsun
SaFa_Cihad :
beni eleştir, eleştirceksen
kursat:
bak senin mezhebin cüzi iradeyi Allah yaratmaz der
kursat:
peki neden bunu dediler biliyor musun
kursat:
onlarda Kuran okudu onlarda "herşeyi yaratan Allahtır" ayetini gördü ama neden bunu dediler dersin. çünkü çareleri yoktu
SaFa_Cihad :
hayır böyle demediler, sen yanlış çıkarımlar yapıyorsun, onlar ilimle yaratılışı ayırdılar, benim gibi
kursat:
iki saattir sana anlatmaya çalışıyorum ama anlamazdan geliyorsun
kursat:
bak kaç tane kelam kitabında Maturidi mezhebinin görüşlerini okudun
SaFa_Cihad :
okurken ön yargısız bir kez daha oku
kursat:
bir tane var mı, benim okumadığım kelam kitabı kalmadı
SaFa_Cihad :
bana internetten bir örnek bulup gönder
kursat:
yüzlerce
SaFa_Cihad :
Allah'ın iradesini veya insanın iradesini reddeden bir yazı
SaFa_Cihad :
ben sana savunan gönderdim bakmadın
kursat:
bak ben anlamam öyle, sana şunu diyorum iyi dinle
kursat:
istediğin kelam kitabına bak kütüphadenede bulursun, kelam kitabı olacak. Maturidilerin cüzi irade konusunda dediklerini oku ve şunu da oku onlar cüzi iradeyi Allah yaratıyor mu diyor yoksa yaratmaz mı diyor bir öğren
kursat:
şimdi samimi soruyorum iyi dinle
kursat:
eğer bakar da Maturidi mezhebinin cüzi irademizi Allahın yaratmadığını savunduklarını görünce ne yapacaksın? onları tekfir edecek misin ya da onları tekfir eder misin? yani onlara kafir der misin?
kursat:
cevap ver
SaFa_Cihad :
haşa ben o mertebede değilim, ben kimseyi tekfir edemem, sen de
kursat:
bak bunlar düşüncelerimizi Allah yaratmaz diyor. “herşeyi yaratan Allahtır” ayetini inkar ediyorlar. onları tekfir etmeyende kafir olur ona göre
SaFa_Cihad :
o zaman tabi ki tekfir ederim, buna ne şüphe
kursat:
ha şöyle
SaFa_Cihad :
Kur'an'ın bir harfi değiştirilemez
kursat:
bak eşari mezhebini bilir misin
SaFa_Cihad :
evet bilirim, ne olmuş onlara
kursat:
nasıl bilirsin
SaFa_Cihad :
iyi bilirim
SaFa_Cihad :
anlat işte
kursat:
onlarda “kulun özgür iradesi yoktur” derler
kursat:
bak Gazali, Razi bunlar eşaridir ve cebircidir
kursat:
bak imanı Allah mı yaratır
SaFa_Cihad :
herşeyi Allah yaratır
kursat:
halbuki Maturidi mezhebi “imanı Allah yaratmaz” der ama mezhep imamları “imanı Allah yaratır” der yaaa
SaFa_Cihad :
ne yaaa
kursat:
yani öyle sahtekarlıklar dönüyor ki
SaFa_Cihad :
eğer öyle deseydi merak etme bizden önce bütün mezhep imamları onu tekfir ederdi
SaFa_Cihad :
demek ki dememiş, iftira, hep anlatıyorsun hiç kaynak göstermiyorsun, hadi bir yerden kaynak göster okuyayım
ama yok , netten bir kitap göster, veya islam ansiklopedisi gibi bir kaynak ver hemen bakayım, ama yok
kursat:
bak Ebu Mansur Maturidi “imanı Allah yaratır” dedi ancak şu anda onun mezhebini anlatan kitapların hepsi “imanı Allah yaratmaz” diyorlar
SaFa_Cihad :
hep kendi çıkarımların. “bak o imanı “Allah yaratır dedi” ifadesini kullandın, bak işte ilk itiraf , ben onun dediğine bakarım
kursat:
fetevayi hiddiyye 4 cilt küfür sözleri bahsinde imanı Allah yaratmıştır diyene kafir diyorlar
SaFa_Cihad :
bakıyorum şimdi
kursat:
ama o kitabında "kitabut tevhid" imanı Allah yaratır dedi
SaFa_Cihad :
kendi dediğine bak, güzel kardeşim. kendi ne demiş?
kursat:
bak, sen ne biçim adamsın. benim kitabımda yüzlerce kaynaktan örnek verdim. orada Maturidinin kitabından örnek var. baksana oraya; hala kaynak vermiyorsun diyorsun ayıp ayıp, kaynaklar orada
SaFa_Cihad :
mevzu ne o zaman
kursat:
ama o ne dediğinin farkına varamadı
SaFa_Cihad :
gülünç olma

zxzx
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Mesajlar: 53
Kayıt: 01 Ara 2008 [ 16:25 ]

Re: yazdığım kitap

Mesaj gönderen zxzx » 27 Kas 2016 [ 18:38 ]


***...........................................................



kursat:
Allahın iradesi mi bizim irademize tabi yoksa bizim irademiz mi Onun iradesine tabi
SERHAN:
bizim irademiz onun iradesine tabi. O irade etmese, bizim irademiz işe yaramaz
kursat:
o halde
SERHAN:
mesela, Allah sen neyi irade edersen onu yaratıyor. Mesela, cüzi iradenle bilgisayarı açmak istedin, yarattı. Fakat, o bilgisayarı açmanı irade etmeseydi, sen istediğin kadar irade et, açılmazdı.
kursat:
bu cebr değil mi
SERHAN:
hayır
SERHAN:
çünkü, adeti, senin cüzi iradene göre yaratmak. Fakat eğer o istemese, sen yerinden hareket edemezsin. fakat böyle bir Âdeti yoktur.
kursat:
nerden biliyorsun
SERHAN:
çünkü, şimdi bilgisayarı kapatmayı istesen, yaratır. Bilgisayarı kırmak istesen yine yaratır.
kursat:
zorunda mı yaratmaya
SERHAN:
Yani, senin cüzi iradenle, Allahın iradesi aynı anda olmalıdır. Sen istesen Allah istemese, iraden işe yaramaz.
kursat:
son dediğin cümleler üzerinde konuşalım tamam mı işte seni gerçek yüzün bu, göstereceğim sana
kursat:
"Yani, senin cüzi iradenle, Allahın iradesi aynı anda olmalıdır. " dedin. özellikle bu cümle üzerinde konuşalım
kursat:
önce sen başla bu lafla neyi kasdettin açar mısın
SERHAN:
Mesela, sen birisini öldürmek istedin. Fakat, Allah o adamın ölmesini istemedi. Sen istesen de o adamı öldüremezsin
kursat:
daha ne kasdettin
SERHAN:
Allahın kötülükleri engellemesi cebir değildir. Çünkü, ortada şer değil, hayır vardır. Hayırda cebr olur. Fakat, bir adamdan bir kötülük çıktıysa, o adam sorumludur. Çünkü, mutlaka cüzi iradesi karışmıştır. Çünkü Allah şerlere sebep olmaktan münezzehtir
kursat:
"Çünkü Allah şerlere sebep olmaktan münezzehtir" dedin. peki dünyadaki böylesine şerleri Allah yaratmıyor mu o yaratmıyorsa kim yaratıyor?
SERHAN:
Evet,ama kul, cüzi iradesiyle sebep oluyor. Allah ise, o şerrin neticesindeki büyük hayırlar için o şerri yaratıyor. Kul, zulmetmiş oluyor, kader adalet ve rahmet etmiş oluyor.
kursat:
kulun cüzi iradesiyle sebep olması Allalhın iradesinin dışında mı gerçekleşiyor ki böyle ifadeler kullanıyorsun
SERHAN:
Allah, kulun cüzi iradesiyle ne yapacağını ezeli ilmiyle biliyor ve ona göre bir kader çiziyor. Yani, Kader, cüzi iradeye ve sonuca bir bakıyor.
kursat:
Yani, senin cüzi iradenle, Allahın iradesi aynı anda olmalıdır. " dedin. özellikle bu cümle üzerinde konuşalım
kursat:
senin iraden sonradan mı oldu ezeli mi
SERHAN:
kesinlikle ezeli değil
kursat:
Allahın iradesi ezeli mi
SERHAN:
kesinlikle ezeli
kursat:
"yani, senin cüzi iradenle, Allahın iradesi aynı anda olmalıdır. " dedin. ezeli ile sonradan olan nasıl aynı anda olur?
SERHAN:
aynı anda demedim
kursat:
"senin cüzi iradenle, Allahın iradesi aynı anda olmalıdır." bu ne demek o halde
SERHAN:
yani hem istemen lazım hem de Allahın istemesi lazım
kursat:
soru şu: senin istemen mi öncedir yoksa Allahın istemesi mi; yani zaman olarak öncelikten bahsediyorum
SERHAN:
Allah, senin cüzi iradenle neyi isteyeceğini biliyor ve sana bir kader tayin ediyor
kursat:
soru şu: senin istemen mi öncedir yoksa Allahın istemesi mi; yani zaman olarak öncelikten bahsediyorum
SERHAN:
Allahın iradesi ezeli olduğu için, onun indinde önce ve sonra yoktur
kursat:
ezeli olan şey sonradan olan şeyden önce midir değil midir
SERHAN:
ezeliyet, kainata göre değişmez.
SERHAN:
ezeliyette, kainattan önce ve sonra diye bir mana yoktur
kursat:
ezeli olan ben yokken de var mıydı
SERHAN:
vardı. Fakat zaman yoktu.
kursat:
o halde ezeli varlık benden önce de vardı demek olur
SERHAN:
Mesela, senin anlayacağın dille anlatayım
kursat:
evet
SERHAN:
Allah kainatı yaratmadan önce böyle bekliyordu. Sonra bir zaman sonra kainatı yaratmaya karar verdi diye düşünmek yanlıştır. Yani ezeliyet sonsuz yıl demek değildir
kursat:
nedir
SERHAN:
Zaman, kainata göre vardır. Allahın indinde kainattan önce ve sonra diye bir şey yoktur.Yani, tabiri caiz ise, kainattan önce ve kainattan sonra, her şey onun indinde bir andır.
kursat:
o halde alem ezeli mi
SERHAN:
değil
SERHAN:
bize göre bir başlangıcı vardır. Fakat Allahın indinde zaman olmadığı için, sonsuz yıl bekleyip, sonra zamanın birinde kainatı yaratmamıştır. Yani, Allahın kendini tanıtma ve sevdirme duygusu da ezelidir
kursat:
nasıl, o zaman beklemedi ise ezeli olmuyor mu alem.
kursat:
Allahın duygusu olur mu
SERHAN:
elbette,kendine has ve vücub-u vücuduna layık tabir edemediğimiz duyguları vardır
SERHAN:
Bu duygular, kainatın yaratılmasını iktiza ediyor
kursat:
bu duygular değişir mi
SERHAN:
hayır , ezelidir, zamandan ve mekandan münezzehtir
kursat:
duygu mu değişmez
SERHAN:
elbette
kursat:
peki mesela ben inandım ona sevinir mi
SERHAN:
evet
kursat:
sonra inkar ettim diyelim üzüldü mü o zaman
SERHAN:
bütün bunlar onun indinde bir anda oluduğu için Allaha göre önce ve sonra diye bir şey yoktur.Çünkü sıfatları ezelidir. Ayrıca, bu sevinmek ve üzülmek tabirleri, kendi vücub-u vücuduna has ve sıfat-ı Kudsiyesine layık bir tarzdadır.
kursat:
sevinmek ve üzülmekte ezeli mi diyorsun yani
SERHAN:
evet
SERHAN:
bunlara şuunat-ı ilahi diyoruz
kursat:
ezelde ne var da ona üzülecek ve yine ne var da ona sevinecek
SERHAN:
Allah, kainatı ezeli ilmiyle biliyor ve ezeli olan görmesiyle görüyor. Fakat, senin aklın yine sonsuz yıl öncesine gidecek. Yani, ezel tabirini sonsuz yıl olarak anlayacaksın
kursat:
peki Allah güler mi
SERHAN:
mecaz olarak kullanılırsa, yani ''rahmetinin tebessüm etmesi'' diye olur. Fakat, hakiki manada olmaz
kursat:
bu konuda hadisler var güler diye
SERHAN:
işte dediğim gibi ''rahmetinin tebessüm etmesi'' gibi manalara geliyor
kursat:
peki bu mananın zahirini alan ve böyle inanana kafir der misin
SERHAN:
evet
SERHAN:
yani, bilerek ve isteyerek söylese itikadı bozuk demektir
kursat:
peki Allahın eli, gözü, bacağı var diyen, Allah iner diyen, hareket eder diyene kafir der misin
SERHAN:
hakiki manada böyle itikad eden, kafir olur. Fakat, bunların mecaz manaları ile söylenirse o zaman doğru olur
kursat:
son peygamberden rivayet edilen ve buhari , müslim ve kütübü sitte tarafından rivayet edilen 37 sahabiden rivayet edilen şöyle bir hadis var
kursat:
rivayet şu: gecenin üçte biri kalınca Allah iner ve yok mu bağışlanma isteyen bağışlayayım der
kursat:
yüzlerce insan biçimci ilah anlatımı rivayet ediliyor . bu rivayetlerle ilgili yorumun nedir
SERHAN:
Gerçek bir müminin aklının ucundan , Allah zatıyla yere iner manası geçmez.
kursat:
ama bu rivayete ne dersin
SERHAN:
işte mecaz dedik ya
SERHAN:
mesela ben sana bir hadis söyleyeyim
SERHAN:
Allah, insanı rahman suretinde yaratmıştır
kursat:
peki ama bir tane bile şöyle rivayet yok. “ben böyle diyorum ama başka mana kasdediyorum” şeklinde bir rivayet yok
kursat:
işte benzerleri çok . insanların ekserisinin anlayışı kıttır ve bu rivayetlerin zahirini alırlar
SERHAN:
Olur mu öyle şey, Kur'an baştan başa Allahın zamandan ve mekandan münezzeh olduğunu söylüyor ve bütün noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu söylüyor.


*** Bugün aldığım bir kararla "dua etme" işini inkar ettim. Zaten Allah’ın ilminde olacak olayların nasıl olacağı bellidir ve diyelim şöyle dua edildi, mesela: birisi istanbula gitmek için otobüse bindi ve dedi ki: yarabbi sağ sağlim istanbula ulaşmamı nasip et dedi varsayalım .
bakın zaten ezeli ilminde bu kişinin sağ sağlim mi yoksa sakat olarak mı ve ya yolda mı öleceğini Allah bilir ve Allahın bu ilminde olanlar ilmine göre olur yani ilmi değişmez hakbuki bu duayı etmek şu manaları beraberinde taşır:
1_ Allaha hadis yani sonradan olan irade nispet edlliyor, yani benim İstanbula sağ sağlim olarak gitmemi iste, manasında. Yani bu duayı ettikten sonra, Allahın böyle bir istekte bulunması istenmiş oluyor ki sonradan olan bir irade manasına gelir. Halbuki çok kitapta Allahın ezeli iradesi olduğu yazılıdır.
2 _ Sanki bela gelebilir de bu dua sayesinde bu bela önlenmiş olur gibi bir manayı savunduğu akla gelir. Halbuki gelecek olan bela gelir. Gelmeyecekse gelmez. Bunlar Allahın ilminde zaten bellidir ve değişmez. Bu duayı etmekle sanki Allahın ilminin değişebileceği ima ediliyor. Eğer denirse ki Kuranda dua eden peygamberler örnek veriliyor ve şöyle ayet var: " Dua edin ki icabet edeyim" yani karşılık vereyim
cevap : Kuran ayetlerinin hakiki manada anlamlarının olmadığını açıklamıştım ya da açıklayacağım

*** Allah başka türlü bilebilir miydi ya da ilmi (ilmindekiler) başka türlü olabilir miydi?

burdayımsssssssssssssss
***

kursat:
insan fiillerinde Allahın iradesinin etkisini nasıl algılıyorsun
SaFa_Cihad :
İmtihan dünyasında insan ister, istediği fiilerini Allah yaratır
SaFa_Cihad :
Namaz kılmak istiyor, namaza başladı, tekbir getirmek istedi Allah yarattı, rüku secde istedi Allah yarattı, selam vermek istedi Allah yarattı
kursat:
peki ama namaz kılmak istemesi de sana göre Allahın iradesiyle olmadı mı
SaFa_Cihad :
insanın iradesi doğrultusunda Allah'ın iradesiyle oldu
SaFa_Cihad :
İnsan irade etmese Allah'da etmezdi
kursat:
bu ifadenle Allahın iradesinin ezeli olduğunu inkar ettiğini görüyorum
SaFa_Cihad :
Allah ezelden insanın ne irade edeceğini bilir
kursat:
yani sen Allahın ilmi de ve iradesi de ezeli diyorsun değil mi
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
şimdi lütfen dikkat
kursat:
bildiği için mi irade etti o halde
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
emin misin bak sıkıştıracam seni
SaFa_Cihad :
bliyorum şimdi diyeceksin ki eğer insan karar değiştirirse ne olur?
SaFa_Cihad :
Allah yanılmış mı olur
kursat:
yok
SaFa_Cihad :
Veya karar değiştirse de Allah iradesini değiştirecek değildir, diyeceksin ama buyur sor
kursat:
yok değil, daha derin
SaFa_Cihad :
söyle
kursat:
sen dedin ya bildiği için irade etti
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
dikkat edersen “bildiği için” ifadesinde şu mana var: sanki önce biliyor sonra irade ediyor gibi bir mana var zira bildiği için ifadesinden bu anlaşılıyor ne dersin
SaFa_Cihad :
ikisini aynı anda yapıyor, ezelin başlangıcı yoktur, bu nedenle buna karar veremezsin
kursat:
”bildiği için irade etti” diyemezsin o halde
SaFa_Cihad :
ikisini aynı anda yapıyor -Allahu Alem- diyebilirim
kursat:
çünkü bunu dersen yani "bildiği için irade etti" o zaman şunu da dersin "irade ettiği için bildi"
kursat:
çünkü ikisine de ezeli deyince fark kalmıyor bu lafların
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
o halde sen mantık olarak, “bildiği için irade etti” diyemezsin; bunu kabul ediyor musun
SaFa_Cihad :
bildiği anda irade etti derim
kursat:
ezeli için an ifadesini kullanamazsın ki
SaFa_Cihad :
bildiğinde irade etti derim o zaman
SaFa_Cihad :
daha doğrusu buna sen de, ben de karar veremeyiz, Çünkü ilmimiz yetmez, Biz ezeli bilemeyiz
kursat:
yani “bildiği için irade etti” diyemiyorsun öyle mi kabul ettin mi
SaFa_Cihad :
irade ettiği için bildi de diyemiyorum
kursat:
evet okey mi safa
SaFa_Cihad :
ok
kursat:
şimdi bak dönelim geriye
SaFa_Cihad :
dönelim
kursat:
bizim şu an ki yazışmamız sana göre Allahın iradesiyle oldu ya, ve bizim irademiz sonradan oldu ya
SaFa_Cihad :
bizim irademizin de etkisiyle
SaFa_Cihad :
Allah ezelden bizim irademizi biliyor, bunu az önce ki sohbet engellemez
SaFa_Cihad :
Allah iradesi doğrultusunda mı bilir, bilgisi doğrultusunda mı irade eder? sonuç ne, ikisini de bilemeyiz
kursat:
bak alem yokken de bizim yazışacağımızı Allahın irade ettiğini kabul ediyorsun ya
SaFa_Cihad :
bildiğini de kabul ediyorum aynı zamanda
kursat:
bak bu konudan sonra neden benim Allahın iradesini inkar ettiğimi konuşuruz. çünkü sen bayağı anladın bir şeyler
SaFa_Cihad :
ben her şeyi zaten biliyorum da sen anlayamıyorsun
kursat:
bildiği gibi olmasını mı irade etti yoksa bildiğinin aksine olmasını mı irade etti? ne dersin
SaFa_Cihad :
bildiğinin aksi olamaz çünkü bir insanın bütün ömrünü biliyor, aldığı kararı, değiştirdiği kararı ve sonra yine değiştirdiği kararı da
SaFa_Cihad :
bildiğini aksi diye bir şey yok,
kursat:
yani bildiği gibi öylemi
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
ve bizim yazışacağımızı değişmez bir ilimle biliyor öyle mi
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
biz Allahın olacağını bildiği bir şeyi engelleyebilir miyiz
SaFa_Cihad :
hayır
kursat:
o halde biz burada mecburen yazışıyoruz desene
SaFa_Cihad :
hayır, biz istedik Allah irade etti, şu anda vazgeçtik, Allah onu da bilir
kursat:
bak hem ilmi hem sana göre iradesi bu fiillerimize taalluk etti, daha bizim özgürlüğümüz nerede açıkla bakalım
SaFa_Cihad :
Açıklıyorum ama anlamak istemiyorsun
kursat:
geçen bir soru sormuştum, Allahın ilmindekiler başka türlü olabilir miydi diye ne dersin
SaFa_Cihad :
evet olabilirdi
kursat:
unutma değişmez bir ilimden bahsediyoruz
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
demene göre değişebilir öyle mi
SaFa_Cihad :
değişebilir evet
SaFa_Cihad :
ezelde değişirdi yani bu
kursat:
sence ilim Allahın sıfatı mı
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
peki Allah için değişme caiz midir
SaFa_Cihad :
hayır değildir. senin dediğin manada
kursat:
o halde ilim bir sıfatsa onun da değişmemesi icap etmez mi
SaFa_Cihad :
değişmiyor ki zaten
kursat:
ama başka türlü de olabilirdi diyorsun
SaFa_Cihad :
evet, olabilirdi
kursat:
bu değişebilirdi manasındadır
SaFa_Cihad :
bizim için değişiyor, Allah için değil
kursat:
Allahın ilminden bahsediyorum
SaFa_Cihad :
Allah o değişikliği de ezelden bildiği için onun için bir değişiklik yok
kursat:
diğer konuya geçelim
SaFa_Cihad :
geçelim
SaFa_Cihad :
bu üç oldu
kursat:
Allahın iradesinin inkarı meselesi
SaFa_Cihad :
söyle bakalım
kursat:
çok incedir, dokuz yılda anladım
SaFa_Cihad :
bunlar kadarsa fazla da ince sayılmaz
kursat:
çok ince
SaFa_Cihad :
söyle bakalım dokuz yılını boşa mı geçirmişsin
kursat:
irade ne demek
SaFa_Cihad :
istemek dilemek
kursat:
tecih etmek seçmek gibi manaları da var mı
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
sence Allah ezelde mi tercih etti seçti
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
şimdi düşünelim seçmek için seçilenlerin mevcut olması şart mıdır
SaFa_Cihad :
bizim için şarttır
kursat:
Allah için şart mıdır
SaFa_Cihad :
Hayır
kursat:
peki Allah olmayan bir şeyi nasıl seçer
SaFa_Cihad :
Olacağını bilir ve seçer, Çünkü Onun ilmi sonsuzdur
kursat:
evet burası önemli, yani ilmine göre seçer diyorsun değil mi
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
soruyorum bomba soruyu
SaFa_Cihad :
sor da aynı noktaya gelecek
kursat:
ama ilminde zaten neyin meydana geleceği yok mu
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
eeeeeeeeeee
SaFa_Cihad :
var
kursat:
daha bunu seçmek ne manaya geliyor ki
SaFa_Cihad :
ben bu olayı yanış yorumladım yaratmakla karıştırdım, Allah neden seçsin ki, Allah'ın değil bizim seçimlerimizin olduğu bir dünya bu
kursat:
zaten Allahın ilminde belli olan şeyi, seçmesinin manası yoktur
SaFa_Cihad :
İmtihan dünyası
kursat:
ama sen Allahın iradesini kabul etmiyor musun
SaFa_Cihad :
Ediyorum
SaFa_Cihad :
bu seçim değildir ki
kursat:
eeeeeeeee
SaFa_Cihad :
İstemesidir
kursat:
seçim olmadan irade nasıl olur
SaFa_Cihad :
Şöyle olur, Hep insanın seçtiğini seçerse olur
kursat:
peki son peygamberi o kadar insan içinden seçmedi mi
SaFa_Cihad :
evet , bu külli irade işte
kursat:
bak şimdi seçme var diyorsun, yukarda yok demiştin
SaFa_Cihad :
SADECE SEÇME yok diyorum
SaFa_Cihad :
Bu konuyu cüz'i irade ve külli irade olarak incele
kursat:
Kuranda Allahın, Musayı seçtiği ifade ediliyor bu ayete ne dersin o halde
SaFa_Cihad :
Külli irade derim
SaFa_Cihad :
Yani Allah'ın karışılmaz seçimi
kursat:
demin “seçme yok” dedin ya
SaFa_Cihad :
sonra açıladım ya, okumadın mı?
kursat:
ama ilminde bunlar zaten belli, belli olan şeyi seçmenin ne anlamı var
SaFa_Cihad :
seçimi de ilminin içindeyse
SaFa_Cihad :
ezeli olan şeylerin hangisi önce bilemeyiz; konusunda anlaşmıştık hani?
kursat:
işte ben bu ve benzeri delillerle iradesini inkar ettim
SaFa_Cihad :
bu bir delil değil ki
kursat:
sence ezeli seçim olur mu iyi düşün
SaFa_Cihad :
Evet olur
kursat:
seçmek için duraksamak gerekir
SaFa_Cihad :
bu senin benim için böyle
kursat:
Allah için farklı mı diyorsun
SaFa_Cihad :
evet , her şey de olduğu gibi
kursat:
o halde Kuranda geçen Allahın eli ifadesini düşünelim Allahın eli mi var
SaFa_Cihad :
hayır
kursat:
Allahın görüleceğine inanıyor musun
SaFa_Cihad :
evet
kursat:
cisim olmayan mekanda olmayan şey nasıl baş gözümüzle görülür
SaFa_Cihad :
Buna bizim ilmimiz yetmez bizim ilmimiz sadece bu dünya da gördüklerimizle sınırlı, Daha fazlasını bilmeyiz
kursat:
hep kestirip atıyorsun



***


kursat:
çok önemli, dün aldım bu kararı
kursat:
alemin kıdemine karar verdim, yani ezeli, bunu konuşalım
kursat:
alem hadis mi
ALLAHIN NURU:
evet
kursat:
neyden sonra peki
ALLAHIN NURU:
nasıl yani
kursat:
hadis diyorsun ya, yani sonradandır diyorsun ya, neyden sonra diye sordum
ALLAHIN NURU:
sonradan olan şey illa başka bir şeyden sonra mı olmalıdır
kursat:
evet
ALLAHIN NURU:
öncesi yoksa o sonradandır
kursat:
çünkü her sonradan olanın mutlaka öncesi olmalıdır ki ona sonradan denmiş olsun
ALLAHIN NURU:
sonradan olanın sonradan olduğu bellidir
kursat:
nasıl bellidir
ALLAHIN NURU:
sen alemin ezeli olduğunu nasıl söylüyorsun
kursat:
oraya geleceğiz
ALLAHIN NURU:
ne zaman oluşmaya başladığını bilim bile ispatladı nerdeyse
kursat:
sen bakma o bilime, mantığa bak
ALLAHIN NURU:
herkesin mantığı aynı değil ki
kursat:
soruyorum Allah alemi varetmek için bekledi mi
ALLAHIN NURU:
senin mantığına mı bakacağız
kursat:
soruyorum Allah alemi varetmek için bekledi mi
ALLAHIN NURU:
Allahın bileceği bir şey bu
kursat:
bak şimdi mesela Allah'ın zatı ile O'nun gayrısındaki ilk varolan arasında 1saniye de olsun bir an geçmedi mi
kursat:
sen yaratma ifadesininden ne anlıyorsun, yaratma nasıl oluyor sence
ALLAHIN NURU:
yaratma anlıyorum
kursat:
ne ile oluyor
ALLAHIN NURU:
Allahın ol demesiyle
kursat:
mesela düşüncelerimiz nasıl varoluyor
kursat:
Allah “ol” der mi,
kursat:
”ol” demek için ses lazım değil mi
kursat:
Allahın sesi mi var , var dersen ezeli ses olur mu
ALLAHIN NURU:
Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah'tır. O, bir işin olmasını dilerse, ona ancak «ol» der ve olur. (Bakara 117)
ALLAHIN NURU:
demek ki Allah “ol” diyor
kursat:
ben de biliyorum o ayeti ama sana “ol” demediğini göstereceğim
kursat:
”ol” hitabı varolana mı oluyor yoksa yokluğa mı oluyor
ALLAHIN NURU:
yani Allah, Kuranda "Allah ol der" diyor, sense böyle olmadığını söylüyorsun
kursat:
ona bakarsan arşa istiva etmesinden de bahsediyor Kuran
ALLAHIN NURU:
tamam
kursat:
istiva oturmak demektir
ALLAHIN NURU:
ne var bunda
kursat:
Allah arşa mı oturdu yani
ALLAHIN NURU:
onun mahiyetini biz bilemeyiz ki
kursat:
evet mi hayır mı
ALLAHIN NURU:
"Allahın eli" de deniyor Kuranda
kursat:
peki el var mı
ALLAHIN NURU:
şimdi Allahın bizim gibi eli mi var diyeceğiz
kursat:
var mı yok mu
ALLAHIN NURU:
Allah olduğunu söylüyor ama bu bizim elimiz gibidir diyemeyiz
kursat:
eli yoktur
ALLAHIN NURU:
aynı şekilde Allah "ol" der ama bunun illa bir ses olması gerekmez
kursat:
zira gözünden de bahseden ayetler var yüzünden de
kursat:
soruyorum “ol” hitabı varolana mı oluyor yoksa yokluğa mı oluyor
ALLAHIN NURU:
bunların mahiyetini Allah bize bildirmemiş ki sen niye bunları anlamak için uğraşıyorsun
kursat:
varolan ise, o zaten var
kursat:
yokluğa ise yokluk hitaptan anlamaz
kursat:
yaratma diyordum, ben yaratmayı şöyle anlıyorum: ilmindekilerin varlık sahasına çıkması olarak
ALLAHIN NURU:
neden ayetlerden deliller getirmiyorsun söylediklerine
kursat:
yani ayrıca yaratma sıfatı yok
kursat:
bak ayetler konusunda diyeceklerimi dinle, diyorum ki aslında Kuranın manası yok
kursat:
neden mi
ALLAHIN NURU:
senin söylediklerinin manası var mı
kursat:
esasen yok , o manaları biz yüklüyoruz ama bize de Allah yüklüyor
kursat:
iradeden bahsedelim
kursat:
Allahın iradesini inkar etmiştim, sana bunu kanıtlayayım mı
ALLAHIN NURU:
sen Allahın iradesini değil sıfatların gayrılığını inkar ediyorsun
kursat:
hayır ben ilmini kabul ediyorum diğer bütün sıfatlarını inkar ediyorum ilmi de zatıdır diyorum
kursat:
sana Kuranın nasıl bir kitap olduğunu göstereceğim
kursat:
Bakara 6 ve 7. ayetleri yazda görelim
ALLAHIN NURU:
Kuranın nasıl bir kitap olduğunu bir tek sen mi biliyorsun
kursat:
belki, Allahtan gayrı olarak
ALLAHIN NURU:
6-Şüphe yok ki, inkar edenleri, başlarına gelecekle uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.
7-Allah onların kalblerini ve kulaklarını mühürlemiştir, gözlerinde de perde vardır ve büyük azab onlar içindir.
ALLAHIN NURU:
sorun ne
ALLAHIN NURU:
önce sen ne anladığını söyle
kursat:
gördüğün gibi Allahın mühürlemesi var
ALLAHIN NURU:
eeeee
kursat:
sen şimdi şunu dersen: bunlar çok diretti de ondan mühürlendi bunlar
kursat:
şunu soracam
ALLAHIN NURU:
evet
kursat:
mühürlenme anında bu şahıslar iman edebilir mi
ALLAHIN NURU:
mühürleme inkardan sonra oluyor
kursat:
ama ben başka soru soruyorum
ALLAHIN NURU:
ayette bahsedilenler inkar edenler
kursat:
mühürlenme anını soruyorum, bu anda iman edebilirler mi
ALLAHIN NURU:
olabilir
kursat:
mühürlenme diyorum, ayete bir daha bak
ALLAHIN NURU:
tamam anladım
kursat:
eeeeeeeeeeeee
kursat:
mühürleme sana göre neden oluyor, maksadı var mı
ALLAHIN NURU:
Allahın maksadı var mı diyorsun yani
kursat:
bence yok sana göre konuşuyorum
ALLAHIN NURU:
Allah maksadsız iş yapar mı
kursat:
maksadı yok
kursat:
bu başka konu
ALLAHIN NURU:
niye
kursat:
öyle, onu da konuşuruz konu dağılmasın
kursat:
mühürlenme anında bu şahıslara iman teklifi var mı? Araf 158 e bakabilirsin
ALLAHIN NURU:
Araf 158 - De ki: «Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, O'ndan başka tanrı bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın, hepiniz için gönderdiği peygamberiyim. Allah'a ve okuyup yazması olmayan, haber getiren peygamberine -ki o da Allah'a ve sözlerine inanmıştır- inanın; ona uyun ki doğru yolu bulasınız.»
kursat:
demek ki
ALLAHIN NURU:
teklif var değil mi?
kursat:
mühürlenme anında da bu insanlara iman etme emri var değil mi
kursat:
şimdi düşünelim mühürlenme anında onlar iman edemezler. buna karşıllık iman etmekle mükellefler, kabul mü?
ALLAHIN NURU:
iman etme emrine ısrarla karşı geldikleri için mühürleniyorlar
kursat:
sonuçta ben bu mühür anındaki tekliften bahsediyorum
ALLAHIN NURU:
ben anlıyorum da sen nasıl anlıyorsun onu merak ediyorum
kursat:
burada bu kullara Allah kaldıramayacakları yükü yüklemiş olmuyor mu
kursat:
hem mühürleme var hem de teklif var
kursat:
iyi düşün
kursat:
o şahıs da iman değil de küfür varedilirse durum ne olur
kursat:
sonuçta teklifi mala yutak vardır, kaldıramayacakları yükü yüklüyor Allah
ALLAHIN NURU:
Allah Kuranda, insana kaldıramayacağı yükü yüklemeyeceğini söylüyor, çelişiyor mu yani
kursat:
onu söyleyecem zaten şimdi, bu ayetin zahirini alamayız, esasen yüklüyor
ALLAHIN NURU:
yani Allah hem öyle hem de böyle diyor öyle mi
kursat:
bu ayetin tevili, izahı kitabımda var
kursat:
Bak Araf 2. ayeti aç, sonra İsra 46 yı aç, Kehf 29 aç, sonra Yunus 100 aç
ALLAHIN NURU:
Araf 2-Sana bir Kitap indirildi. Onunla insanları uyarman ve inananlara öğüt vermen için kalbine bir darlık gelmesin.
kursat:
Kuran'a ben inanırım yanlış anlama
ALLAHIN NURU:
nasıl inanıyorsun, çelişki var diyorsun
kursat:
karışık bu işler, çelişki yok
kursat:
zaten sana dedim esasen Kuran'ın anlamı yok
ALLAHIN NURU:
sen Kuran'a inandığını söylüyorsun ama inanmıyorsun
kursat:
inanıyorum, ama manası hakiki anlamda yoktur diyorum

zxzx
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Mesajlar: 53
Kayıt: 01 Ara 2008 [ 16:25 ]

Re: yazdığım kitap

Mesaj gönderen zxzx » 27 Kas 2016 [ 18:40 ]


***


kursat:
bak sen aleme sonradandır diyorsun değil mi
SERHAN:
sonradan biraz noksan kalıyor. Fakat, bir başlangıcı var diyebiliriz
kursat:
evet işte problemler burada çok var, mesela sence zamanı Allah mı yarattı
SERHAN:
evet
kursat:
bu zamandan önce Allah mı vardı
SERHAN:
vardı, fakat zaman yoktu
kursat:
bak burada büyük çelişki içindesin
SERHAN:
neden, Allah, kainattan sonsuz uzaktır. Zaman kainatla başlamıştır. Allah için kainattan önce Allah veya kainattan sonra Allah düşüncesi yanlıştır.
kursat:
bak çelişkin şu, Allah vardı hiç birşey yoktu diyorsun, sonradan da Allah vardı ve alem oldu diyorsun ve şunu da ekliyorsun zaman alemin sonradan yaratılmasıyla oldu, ancak sen şunu zaten diyorsun alemden önce Allah vardı
kursat:
okey mi buraya kadar
SERHAN:
evet
kursat:
bak alemden önce Allah vardı ne demek, şu demek değil mi, öncelikten bahsediyorsan zamandan da bahsediyorsun demektir, yani demene göre Allah zamanı yaratmadan önce de zaman vardı bu mana çıkıyor
SERHAN:
kainat yokken zaman yoktu ki, Allahın indinde şimdi de zaman yok
kursat:
ama Allah kainattan önce var diyorsun, zaman olmadan öncelikten bahsedilir mi
SERHAN:
Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Allah var, fakat zaman yok.
kursat:
süper soru sana
SERHAN:
Yani, ezel senin düşündüğün gibi sonsuz yıl demek değildir
kursat:
bak sen Allah alemi yarattı diyorsun ya, ama önceden alem yoktu diyorsun, sonradan var oldu diyorsun ya, sence bu bir değişmemidir, bomba soru şu: zamansız bir değişmeden bahsedilebilir mi, zaman kavramı olmadan öncelikten bahsedilebilir mi, bir şey başka şeyden öncedir demek şu demektir: zaman bakımından önce
SERHAN:
Ezel tabirini sen sonsuz yıl olarak anlıyorsun. Yani, senin hayal ettiğin gibi, Allah sonsuz yıldan beri bekliyordu, sonra kainatı yaratmaya karar verdi diye bir şey yoktur. Allahın indinde önce ve sonra yoktur
kursat:
zaman yokken, bir şey başka şeyden öncedir nasıl denir, zamanı yarattı diyorsun ya, zamanı ne zaman yarattı,
istediği bir zaman mı
SERHAN:
Allah sonsuz yıldan beri bekliyordu, sonra zamanın birinde kainatı yarattı diye bir şey yanlıştır
kursat:
bu laf ne demek
SERHAN:
sen ezeli, sonsuz yıl olarak hayal ediyorsun. Bu da yanlıştır.
kursat:
Allah zamandan münezzehdir ne demektir
SERHAN:
Yani, zaman ve mekan onun zatında yoktur
kursat:
zaman sonradandır ne demek , sonradan bahsediyorsan öncelikten de bahsetmen lazım ki bunlar zaten zaman birimleridir
SERHAN:
Şu demektir: Yani, kainatın bir başlangıcı vardır demektir.
kursat:
peki ama sen diyorsun ki bu başlangıçtan önce de bir şey vardı yani Allah'ı kasdediyorsun, zaman dan önce Allah vardı demek zamandan önce zaman vardı manasına gelmez mi
SERHAN:
Peki sen neden Allaha zaman veriyorsun. Yani, Allah hep varsa, zaman vardır demek değildir. Yani, zaman kainat içindir. Allah ise, zamandan münezzehtir, Sen Allah'ı düşününce hep zaman ve mekan hayal ettiğin için bu hatalara düşüyorsun.
kursat:
bence zaman yok, varsayılan bir şey
SERHAN:
Yani, Allah indinde kainat yaratılmadan öncesi ve sonrası, hep bir andır (tabiri caiz ise)
kursat:
en son lafın aleme ezeli demeye gelmiyor mu
SERHAN:
kainat ezeli değildir ve olamaz
kursat:
bu noktada bir sorum daha var, Allah alemi sonradan yarattı dedin ya
SERHAN:
sonradan yarattı diye bir şey demedim
kursat:
peki yaratmak için bekledi mi beklemedi mi
SERHAN:
sonradan yarattı diye bir şey demedim. Ben de bunu anlatmaya çalışıyorum
kursat:
sonradan yarattı demiyorsan nasıl aleme sonradan diyorsun
SERHAN:
bak bunu iyi anla: Allah, zamandan ve mekandan münezzehtir. Yani, ezel, senin hayal ettiğin gibi, sonsuz yıl demek değildir. Yani ezele, yine zaman veriyorsun. Allah sonsuz yıldan beri haşa bekliyordu, sonra kainatı yarattı diye düşünmek yanlıştır
kursat:
beklemedi mi diyorsun
SERHAN:
beklemek veya beklememek zaman ve mekanda olanlar için kullanılır
kursat:
peki Allah ezelden beri fail miydi,fail yapan, etkileyen demek
SERHAN:
Allahın bütün sıfatları ezelidir
kursat:
o halde etkilemeside mi ezeli
SERHAN:
evet
SERHAN:
yani kudreti de ezeli
kursat:
etkilemesi ezeliyse etkilenen de ezelde etkilenmiş olmuyor mu
SERHAN:
kainatın bir başlangıcı vardır. Fakat, Allah zamandan münezzeh olduğu için, Allah kainatı ne zaman yarattı diye soramayız. Çünkü, zaman yok
kursat:
peki etkilemesi zatından sonra mı aynı anda mı
kursat:
ezeli olanın nedeni olur mu
SERHAN:
Elbette...Allah ne kadar büyük ve yüksekse, O’nun o kadar büyük ve yüksek gayeleri vardır
kursat:
Allahın gayesi yoktur, zira gaye edinmek acizliktir, zira gaye edinen, gayesiyle kendisindeki eksikliği tamamlamak ister rahata kavuşmak ister ki bu onun rahatsız olduğu anlamına gelir
SERHAN:
Peki kainatı niçin yaratmış, Kur'anı ne için indirmiş, Peygamberleri ne için göndermiş, İnsanları ne için yaratmış
kursat:
dedim ya nedeni yoktur,bunu sana ispatlayayım mı
SERHAN:
Yanılıyorsun. Mesela, çok şefkatli ve zengin bir zat, şefkat etmek ve muhtaçların ihtiyacını karşılamak ister. Bu onun ihtiyacından gelmiyor. Şefkatinin iktizasından geliyor. Yani,o şefkatli ve zengin zat, o fakirlere muhtaç değil
kursat:
şöhret ya da cömert olma düşüncesi ya da bunu yaparsa kendisini daha iyi biri olarak görme gayesi
SERHAN:
fakat öyle bir gayesi olmayan ve zengin ve şefkatli bir adamın fakirlere yardım etmesinin sebebi nedir, Anne neden evladını besleyip, büyütüyor, gayesi ne, neden sütüyle onu besliyor
kursat:
annenin sütüyle beslemesi, beslememesinden daha mı hayırlı
SERHAN:
annenin beslemesi daha hayırlı
kursat:
demek ki gayesi olan gördüğün gibi bir hayıra ulaşmak için bunu yapıyor bunu kabul ediyor musun
SERHAN:
evet
kursat:
emin misin
SERHAN:
evet
kursat:
bak şimdi sıkışacaksın, sen Allahın gayesi var diyorsun değil mi
SERHAN:
evet
kursat:
peki hayıra ulaşan, ulaşmadan önceki halinden daha mı efdaldir
SERHAN:
evet
kursat:
o halde Allahın gayesi var dersen Allah hayıra ulaşmak için bunu yapıyor demiş oluyorsun öyle mi? kabul ediyor musun?
kursat:
bak gayesi var dersen hayıra ulaşmak için bunu yapıyor demiş olursun ve bu halde daha efdal dedin yani bu laf şuna varır Allah eksikte daha iyi olmak için gaye ediniyor gibi mana çıkar
SERHAN:
Eğer Allah kainatı yaratmasaydı ve bu kadar hayırlar yapmasaydı haşa o zaman noksanlık olurdu, yani mesela Hz Muhammed aleyhissalatü vesselam ortaya çıkmazdı. Bu da büyük bir şer olurdu.
kursat:
dediğin lafların nereye gittiğini görmüyor musun
SERHAN:
biliyorum, gayet ulvi hakikatler
kursat:
”Eğer Allah kainatı yaratmasaydı ve bu kadar hayırlar yapmasaydı haşa o zaman noksanlık olurdu”
dedin
SERHAN:
evet, yani Allahın isim ve sıfatları kainatın yaratılmasını iktiza ediyor
kursat:
ama senin inancına göre Allah vardı ve alem yoktu, böyle bir pozisyon oldu, peki bu halde iken O'nda noksanlık mı vardı?
SERHAN:
yine Allah zaman verdin, Allahın zatını düşünürken zaman ve mekan düşünüyorsun. Bunda da hata ediyorsun, Allahın zatını düşünmemiz sırf bu sebeple yasaklanmış, çünkü, benzeri, zıddı yoktur
kursat:
bak Gazaliye güvenir misin
SERHAN:
hüccetül İslam
kursat:
senden bilgili olduğunu kabul ediyorsun yani
SERHAN:
elbette
kursat:
o Allahın amacı, gayesi yoktur diyor, eşari mezhebi de böyle der, Razi de böyle der
SERHAN:
Allah Kur'anı niçin indirdi
kursat:
nedensiz
SERHAN:
mantıklı mı
kursat:
zaten ben geçen de şunu da dedim: Kuranın hakikatte anlamı yok
SERHAN:
Peki Kur'anda Allah neden insanları ancak ibadet için yarattığını söylüyor, yani insanları yaratmasının gayesini neden söylüyor
kursat:
dedim ya nedensiz
kursat:
zaten bu ayetin zahirini alamazsın ispatlayayım mı
SERHAN:
ispatla bakalım
kursat:
bu ayeti direkt alırsan Allahın insan ve cinlerin ibadet etmelerini gaye edindiği manası çıkar değil mi, halbuki dünyada ibadet etmeyeler de var o halde Allahın gayesine ulaşamadığını söylemek gerekir ki insan ölçülerinde düşündüğümüzde gayesine ulaşamayan aciz demektir
SERHAN:
Allah, insana bir cüz-i irade vermiştir. Bazı insanlar nefis ve şeytanla mücadele ederek cüzi iradelerini Allahın isteği doğrultusunda sarf ediyorlar. Allahın gayesi gerçekleşmiş oluyor
kursat:
peki bu doğrultuda kullanmayanlar Allahın isteğinin dışında mı kullanmış oluyorlar cüzi iradelerini
SERHAN:
Allah, onların cüzi iradelerini böyle kullanacaklarını bildiği için onları yaratıyor. Yani, onların cüzi iradelerini bu şekilde şerre kullanmalarına ÇOK HAYIRLAR İÇİN izin veriyor.
SERHAN:
mesela karşındaki bilgisayarın bu şekilde olma ihtimali sonsuz ihtimalden birdir. Fakat, bu şekli seçen bir insan vardır. Bu bilgisayar bu sebeple bu şekilde.
SERHAN:
Kainat neden bu şekilde, yani bu şekli kim tercih etmiştir
kursat:
kimse tercih etmedi
SERHAN:
o halde neden bu şekilde
kursat:
nedensiz
SERHAN:
olmadı
kursat:
ispatlarım
SERHAN:
ispatla bakalım nedensiz olduğunu
kursat:
bak sen insan biçimci düşünüyorsun, şöyle ki: sen diyorsun ki bu alem için konuştuğumuzda, sonsuz ihtimalden birini Allah seçti diyorsun değil mi
SERHAN:
bu kainatın bu şekilde olması, sonsuz ihtimalden birdir. Öyle ise, bu şekli iradesiyle tercih eden bir zat vardır
kursat:
bu düşüncenin çok hatalı olduğunu sana göstereceğim, bak iyi düşün Allah başka türlü bilebilir miydi, yani ilmi başka türlü olabilir miydi, fakat değişmez bir ezeli ilimden bahsediyoruz unutma
SERHAN:
Allah kainatı bu şekilde en ufak ayrıntısına kadar irade ettiği için böyle
kursat:
Allahın olaylar olduktan sonraki bilgisi ile olaylar olmadan önceki bilgisi aynı mıdır
SERHAN:
söylediklerin alakasız, ben diyorum ki neden kainat bu şekilde, hayvanlar, insanlar, çiçekler, böcekler neden bu şekildeler, onların bu şekilde olmasını irade etmese neden bu şekilde olsunlar
kursat:
işte onu diyorum ben de
SERHAN:
alakası yok
kursat:
Allahın ilmi bunların nedeni, ilmi ezeli olduğundan etkin bir ilimdir
SERHAN:
etkin bir ilim ne demek, mesela ben bilgisayar yapmayı biliyorum, fakat hiç bilgisayar olmuyor
kursat:
ancak iradeye yer yok ki zaten neyin mevcut olacağı ezeli ilminde belli. belli olan şey daha irade edilir mi, sen hadissin ilminde öyle ama ben ezeli ilimden bahsediyorum o farklı, bak sen bildiği için mi irade etti diyorsun
SERHAN:
Allah, seni yaratmasının iyi ve yaratmamasının kötü olduğunu biliyor. Neden senin yaratıyor, Seni neden biliyor
kursat:
yaratmasını ben senin anladığın anlamda anlamıyorum, ilmindekilerin varlık sahasına çıkması olarak anlıyorum yani ayrıca yaratma sıfatı yoktur diyorum
SERHAN:
saçma
kursat:
bak sence Allahın yaratma sıfatı varmı
SERHAN:
kesinlikle evet
kursat:
ezeli mi yoksa hadis mi
SERHAN:
ezeli
kursat:
bak o halde, şimdi biz burada yazışıyoruz ya bu fiillerimizi Allah yarattı diyorsun ya, ezelde mi yarattı bu fiillerimizi
SERHAN:
Sen bu soruya önce cevap ver sonra devam edelim. Kainatı kim yaratıyor
kursat:
ben şöyle cevap vereyim, kainatı vareden Allahtır,
SERHAN:
varetmek ne demek
kursat:
yani varlık sahasına çıkarmak, ancak bunu tercihsiz, iradesiz yapıyor,
SERHAN:
senin amacın anlaşılmıyor, tercihsiz, iradesiz yarattığına en ufak bir delil yok, sen bunu nereden çıkarıyorsun, yani, kainatın neresine bakıp bunu çıkarıyorsun, ayrıca hangi ayete, hangi hadise bakıp bunu söylemeye çalışıyorsun.
kursat:
inan ki yıllar evvel bu dediklerimin benzerlerini ince,detay kitaplarda okurken üstünde düşünmezdim bile güler geçerdim ama şimdi iradesini inkar etim
SERHAN:
Kusura bakma ama kafan çok karışık. Kur'andan, akıldan çok uzaklaşıyorsun, Bunlar muvazeneli bir tarzda öğrenilir ve tartışılır. Fakat, senin bütün ölçülerin kaybolmuş. Yani, apaçık ayetlere muhalefet ediyorsun, Şöyle diyebilirsin. Evet Allahın iradesi var. Fakat bizim irademize ve hiç bir şeye benzemez. Fakat Allahın iradesi yok diyen dinden çıkar
kursat:
samimiyetle söylüyorum ki bunu kavradıktan sonra artık Allahın iradesi var diyenleri okurken şimdi daha net anlıyorum bazı şeyleri, onların düştüğü çelişkileri daha net görüyorum. beni anlamamanı da doğal karşılıyorum. ben senin gibi de değildim evvelden, böyle konuşmalara hiç dayanamazdım
SERHAN:
hayır ben dayanıyorum. Fakat, sen de mantıksız ve ispatsız bir inkar var, yani söylediklerinin hepsi saçma şeyler,
akılla ve mantıkla en ufak bir alakası yok


*** Zamanın yaratılmış olduğunu söyleyenlere soruyorum:
1- Zamanın yaratılması zaman alır mı?
2- Zamanın yaratılması zaman içinde mi oldu?
3- Zamandan önce zamansızlık mı vardı? "evet" dersen, "önce" terimi zaman kavramı değil mi?


***


kursat:
şimdi kısaca görüşümü bildireyim
Zafer:
ok
kursat:
ben yaratmayı da çoğunun anladığı anlamda almıyorum onu da konuşuruz
kursat:
yaratmayı da ben Allahın ilmindekilerin ilmine göre varlık sahasına çıkması olarak anlıyorum, ve diyorum ki, evet Allalh ezelidir ve ilmi kendisidir ancak bu ilmindekilerin varlık sahasına çıkması alemdir ve Allahla birlikte madde de vardı, bu madde, yani Allah ezeli ya
Zafer:
yani alemin, insanların maddeden bir şeyler yapması gibi mi olduğunu söylüyorsun
kursat:
yok öyle de değil
Zafer:
o madde nasıl vardı
kursat:
işte onu diyeceğim zaten, ince konu o
Zafer:
işte iş yine Allah'a gidiyor, O vardı hiçbir şey yoktu, çünkü madde varsa maddenin sahibi de olmalı yaratıcısı da
kursat:
Allahın ilmi ezeli olunca sonuçta o ezeli maddeyi de yine varlık sahasına çıkaran Allah ancak bu çıkma ifadesi mecazi, yani Allahla beraber varlıktaydı, bilmesi ezeli olunca öyle oldu, sonradan maddeler oldu yani sen ben gibi insanın varoluşu gibi bunlar yine Allahın ilmindekilerin ilmine göre varlık sahasına çıkmasıyla sonradan oldu
kursat:
bundan önce bir de yaratma konusuna değinelim istersen
Zafer:
ok
kursat:
Allahın yaratma sıfatı var mı
Zafer:
evet
kursat:
peki bu sıfat ezeli mi yoksa hadis mi, yani sen O’nun görme sıfatına ezeli diyorsun ya işte bunu gibi
kursat:
şunu soracağım sana Allah ezelden beri mi yaratıcıydı yoksa sonradan mı yaratıcı oldu
Zafer:
sonradan yaratıcı olabilmesi için yaratma sıfatını sonradan yaratması lazımdı, tabi onu da yaratırken daha önceden yaratma sıfatı olması lazımdı, böyle böyle gider,
kursat:
yani ezeli bir yaratma sıfatı vardır mı diyorsun
Zafer:
tam diyemeyiz
kursat:
ne öyleyse
Zafer:
buradan çıkamazsın asla, madde O’ndan önce olamaz
kursat:
bak ben sana diyeyim, Maturidi mezhebi yani özgür iradeyi savunanlar diyor ki yaratma sıfatı yani tekvin ezelidir diyorlar. Eşari mezhebi yani cebirciler ise diyor ki: Allahın ezeli kudret sıfatı vardır ancak bu kudret sıfatının sonradan olan ikinci taalluku ( ilgisi, bağıntısı) tekvindir, işte onunla yaratma olur diyorlar
kursat:
sen ne diyorsun bunların görüşlerine birazdan onları eleştireceğim
Zafer:
peki Eşariler kudret sıfatının yaratılmasına, varolmasına ne cevap veriyorlar
kursat:
ezeli diyorlar, mahluk değil diyorlar
Zafer:
kudret ezeli ama kudretin de yaratılmış olması gerek değil mi onlara göre, onların böyle düşünmeleri gerekir, madem kudret ezeli olamaz, yani kudretin de yaratıcısı olması lazım
kursat:
hayır öyle değil, zaten hem Maturidiler hem Eşariler kudret sıfatına ezelidir derler ve mahluk değil derler
Zafer:
nasıl mahluk değil, kudreti bir kavram olarak düşünüyolar öyleyse
kursat:
bak böyle işte, onlara göre görmesi de duyması da ezelidir ve mahluk değildir
Zafer:
ezeli olabilir, o ezeli ise sıfatlarının da ezeli olması gerekmez mi
kursat:
öyle diyorlar işte
Zafer:
öyle diyebilirler, zaten sonradan olsa mahluk olurdu
kursat:
evet öyle diyorlar
Zafer:
sen ne diyorsun
kursat:
sen şimdi yaratma sıfatına ezeli mi diyorsun onu söyle
Zafer:
eğer yaratma sıfatını mahluk olarak görmüyorsan, evet, başka çare yok
kursat:
tamam mı
Zafer:
sen söyle, hadi
kursat:
bak burada büyük bir çelişki var, kitaplarda pek geçmez
Zafer:
çelişki olan nedir
kursat:
önce Eşarilikle başlayalım
kursat:
onlar ne demişti? kudret sıfatının ikinci olan, sonradan olan taalluku yani ilgisi olan tekvinle Allah yaratıyor demişti ya, peki bu sonradan olan tekvin nasıl meydana geliyor
Zafer:
evet
kursat:
bunu söylemediler
Zafer:
ben bu soruyu soruyorum onlara
kursat:
sende zaten bunu farkına vardın, derlerse ki o tekvinde başka bir tekvinle meydana geldi deriz ki: o tekvin nasıl meydana geldi
Zafer:
yani
kursat:
yani teselsül olur, teselsül demek zincirleme gitmek demek
Zafer:
evet
Zafer:
sonuçta yine ezeliyete gelir
kursat:
dolayısıyla onlar sonuçta ezeli bir yaratma sıfatını kabul etmeye mecbur kalırlar
Zafer:
evet
kursat:
okey mi
Zafer:
ama yaratma sıfatını yaratma meselesi var yine
kursat:
yok öyle değil
Zafer:
ezelde varlığı kendisindendir derler, vacibül vücud
kursat:
bak demek ki senle sıfatlar konusunu da konuşmak gerek
Zafer:
yaratma sıfatının ondan önce olduğunu düşünemeyiz, Ondan sonra yaratıldığını da düşünemeyiz zaten ondan önce bir şey yoksa
kursat:
o halde ben sana onların sıfatlar konusunda ne dediklerini bildireyim mi
Zafer:
evet bildir
kursat:
bak biliyorsun ki Eşariler ve Maturidiler 1000 yıla yakındır ehli sünnet diye bilinirler ve baskın bir görüştür dünyada
kursat:
ben sana sıfatlar konusunda onların dediklerini bildireyim, bu da ince bir konudur
Zafer:
söyle
kursat:
şimid ehli sünnet diyor ki: Allahın sıfatları ezelidir, bunlar 7 veya 8 tanedir, Maturidi tekvini de yani yaratmayı da ezeli kabul eder Eşari ise ona hadis der,
kursat:
bu sıfatlar şunlardır
Zafer:
biliyorum onları
kursat:
görmesi işitmesi kudreti iradesi kelamı yani konuşması
kursat:
okey mi
Zafer:
evet
kursat:
ancak burada şöyle bir durum var, ehli sünnet diyor ki bu sıfatlar Allahın zatının ne aynısıdır ne de gayrısıdır, bununla şunu kasdederler: yani bu sıfatlar tek başına ele alındığında Allah denemez ancak bu sıfatlar olmadan da ilahlık olmaz o bakımdan bu sıfatlar tek başına ( Allahın zatı olmadan) Allahın zatı olmadığı gibi Allah da bu sıfatlar olmaksızın ilah olamaz derler yani bunu kasdederler okey mi
Zafer:
şu an da ben konuşabiliyorum görebiliyorum işitebiliyorum bu özelliklerim olmazsa ben insan olamam ama bunlar da tek başına insan olamaz aynı bu hesapla düşünürsen tamam yani bu şekilde düşünebiliriz fakat sıfat kavramı hala açıklığa kavuşmadı bu cevap bana yetmiyor
kursat:
zaten bu kadar değil ki esas meseleler başlıyor şimdi
Zafer:
başla
kursat:
ezeli kaç tane olur
Zafer:
ezeli başlangıcı olmayan demek
kursat:
ben ezeliyi sordum kaç tane ezeli olur dedim, bak ben devam edeyim o halde, Mutezile mezhebi var ya hani kaderi inkar eden, onların tevhid prensipleri vardır, yani olay şu
Zafer:
ezelinin sayısı önemli mi? ama bir tane olması lazım başta çünkü biri diğerini yaratacak
kursat:
ezeli bir tane olur diyorlar. halbuki bak ehli sünnete 7 - 8 tane sıfat kabul ediyor ezeli olarak, bir de Allahın zatını kabul ediyor bak 8 - 9 tane ezeli kabul ediyorlar gördün mü, buna "taaddüdü kudema" yani ezelilerin çoğalması adı verilir
kursat:
beni ise şunu yaptım sıfatlarını inkar ettim ve ilmini kabul ettim ama şunu dedim bu "ilim" zatının kendisidir zatının aynıdır dedim ve bir tek ilahı kabul ettim bunu bazı filozoflarda yaptı İbn sina, Farabi
kursat:
onlar yaratma işine ezeli demek durumunda kalıyor ya
Zafer:
evet
kursat:
burada da büyük problem var, o da şu: mesela biz şimdi yazışıyoruz ya, bu fiilimiz şimdi oldu yani bir yıl önce değil yani sonradan oldu ya
Zafer:
evet
kursat:
soruyorum o halde madem ki ezeli yaratma ile oluyor bunlar, bizim şimdi olan fiillerimiz de ezelde mi yaratıldı?
kursat:
bak bizim bu fiilimiz ezelde yaratıldı mı yaratılmadı mı
Zafer:
fiil ezelde yaratılsa idi ezelde de yaşanmış bitmiş olurdu, vuku bulan her fiil o anda yaratılmıştır, vuku bulduğu anda yaratılmıştır
kursat:
o halde sen bu lafınla hadis bir yaratmadan bahsettiğinin farkında mısın
Zafer:
yaratabilme ve yaratma, farklı o, yaratabilme yetenek, yaratma ise fiildir
kursat:
ben direkt yaratmadan bahsediyorum
Zafer:
şu vuku bulduğu anda yaratılmıştır fiil, çünkü yaratılmazsa vuku bulmaz
kursat:
neyle yaratılmıştır
Zafer:
bilmiyorum
Zafer:
daha önce var olan bir şeyden yaratılmış diyebilir miyiz ya da yoktan
kursat:
biraz evvel yaratmayı kabul edenler ezeli bir yaratmayı kabul etmeye mecbur kalırlar demiştirn
kursat:
ezeli bir yaratma ile mi yoksa hadis bir yaratma ile mi? İkisi de olmuyor gördüğün gibi yani Allahın yaratma sıfatı yoktur, mecazi diyorum
Zafer:
peki onu yaratan kimdir, sonuçta yaratabilme özelliği hep vardı fakat şu anda yaratıyor mesela fiilleri
kursat:
neden şu anda yaratıyor da bizi neden 100 yıl önce yaratmadı dersem ne dersin
Zafer:
yüz yıl önce başkalarını yarattı sıra bize yeni geldi
Zafer:
bilmem derim ama istese yaratırdı derim
kursat:
yani böyle olmasını irade etti diyorsun değil mi
Zafer:
evet
kursat:
peki ben sana Onun iradesinin olmadığını ispatlarsam ne diyeceksin
Zafer:
ispatla
kursat:
irade ne demek
Zafer:
istemek
kursat:
peki tercih etmek seçmek manasına da geli rmi
Zafer:
gelebilir
kursat:
bu manayı da ezeli olarak Allah için kabul ediyorsun değil mi
Zafer:
Allah olduğu için o sıfat var diyorum O olmasa sıfat da olmayacaktı
kursat:
ezeli iradesi var demiyor musun
Zafer:
Onunla birlikte diyelim
kursat:
seçmek için seçilenlerin mevcut olması gerekir mi gerekmez mi, şart mı değil mi
Zafer:
evet seçmek için seçilenlerin olması lazım
kursat:
mesela senin kız veya erkek olarak doğman gibi
Zafer:
fakat kız ve ya erkekliği yaratan da Odur
kursat:
Musanın seçilmesi gibi, yani seçmek için seçilenlerin olması şart diyorsun değil mi
Zafer:
evet
kursat:
sana göre alem yokken Allah ne olup olmayacağını hatta ikimizin dün değil de bugün görüşmemize varana kadar senin okuduğun okulun o değil de bu oluşuna kadar hepsini tercih etiğine inanıyorsun değil mi
Zafer:
bunu alem yaratıldıktan sonra da yapabilir
kursat:
ilminin zıttına bir şeyi isteyebilir ya da seçebilir mi
Zafer:
ilmi de istemesine göre diyemez miyiz
kursat:
ilmine ezeli demedin mi
Zafer:
ilmine ezeli dersek istemesine de ezeli diyemez miyiz
kursat:
bak ilminde olayların nasıl olacağı belli değil mi
Zafer:
ilminin özelliği o, ilmi olacakları bilmek; istemesi ise olayları planlamaktır, olacaklar isteğe göre belirlenmiş olamaz mı, olaylar isteğe göre belirlendiyse ilim de onu bilmek zorundadır
kursat:
bu ifadenden sanki önce irade ediyor sonra biliyor gibi bir mana çıkmıyor mu
Zafer:
hepsinin aynı anda olduğunu düşünsek, ilim irade yaratmak, hepsi bir anda
kursat:
o halde iradenin ilmiden ne farkı var bana söyler misin
Zafer:
ilim bilir, irade ise seçer
kursat:
peki irade ilminde var olacağı belli olan şeyi mi seçer
Zafer:
ilim irade de olmayan bir şeyi kapsar mı
kursat:
ben zaten iradesini inkar ettim
Zafer:
ilmi niye inkar etmedin
kursat:
zira Kuran ayetlerinde olmadan önce ki olayların Allah tarafından bilindiği geçiyor
Zafer:
evet
kursat:
dolayısıyla inkar etmedim ilmini zaten bunu evvelden söyleyenler olmuş
Zafer:
iyi de “O isteseydi herkes iman ederdi” ayeti yok mu, o halde iradeyi nasıl inkar ediyorsun
kursat:
bak bunların cevabını elbette ki verdim ve buldum, bu ayetleri bilmesi manasında alacağım, yani bahsettiğin ayeti eğer Allahın ilminde herkesin iman etmesi olsaydı herkez iman ederdi manasına alıyorum, bir de ben Allahın ilminin etkin bir ilim olduğunu söyledim. Yine bunu diyenler oldu elbette. yani Onun ilmi zorlayıcı bir ilimdir
Zafer:
ilmi istediği istediği de ilmidir, ilim yerine isteği de kullanabilirsin o halde, bildikleri bildiği gibi olur, istedikleri de istediği gibi
kursat:
hayır olmuyor, çünkü tercih olayında demin dedim
Zafer:
ben de tercih diye bir şey yok dedim
kursat:
bizim burada yazışmamızı sence ezeli olarak mı tercih etti
Zafer:
tercih etmedi istedi, O seçim yapmak zorunda değil
kursat:
mesela o kadar kişi varken Musayı peygamber göndermek sana göre bir seçim değil mi
Zafer:
hayır sadece bir yaratma, Musayı yarattı, Musa olarak yarattı o kadar
kursat:
bak ayette ise Musa’nın seçildiği geçer
Zafer:
onu istiyordu onu yarattı ve onu seçti
kursat:
bak Onun ilmini kabul ediyor musun
Zafer:
ilmini kabul ediyorum, ama iradesini de
kursat:
zaten bunlar ilminde belli değil mi, belli olan şeyi mi seçti, belli olan şey seçilir mi
Zafer:
evet, niye seçilmesin ki
kursat:
ne manası var ki
kursat:
ben Allahın hür olduğunu da inkar ettim
Zafer:
peki Onu hür kılmayan şey nedir, başka bir ilah mı
kursat:
hiçbir şey, bak Onu zorlayan olmaksızın O hür değildir ilahlık bunu gerektiriyor, neden mi
Zafer:
evet dinliyorum
kursat:
soru: Allah'ın olaylar olduktan sonraki ilmi ile olaylar olmadan önceki ilmi aynı mıdır
Zafer:
ilmine göre olaylar olmaz mı
kursat:
evet olur
Zafer:
o halde sen Allah'ın varlığını da inkar edebilirsin
kursat:
bilemem, Allah'ın ilminde nasıl olacağı biliniyorsa öyle olur, Allah'ın ilmin de değişme olur mu?
Zafer:
olmaz
kursat:
o halde olayların nasıl olacağı ezeli ilimde belli değil mi?
Zafer:
ezeli ilmi neye göre belli peki
kursat:
ilminin böyle olmasının nedeni yok, çünkü ezeli olanın nedeni olamaz, bak Allah ilminin zıttına bir şey yapabilir mi?
kursat:
bak şimdi bizim burada yazışacağımızı ezeli olarak biliyordu ya, bu fiil gerçekleşmeyebilir miydi?
Zafer:
Allah dilemese gerçekleşmezdi
kursat:
iyi düşün dediğin lafı
Zafer:
Onun istemesi mecburidir diyebiliriz
kursat:
biraz önce sen dedin ki Onun ilmi değişmez, şimdi diyorsun ki isteseydi bu fiil olmayabilirdi çelişkiye düştün
Zafer:
ama ilim ona göre belirlenir, ilim iradeden sonra desek
kursat:
ilim iradeye göre mi belirlenir
Zafer:
niye belirlenmesin
kursat:
o zaman sen ilmine hadis demiş olmuyor musun
kursat:
bak sana süper bir soru soracam:
(Zafer:
ilim iradeden sonra desek
kursat:
ilim iradeye göre mi belirlenir
Zafer:
niye belirlenmesin)
demiştin
Zafer:
eeee
kursat:
soruyorum: Allah neyi irade edeceğini biliyor muydu
Zafer:
tamam aynı anda diyelim,
kursat:
o zaman irade ilmi belirliyor diyemezsin ki
Zafer:
şunu diyebilir miyiz ilim vardı, ilimde iradenin olacağı ve iradeye göre ilmin belirleneceği, ilim de iradenin ilme hükmedeceği varsa
kursat:
Allah olacak bütün olayları ezeli bir ilimle bilmiyor mu ve demene göre konuşursak: sonradan neyi bileceğini de ezeli olarak bilmiyor mu
Zafer:
yani Onun bir şeyi isteyip istememesi bir şeyi değiştirmez diyorsun
kursat:
yani istemesine gerek de yok ve zaten ezeli bir istek de olamaz
Zafer:
niye olamasın
kursat:
ilmi yeterli ve etkin bir ilimdir bizim ilmimiz gibi değil
Zafer:
ilminde irade de gizlidir deriz öyleyse
kursat:
bende derim ki: o gizli olduğunu söylediğin iradeyle neyi isteyeceğini zaten bilmiyor mu ve bildiği şeyler bildiği gibi gerçekleşeceğinden iradenin burada hükmü nedir, bu arada bir konuya değinmek istiyorum kader meselesinde ilim
kursat:
sen bizim fiillerimizde hür olduğumuzu mu savunuyorsun
Zafer:
tam değil ama bize göre hürüz, aklımıza göre hürüz çünkü aklımızın istediğini yapabiliyoruz
kursat:
yani günahları Allah zorla mı yaptırıyor
Zafer:
niye yaptırmasın
kursat:
ben zorla olduğunu zaten savunuyorum
Zafer:
biliyorum senin savunduğunu, fakat zorla kavramı varsa kitap niye indi
kursat:
nedeni yok
Zafer:
nedeni vardır.
kursat:
zira ilmine göre oldu bu işler ve ezeli olanın nedeni olmaz
Zafer:
her şeyi bu kalıba sokuyorsun, öyle ise hiçbir şeyin nedeni yok dersin
kursat:
evet
Zafer:
nedensizlik alemi mi diyorsun
kursat:
evet
Zafer:
peki sonra ne olacak, artık ilminin sonuna geldin galiba artık ne yapacaksın, nedensizlik kavramına ulaştıysan daha bir derdin yok demektir
kursat:
evet çok problemi bu yolla çözdüm şimdi alemin ezeliliği konusunu araştırıyorum, yani aslında bu bakış açısıyla baktığımdan Kuranın da bu yönüyle de nedeni yok ve bu yönüyle yani hakikat anlamda manasızdır diyorum,
Zafer:
ne diyeyim kolay gelsin,
kursat:
ne diyorsun bu bakış açısına
Zafer:
bence nedensizlikte neden araştırılmaz, peki sen neden araştırıyorsun, nedensizliğe neden hizmet ediyorsun
Zafer:
yani nedensizliğin bir parçasıyım diyorsun
kursat:
evet


*** Dedi: “Hadi sana bir soru: Ezeli kaç tanedir?”
Cevap: Şu anki görüşüm şu: Ezeli maddeye inanıyorum. Ancak bu öyle bir şey ki onu da varlık sahasına çıkaran Allah. Şimdi hemen üstüme geleceksiniz değil mi? nasıl olur da ezeli olan bir şeyi, başka bir şey etkiler, onu varlık sahasına çıkarır? bunu mu soracaksınız? küreği suya vurursun küreğin suya teması anında su da hareket etmez mi? ya da elinde yüzük var sen elini sallayınca yüzük de aynı anda hareket ediyor. Elin hareket ediyor ama bak yüzükte aynı anda hareket ediyor, yani böyle misaller var. Bakın bir örnek var ama o eleştireye çok açık. Bunu belirterek onu da bildiriyorum. Mesela sen güneşli bir havada yürüyorsun ama yerde senin gölgende seninle beraber hareket ediyor. İşte bu örnekteki şeylerle şunu kasdediyorum ki ben yaratmanın insanların çoğunun anladığı manada almıyorum. yaratma ifadesi de esasen mecazi. ben ona şu anlamı veriyorum: ilmindekilerin varlık sahasına ilmine göre çıkması şeklide. O halde Allah ezelidir, ilmi de kendisidir dedim. Bakın ezelde de Allah biliciydi, ancak ilmindekilerin varlık sahasına çıkması meselesi can alıcı noktadır. İşte ezeli madde de Allahın bu ezeli ilminde vardı ve Allahın nasıl başlangıcı yoksa bu ilk ancak ezeli maddenin de başlangıcı yok. Yani ezeli olarak beraber varlıktalar. Ancak kelimeler bu hususu anlatmakta yetersiz kaldığından sudur (çıkma) gibi taşma gibi ifadeler kullanılıyor. Her ne kadar ilk maddeyi de varlık sahasına çıkaran Allah ise de bu zaman alan bir şey değildir. Allahın ilmindekileri, bilmesi zaman almaz.


*** Hani Kuran’da “Sünnetullah” diye ayet var ya, manası Allahın adeti demektir. Ben Allahın adeti olmaz diyorum. Çünkü adet demek alışkanlık demektir ve bu adet, alışkanlık ise zamanla kazanılan şeylere denir. Kazanılan şeyler ise değişmeyi akla getirir, Allah da ise değişme olmaz. Yani önce böyle adeti yoktu da sonradan bunu adet edindi manası olur. Dersen ki ezelden beni bu adeti var, kelime manası olarak, zamanla yapılan işlerin sonucunda şahsın bu işini daha kolay yapması sonucu bunu adet edinmiş deriz veya hoşuna gittiği için. Ama dediğim gibi bu değişmektir. Allah niye değişsin ki? değişmek ya daha iyiye doğru olur, ya kötüye doğru olur. Allah için kötü yönde değişmeyi pek diyen olmaz. Ancak daha iyiye doğru değişmek ise şu manaya gelir: Demek ki daha iyi, efdaldir. Yani daha faziletlidir. Bu ne demek? şu demek: Bu değişme olmadan önce, bu daha faziletli bir durumdan Allah yoksundu manasına gelir. Bu ise eksikliktir. Bu açıdan Allah için değişme olamaz. Bu ayeti nasıl anlayacağız? şöyle anlayacağız : Yani "Allahın ilminde olayların genellikle böyle cereyan edeceği vardır" manasına alınır ayet .

*** Kitap: "Türlerin Kökeni" (Türkçeye çevrilmiştir.) Yazar: Charles Darwin
Bu belkide teoriye karşı öne sürülebilecek en aşikar ve ciddi itirazdır öyleyse neden her jeolojik oluşum ve her katman bu tür ara bağlar ile dolu değil?... inancıma göre bunun açıklaması jeolojik kayıtın son derece kusurlu ve noksan oluşunda yatmaktadır (53) … Bu jeolojik kaydın kusurlu olduğu görüşünü reddeden haklı olarak tüm teoriyi de reddedecektir (54)
Bununla akraba olan bir başka zorluk vardır ki çok daha ciddidir demek istediğim hayvanlar alemnin birkaç ana kısmına ait olan türlerin bilinen en altaki fosilli kayalarda birdenbire ortaya çıkması hali. Aynı gruptaki tüm mevcut türlerin tek bir atanın soyundan geldikleri yolundaki beni ikna eden argümanların çoğu eşit oranda bir kuvvetle bilinen en erken türler içinde geçerlidir mesela kambriyen ve silüryen döneme ait trilobitlerin kambriyen dönemden çok önce yaşamış olması gereken ve de muhtemelen bilinen herhangi bir hayvandan çok farklı olan bir kabuklunun soyundan türediği şüphe götürmez sonuç olarak eğer teori doğruysa en alttaki kambryen katman tortullaşmadan önce kambryen çağdan günümüze dek geçen tüm süre kadar veya belki de bundan çok daha uzun dönemlerin geçtiği ve bu uzun dönemler esnasında dünyanın canlı yaratıklarla dolup taştığı tartışılmazdır. niçin kambriyen sistemden önce var olduğu düşünülen bu en önceki dönemlere ait fosilce zengin tortular bulamadığımız sorusuna hiç bir tatmin edici cevap veremiyorum… mevcut durum anlaşılmazlığını korumak zorunda ve bu durum burada ele alınan görüşlere karşı geçerli bir argüman olarak haklı bir şekilde öne sürülebilir. (55)
(53):Charles Darwin, the origin of species (türlerin kökeni), ( Chicago Britannica,1952) s: 152
(54) s: 179
(55): s:163-164
Kitap: İnsanın Türeyişi Yazar: Charles Darwin
_ Sayfa:226: her evrimci beş büyük omurgalı sınıfının yani memelilerin, kuşların, sürüngenlerin, ikiyaşayışlıların ve balıkların bir tek ilk örnekten (prototyp) türediğini kabul eder çünkü hepsinin özellikle embryonel dönem boyunca ortak yanları pek çoktur balıklar sınıfı organlanma bakımından en aşağı durumda bulunduğu ve yeryüzünde öbürlerinden önce belirdiği için omurgalılar aleminin bütün üyelerinin balığa benzer bir hayvandan türediği sonucuna varabiliriz. Maymun, fil, kalibri, yılan, kurbağa, balık vb. gibi birbirinden pek başka hayvanların hepsinin aynı ana-babadan türeyebildiği inancı doğa tarihindeki son ilerlemeyi izlememiş kimselere pek garip görünecektir. çünkü bu inanç bugün birbirine hiç benzemeyen bu biçimlerin hepsini birbirine sıkıca bağlayan canlıların eskiden yaşamış olduğunu üstü kapalı olarak söylemek demektir.
_Sayfa: 232: bütün memeliler sınıfının atalarının iki eşeyli olmaktan VAZGEÇTİKTEN uzun zaman sonra her iki eşeyinde süt verdiği, ve yavrularının böylelikle beslendiği keselilerde ise her iki eşeyinde yavrularını keselerinde taşıdığı başka bir görüş olarak söylenebilir.
_Sayfa 235: omurgalılar aleminde belli belirsiz tanımayı başarabildiğimiz en eski atalar görünüşe göre bugünkü tulumluların (Ascidians) kurtçuklarına (larvae) benzeyen bir grup deniz hayvanından oluşuyordu. Bu hayvanlar batrak gibi az organlanmış bir grup balığın doğumuna yol açmış olabilir ve onlardan parlak pullu balıklar ve onlardan da karamaruya benzer başka balıklar gelişmiş olmalıdır böyle balıklardan iki yaşayışlılara (Amphibia) geçmemize küçük bir adım yeter. Kuşların ve sürüngenlerin bir zamanlar sıkı sıkıya birbirlerine bağlı olduklarını ve tekdeliklilerin bugün memelilerle sürüngenleri önemsiz ölçüde birleştirdiğini görmüştük ama bugün daha yukarı olan üç hısım sınıfın yani memelilerin kuşların ve sürüngenlerin daha aşağı omurgalı sınıflarından yani iki yaşayışlılardan ve balıklardan hangi türeme çizgisini izleyerek doğduğunu hiç kimse söyleyemez. Memeliler sınıfında eski tekdeliklilerden eski keselilere ve onlardan etenlilerin (placental mammals) ilk atalarına çıkan basamakları izlemek güç değildir. Böylece makigillere (Lemuridae) yükselebilmekteyiz. Ve onlarla insanımsımaymungiller (simiadae) arasındaki uzaklık çok büyük değildir. İnsanımsımaymungillerde iki büyük dala, Yeni dünya ve Eski dünya maymunlarına ayrılmıştır. Ve sonunculardan çok uzak bir dönemde evrenin mucizesi ve övüncesi olan insan türemiştir. Böylece insana pek uzun ama soylu nitelikte olduğu söylenemeyecek bir soyağacı (pedigree) bağışlamış oluyoruz. Dünya sık sık söylendiği gibi insanın doğumu için uzun zaman hazırlanmış gibi görünmektedir. Ve bu bir bakıma tam anlamı ile doğrudur. Çünkü insan doğumunu uzun bir atalar dizisine borçludur. Bu zincirdeki halkalardan bir teki varolmasaydı insan tam bugün olduduğu gibi olmazdı. Gözlerimizi bile bile kapamadıkça bugünkü bilgimizle soyumuzu aşağı yukarı tanıyabiliriz. Bundan utanç duymamız da gerekmez; en aşağı organizma ayaklarımızın altındaki inorganik tozdan çok daha yukarı bir şeydir. Ve önyargısız hiç kimse herhangi bir canlı varlığı o varlık ne kadar aşağı olursa olsun onun olağanüstü yapılışı ve özellikleri karşısında coşkuya kapılmadan inceleyemez.

Not: “İnsanın Türeyişi” kitabında insanın maymundan geldiği savunulurken şu hususla ifade edildi;
1: Vücut kılları, tüyleri nasıl yok oldu? cevap: güneşin etkisiyle
2: Çeneler ve dişler nasıl küçüldü? cevap: insan ateşi bulunca sert olan yiyecekler artık ısıtılarak yumuşadı ve dolayısıyla çene ve dişlere eskisi gibi fazla iş düşmeyince veya zorlanmayınca otomatik olarak çene ve dişler küçüldü.
3: Maymunlardaki kuyruk nasıl insanda yok oldu? cevap: devamlı üstüne otura otura aşındı, çok uzun zaman sonra. Tabi ki sonraki kuşaklara etkisiyle beraber yok denecek pozisyona gelmiş oldu. Bundan şüphe edilmemeli.
Not: “Bundan şüphe edilemez” ifadesi kitapta çokça kullanılıyor. Örnek:
sayfa: 219: bundan dolayı insanın Eski dünyanın gerçek maymunlar soyunun bir dalı olduğundan soykütüğüne uygun bir görüşle dar-burunlu maymunlarla birlikte sınıflanması gerektiğinden pek de şüphe edilemez.

Yorum: Ben evvelden bu evrim konusunu araştırmıştım, orada edimdiğim hayati bilgi şuydu: Bahsedilen kambriyen tabakasında milyonlarca tür birden bire araştırmacıların karşısına çıkıyordu. Yani bu katmandan önceki katmanlarda bu birden bire karşımıza çıkan türlerle ilgili olan fosil yoktu. İşte bu buluş evrim teorisinin gerçek yüzünü gösterdi. Zira bu teoriye göre ortak bir atadan gelme kabul edilir. Miyonlarca yıl süren bir süreç sonucu canlılar daha iyiye doğru gelişiyor ve mesela balıklar diyelim, suda yaşarken yavaş yavaş sürüngenleşmeye başlıyor. Yine kara hayvanları yavaş yavaş kanatlanmaya başlıyorlar gibi bir düşünceyi savunur bunlar. Ancak sudan karaya geçişte ve karadan havaya geçiş meselesinde ara geçiş formu olması icap eder. Mesela yarı kuş yarı sürüngen gibi, yani böyle milyonlarca ara geçiş formu yani fosili olması gerekir bu teoriye göre. Ancak Darwin kendi zamanında böyle bir ara formu bulamadıklarını söylemiş ve bilim ilerlerse ilerde bulunabileceğini ifade etmiştir 1850 yılında yayımladığı “Türlerin Kökeni” adlı kitapta. Yani bu kambriyen tabakası meselesi çok önemlidir. Geniş bilgi almak için mesela Harun Yahya’nın kitaplarında bu konuda geniş bilgi vardır (Evrim Aldatmacası) Bir önceki katmanlarda olmayan milyonlarca tür var. Bu ne demek? Bu katmanda bu hayvanlar varedildi demek. İşte evrimcilerin en sıkıştıkları konulardan biridir bu. Size tavsiyem bu konuyu araştırın. Ateistler hemen bugün araştırmanız gerek bu konuyu. Ve Darwin nasıl da kolayca insanın türeyişindeki zincirleri bize anlatıyor gördünüz. Bir adım yeterli diyor türlerin değişiminden bahsederken. Ne diyor bu adam? Ama dünyada bu adam nasıl anlatılıyor değil mi?

zxzx
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Mesajlar: 53
Kayıt: 01 Ara 2008 [ 16:25 ]

Re: yazdığım kitap

Mesaj gönderen zxzx » 27 Kas 2016 [ 18:41 ]


***

kursat:
hani sünnetullah ayeti var ya, orada ki manaya Allahın adeti diyorlar, işte ben Allahın adeti olmaz diyorum ancak bunu İbni Rüştten öğrendim, adet demek bir nevi alışkanlık demektir, bak ben bunu niye inkar etim söyleyim çünkü adet alışkanlık demektir ve alışkanlık kazanılan bir şeydir, ve kazanmaktan bahsedildiğinde evvelden bu sıfata sahip değildi de sonradan bunu elde etti manasını akla getirir ve bu da Allah da değişme olduğunu akla getirir
Zafer:
alışkanlık neden sonradan olsun ki
kursat:
ezeli bir alışkanlık olur mu sence
Zafer:
alışkanlık diye neden diyorsun peki
kursat:
çünkü adet demek bu demektir
Zafer:
senin anladığın adetle, kullanılan adet farklı olabilir
kursat:
zaten ben onu mecbur şu manaya hamlediyorum: "Allahın ilminde olayların ekseriyetle bu şekilde vuku bulması var" manasını veriyorum
Zafer:
ee
kursat:
mesela firavunun suda boğulması hadisesini örnek alalım
Zafer:
sen zaten sadece ilmi kabul ettiğin için diğer şeyleri de hep ilme bağlayabilrisin.
kursat:
Yani azap geldiğinde inanmaları fayda vermez deniyor ayette, ancak sünnetullahın yani adetullahın böyle olduğu ifade ediliyor. Yani bu ayet işte böyle azap gelince ekseriyetle yani çoğunlukla azap geri çevrilmez manasındadır Firavun iman ettiğinde sünnetullah olarak ifade edilen durum gereğince sulardan kurtulamadı yani azap geri çevrilmedi
Zafer:
peki peygamberi kabul ediyormusun
kursat:
peygamberlik müessesini kabul ederim
Zafer:
peki neden onun imanı hakkında laflar yapıyordun
kursat:
ancak son peygamberin imanı meselesinde söylediklerimin de arkasındayım
Zafer:
hangi peygambere inanıyosun, Kuranda övülen bir peygamber hakkında laf ediyorsun bu senin inancına ters değil mi
kursat:
son peygamberin imanı konusu aslında o kadar da derinliği olan bir konu değildir (daha çok psikolojiktir) Yani hadislere bakarsan göreceksin yüzlerce insan biçimci rivayet var ama yüzyıllardır insanlar hep bu zahiri (dış görünüşü) Allaha cisim demeye gelen rivayetleri hep başka manaya yorumladılar. Ancak sana şunu söyleyim ki bir tane bile şöyle hadis yok "ben bunları diyorum ama başka mana kasdediyorum" anladın mı?
Zafer:
yanlış anlıyorsun ve yanlış düşünüyorsun, duyduğun gibi anlıyorsun mecazi kavramı göremiyorsun


***

kursat:
ne diyordun
[TT] MasteR:
Allah nedir? diyordum sence
kursat:
basit birliktir, çokluk olmayan birliktir, düşünmeyen, hareket etmeyen, hiç biryerde olmayan, duygusu bulunmayan
[TT] MasteR:
sıfatları yok mudur
kursat:
yoktur sıfatları, çünkü sıfat kabul edilince sana soru soracağım hazırmısın bakalım
[TT] MasteR:
sor bakalım
kursat:
Allah sıfatları olmadan da ilah mıdır
[TT] MasteR:
bence sıfatları vardır
kursat:
sıfatlarına muhtaç mıdır
[TT] MasteR:
muhtaçdır demedim, Allah vardır diyorsam kafamdaki Allah, sıfatlarıyla var
kursat:
peki sıfatları bulunmasa da Ona ilah der miydin
[TT] MasteR:
sıfatları olmasaydı, tanımlanamazdı, yani birşey yapan bir faailiyeti olan, bir rolü olan her şeyin sıfatı vardır
[kursat:
peki Allahın zatı yani kendisi ezeli mi
[TT] MasteR:
ezeli
[TT] MasteR:
sonsuzdur, her yerde vardır
kursat:
bilgisayarın içinde de var mı
[TT] MasteR:
var
kursat:
lağamda var mı
[TT] MasteR:
var
kursat:
peki bu yerleri Allah sonradan mı yarattı
[TT] MasteR:
mekan yoktu başta, sonradan yarattı
kursat:
peki bu yerleri yaratmadan önce neredeydi
[TT] MasteR:
mekan yoktu o zaman
kursat:
işte onu soruyorum ya bende
[TT] MasteR:
yani beynin 3 boyutun ötesine geçemez, şu anki terimlerle tanımlayamazsın ki bu olayı
kursat:
yani mekanlar yokken yersiz miydi
[TT] MasteR:
mekansızdı
kursat:
sonradan mekana mı yerleşti
[TT] MasteR:
hem öncesinde olduğu yerde hem sonrasında olacağı yerde, zaman yoktu ki o anı önce ya da sonra diye tanımlayamazsın
kursat:
sen demedin mi mekanlar önce yoktu Allah sonra yarattı diye, sonra yarattı dediğine göre bu sonranın öncesi olması lazım değilmi
[TT] MasteR:
mekan ve zaman yoktu
kursat:
zaman ne zaman yoktu?
kursat:
ben diyorum ki dua etmemek lazım, ancak Kuranda dua etme ile ilgili ayetler var biliyorum, bunu ispatlayacağım, sence Allahın ilmi de ezeli iradesi de yani dilemeside ezeli değil mi
[TT] MasteR:
ne demek dilemesinin ezeli olması?
kursat:
bak şimdi ezeli demek şu demektir yani başlangıcı olmayan, öncesi olmayan yani öncesinde zaman geçmemiş olan demektir yani hep vardı demektir
[TT] MasteR:
onu biliyorum,dilemesinin ezeli olması yada olmaması ne demek
kursat:
ben zaten Onun iradesini dilemesini inkar etmiştim
kursat:
bak irade nedemektir, hani Allahın iradesi deniyor ya
[TT] MasteR:
taktiri
kursat:
yani anlam olarak istemek ve seçmek demek değil mi
[TT] MasteR:
evet
kursat:
seçmek için seçilenlerin mevcut olması lazım mı değil mi
[TT] MasteR:
lazım değil
kursat:
iyi düşün
[TT] MasteR:
senin seçmen için yaratman lazım, mesela elinde çamur var ama çamurla ne yapacağın yok, şimdiye kadar yapılmamış bir heykel (maddi hiç bir şeye benzemeyen) yapabilirsin, sınırlı hayalgücünle bile yapabilirsin
kursat:
normal sordum işte
[TT] MasteR:
bende cidden düşündüğümü söylüyorum
kursat:
bak sence bizim burada yazışmamız Allahın seçmesiyle mi oldu yani başkasıyla değil de benimle konuşuyorsun ya bunu Allah mı seçti
[TT] MasteR:
kader konusuna mı giriyoruz, bence Allah ne yapacağımızı biliyor ama ne yapacağımıza karışmıyor, seninle konuşmam benim özgür seçimim ama Allah seninle konuşacağımı biliyordu çünkü o zamandan bağımsız
kursat:
ben seçmesini sordum
[TT] MasteR:
benim seçmemle oldu dedim zaten
kursat:
yani Allahın seçmesi iradesi yok mu diyorsun
[TT] MasteR:
var ama benim hayatımda yok
kursat:
Allahın iradesinin dışında bir olay olur mu ki
[TT] MasteR:
Allah bizleri doğa kanunlarıyla başbaşa bırakmış, doğa kanunlarını seçmiş, yani bir borunun içinden akan su damlası düşün çıktığın yer belli varacağın yerde belli ama geniş bir boru istediğin kadar yer değiştirebildiğini varsay
kursat:
yani Allahın seçmesi iradesi yok mu diyorsun
[TT] MasteR:
vardır ama üzerimde seçme iradesi yoktur diyorum, Allah karışmamayı seçmiş o yüzden, karışamadığı için değil
kursat:
peki senin yapacaklarını ezeli ilmiyle biliyor mu
[TT] MasteR:
biliyor
kursat:
Onun olacağını bildiği bir olay olmayabilir mi
[TT] MasteR:
Onun olacağını bildiği olay olur
kursat:
olayları önceden bilir dedin madem, Onun ilmi yanlış çıkar mı
[TT] MasteR:
çıkmaz
kursat:
o halde bizim bugün konuşacağımızı da ezeli olarak biliyordu öyle mi
[TT] MasteR:
evet
kursat:
madem bildiği şey yanlış çıkmaz bizim hür irademiz nerde? çünkü ezeli olarak bizim konuşacağımız belli
[TT] MasteR:
belli ama biz bilmiyoruz, Allah biliyor, biz bilmiyoruz
kursat:
senin bilmemen durumu değiştiriyor mu
[TT] MasteR:
değiştiriyor, ben özgürüm kendi açımdan ama Allah açısından ne yapacağım belli
kursat:
rızık Allahtan mı
[TT] MasteR:
hayır, çalışan kazanır, rızıklanır
kursat:
rezzak değil mi O
[TT] MasteR:
dünyadaki bolluk Ondan, ama müdahele etmez
[TT] MasteR:
elma ağacını o vermiş, elma bahçesindeki biz insanlar ise onu toplayıp yemeliyiz, toplamazsan Allah sana vermez
kursat:
ecel vakti değişir mi
[TT] MasteR:
değişir (bize göre)
kursat:
indallah, yani Allah katında
[TT] MasteR:
Allah katında zaman yok
kursat:
zamanı sormadım ki
[TT] MasteR:
zamanı sordun, ecel vakti=zaman
kursat:
mesela ben birini öldürdüm ölen kişi eceliyle mi öldü
[TT] MasteR:
ecel ne sence
kursat:
ölüm anı
[TT] MasteR:
ecel=ölme vakti mi
kursat:
evet
kursat:
yani eceliyle mi öldü
[TT] MasteR:
evet
kursat:
ecel vakti değişir mi değişmez mi
[[TT] MasteR:
bize göre değişir dedim ya
kursat:
peki Allah onun ölüm anını bilir mi
[TT] MasteR:
Allah herşeyi bilir
kursat:
o halde o kişi ölmek zorundaydı öyle mi
[TT] MasteR:
yine zamana takıldın
kursat:
Kurana inanırmısın
[TT] MasteR:
evet
kursat:
inanmadığını ispatlayayım mı
[TT] MasteR:
inanıyorum ki, yapabiliyorsan ispatla
kursat:
Allah kulların saptırır mı
[TT] MasteR:
Kurandaki her yazan birebir değildir, mecazidir, sapkın kullar vardır, ama Allah saptırmaz
kursat:
Nahl 93. ayeti inkar ettin
[TT] MasteR:
inkar etmedim, farklı yorumluyorum
kursat:
”dilediğini saptırır dilediğini yola getirir” diyor ayet
[TT] MasteR:
Allahın dileyeceğini nereden çıkardın
kursat:
ben zaten Onun dilemesini inkar ettim, bu ayeti farklı yorumluyorum
[TT] MasteR:
nasıl
kursat:
yani Allahın ilminde sapacağı olan sapar, hidayete gelecek olanda gelir, manasına alıyorum ayeti
kursat:
ben muattılayım, yani iptal eden
[TT] MasteR:
o ne?
kursat:
sıfatları inkar eden manasında, sadece ilmini kabul ediyorum ve ilmine de zatının aynıdır diyorum bir tek ilah vardır diyorum, halbuki sen sıfatlarını kabul ediyorsun ve 7- 8 tane ezeli kabul ediyorsun
kursat:
mesela sence imanı Allah mı nasip eder
[TT] MasteR:
hayır
kursat:
müslümanmısn diye sorsam ne cevap veriyorsun
[TT] MasteR:
müslümanım
kursat:
elhamdülillah demiyor musun, Allaha şükürler olsun demektir
[TT] MasteR:
çok şükür de derim elhamdülillah da ya da demem, Müslüman mısın deyince müslümanım derim
kursat:
peki neden şükrediyorsun bu soru karşısında
[TT] MasteR:
soru karşısında şükretmedim, cevap verdim
kursat:
ne için şükredersin o halde
[TT] MasteR:
doğru yolda ilerleyebildiğim için, sağlığım yerinde olduğu için gibi
kursat:
doğru yolda ilerleyebildiğin için mi? peki seni doğru yolda ilerleten Allah mı ki?
[TT] MasteR:
hayır
kursat:
o halde neden şükrediyorsun
[TT] MasteR:
şükür ki doğru yoldayım diye
kursat:
kime şükrediyorsun
[TT] MasteR:
gidişata
kursat:
Allaha değil mi
[TT] MasteR:
Allaha da, bana özgür irade verdiği için
kursat:
peki senin düşüncelerini Allah mı yaratıyor
[TT] MasteR:
hayır
kursat:
sen mi yaratıyorsun
[TT] MasteR:
Allahın izniyle
kursat:
sen mi yaratıyorsun evet mi hayır mı
[TT] MasteR:
evet dedim ya
kursat:
Allahtan başka yaratıcı olur mu ki
kursat:
Kuranda çok ayette "her şeyi yaratan Allahtır" deniyor. Oysa sen düşüncemizi Allah yaratmaz diyorsun ayeti inkar mı ediyorsun
[TT] MasteR:
ben özgür düşünüyorum
kursat:
düşünmek istemediğin halde düşündüğün bir düşünce oldu mu
[TT] MasteR:
oldu
kursat:
madem sen özgür iradeliydin de neden düşünmek istemediğin bir düşünceyi düşündün
[TT] MasteR:
laf oyunu yapıyorsun
kursat:
yooooooooo
kursat:
demek ki bu düşünce senden değil, kimden o zaman
[TT] MasteR:
istediğini düşünebilir misin?
kursat:
ben cebri savunuyorum yani Allahın ilmin de benim ne düşüneceğim var ise ben onu düşünürüm özgür değilim
[TT] MasteR:
istediğini düşünemez misin?
kursat:
biraz evvel düşüncelerini kendinin yarattığını söylemiştin ama daha şimdi düşünmek istemediğin şeyi düşündüğünü söyledin. O halde soruyorum sen düşünmek istemediğin düşüncelerini mi yaratıyorsun? evet dersen seni buna ne zorladı?
[TT] MasteR:
iblis Allaha itaat etmediğinde yeni bişey mi yarattı da yaratmak ile düşünmeyi kıyaslıyorsun?
kursat:
anlamadım
[TT] MasteR:
iblis Allaha itaat etmeyip secdeye varmadığında özgür düşüncesi yok muydu iblisin
kursat:
elbette yoktu
[TT] MasteR:
o zaman neden Allah'a karşı çıktı
kursat:
mecburen, zira Allahın ilmi öyle idi
[TT] MasteR:
öyle olmasını Allah’mı istedi
kursat:
hayır, ben Allahın iradesini inkar ettim
[TT] MasteR:
sence o zaman (haşa) Allah kendi duygularını mı tatmin etti böyle yaparak
kursat:
cevabı şu: Allahın ilmi ezeli olunca mantık icabı ezeli olanın nedeni olmaz bunu kabul ediyor musun yoksa açıklayım mı
[TT] MasteR:
açıkla, cümlelerin çok karmaşık
kursat:
bak dünyada sebep ve sonuç var ya, mesela üşüyorsun palto giyiyorsun burada sebep üşümek sonuç palto giymek anladın mı
[TT] MasteR:
anladım
kursat:
bu örneğe göre sebep sonuçtan önce geliyor değil mi bu açık yani
[TT] MasteR:
evet
kursat:
Allahın ezeli ilmini sen kabul ettin ya, ezeli demek öncesi olmayan demek ya, soruyorum o halde, öncesi olmayan şeyin öncesi olur mu
[TT] MasteR:
olmaz
kursat:
biraz evvel kabul ettiğin gibi bir şeyin sebebinin olması için zaman olarak öncesinin olması gerek demiştik hatırladın mı
[TT] MasteR:
verdiğin örnekte evet
kursat:
halbuki sen Allahın ezeli ilminin öncesinin olmadığını da kabul ettin. eee ne oldu o zaman düşün bakalım?
[TT] MasteR:
ezeli olanın öncesi yok
kursat:
o halde sebebi de yok değil mi, sen bunu kabul ettin mi onu söyle, yani ilminin böyle olmasının sebepsiz olduğunu
[TT] MasteR:
evet
kursat:
şimdi kabul ettiğin şey çok önemli, büyük bir adım attın yani, şunu sana söyleyim bu adımı attın ya artık özgür iradeyi savunamayacaksın onu sana göstereceğim hatta Allahın iradesini bile savunamayacaksın


***


kursat:
bak bugün dediğimi diyorum akıl esasen Allahın bizde var ettiği düşüncedir yani bize baştan verilip daha sonra bizim onunla düşüncelerimizi varettiğimiz şey değildir ne diyorsun bu yoruma
kursat:
sen nasıl; düşündüğünü bilmiyorsan, nasıl bilinçli, hür şekilde düşündüğünü iddia ediyorsun
SERHAN:
mesela, ben şu anda annemi düşünmek istiyorum, düşünüyorum,mesela, sana ne yazacağımı düşünmek istiyorum, düşünüyorum
kursat:
iyi de bunu nasıl becerdiğini biliyor musun
SERHAN:
Allah yaratıyor
kursat:
serhan bu son dediğin cevabın üzerinde duralım, sen bu cevapla ne kasdettin açar mısın örnek ile
SERHAN:
sen cüzi iradenle düşünmek istediğin şeyi Allah yaratıyor
kursat:
bu cüzi iradeyi açar mısın örnek ile
SERHAN:
mesela, ben cüzi irademi sana ne yazacağımı düşünmek için sarfediyorum, Allah da yazacağım şeyi aklıma ilham ediyor yani yaratıyor
kursat:
peki " ben cüzi irademi sana ne yazacağımı düşünmek için safediyorum" dedin. ama bu sarfı nasıl yaptığını biliyormusun
SERHAN:
Allah bize mahiyeti bizce meçhul bir cüzi irade vermiş
kursat:
mahiyeti bizce meçhul derken, nasıllığını bilemeyiz mi demek istedin
SERHAN:
mahiyetini bilemeyiz
kursat:
yani bunun ne olduğunu tam manasıyla bilemeyiz diyorsun öyle mi
SERHAN:
yani varlığını aklen ve naklen biliriz, fakat mahiyetini tam olarak bilemeyiz
kursat:
madem bilemiyoruz diyorsunda ne diye üstüne basa basa her konuşmamızda “harici vücüdü yoktur, emri itibaridir” gibilerinden kesin tavırlarla konuşuyorsun. senden neden böyle konuştuğunun itirafını yapmanı bekliyorum. ben aslında biliyorum ama önce senden itiraf bekliyorum
SERHAN:
fakat mahiyetini bilemememiz, onun harici bir vücudu olmadığından da dolayıdır.
kursat:
peki harici vücüdü olmaması sence bir mahiyet değil mi
SERHAN:
değil
kursat:
mahiyet ne demek ki
SERHAN:
Allah adil-i mutlak ve rahim-i mutlak ve hakim-i mutlaktır. Bu sebeple, insanda bir cüzi irade olması lazımdır. Fakat, bu cüzi iradenin nasıl bir şey olduğunu tam olarak anlayamıyoruz.
kursat:
peki kısaca buna istemek, yapacağımız bir fiili istemek desek olmaz mı
SERHAN:
evet
kursat:
sence bu istemekte Allahın yaratıcılığının dışında kalan bir şey mi? yani yaratmasının dışında kalan bir şey mi
SERHAN:
cüzi iradenin harici bir vücudu olduğu için, abde verilebilir. Yani, Allahın yaratmasına gerek yoktur, çünkü, hakiki bir vücudu yoktur
kursat:
sahte bir vücudu mu var
SERHAN:
haritadaki farazi hatlar gibi
kursat:
peki haritadaki çizgiler var mı yok mu, haritada yani
SERHAN:
mesela dünyanın çevresini çepeçevre kuşatan bir ekvator çizgisi varsayılıyor. Fakat, bu varsayılma çoğu meselenin çözülmesine sebep oluyor
kursat:
soruma yanıt verirmisin
SERHAN:
hakikatte vücudu yok, sadece ilmi, ve itibari ve nazari bir vücudu var
kursat:
peki haritadaki çizgiler var mı yok mu haritada yani
yani haritada bu çizgiler, varsayılan şeklinde mi var, yoksa hakiki olarak mı var
SERHAN:
hakiki olarak yok. fakat, ilmi ve itibari ve nazari bir vücudu var
kursat:
bak serhat anlatamıyormuyum ben. harita için konuşuyorum: bu çizgiler harita da hakiki olarak var mı yok mu
SERHAN:
var
kursat:
gelelim ikinci şıkka, peki dünya üzerinde bu çizgiler (hakiki) anlamda var mı yok mu
SERHAN:
yok
kursat:
işte bu kıyası şimdi cüzi irade için yapacağız aynen okeymi
SERHAN:
Tamam
kursat:
(kursat:
peki kısaca buna istemek, yapacağımız bir fiili istemek desek olmaz mı
SERHAN:
Evet)
yukarıda böyle dedin
SERHAN:
Evet, yani meyletmek
kursat:
yani cüzi iradeye bir nevi istemek yapacağımız fiili istemek dedin kabul ediyormusun
SERHAN:
evet
kursat:
peki bu fiili yapmak istemeye "hakiki" anlamda var der misin
SERHAN:
harici bir vücudu yok
kursat:
hakiki anlamda var mı dersin yok mu dersin, hakiki anlamda var ile yok’ un dışında bir durum olur mu
SERHAN:
mesela, nasıl ki, haritaki çizgiler paralel meridyen diye isimler alıyorlar. Yani, harici bir vücudtları yok, sadece itibari ve ilmi bir vücutları var. Öyle de cüzi irade dahi bu ismi almış. Yani, itibari ve nazari ve nisbi bir vücudu vardır
kursat:
bak yine döndün aynı noktaya, şunu soruyorum: itibari (varsayılan) olarak var denen şey,"hakiki anlamda yoktur" manasına gelir mi gelmez mi?
SERHAN:
dediğim gibi, sen şunu anlamak istemiyorsun. cüzi iradenin aklen ve mantıken olması lazımdır
kursat:
ben zaten var diyorum
SERHAN:
fakat, mahiyetini tam olarak bilemeyiz
kursat:
bütün kelam kitaplarında anlatılıyor iki satırda
SERHAN:
yani, bizim bir hür irademiz olması lazım, sen ise Allah bizi zorluyor diyorsun, sen iradeyi kabul etsen burada anlaşacağız
kursat:
neden hür irademiz olması lazım ki
SERHAN:
demin bir irademiz var diyen sen değilmiydin
kursat:
evet var, hakiki manada var diyorum
SERHAN:
Şimdi de neden hür bir irademiz olması lazım ki diyorsun
kursat:
evet öyle diyorum
SERHAN:
fakat hem irademiz var diyorsun hem de cebriliği savunuyorsun, bu çelişkidir
kursat:
hayır değildir, izahı da basittir
SERHAN:
izah et bakalım
kursat:
bütün kelam kitaplarında bin yıldır cüzi irade şöyle tanımlanır: bir şahsın bir fiili, eylemi yapmadan önce yapmak istemesine, meyletmesine cüzi irade denir. örnek vereyim: ben sandalyede oturuyorum ya, birden kalkmak istedim. İşte bu örnekteki cüzi irade, kalkmak istememdir. "itibari, harici vucudu yoktur" gibi kavramlar kelam kitaplarında geçmez. Bu nurcuların, nursinin uydurmasıdır. Ama nursi de bunun benzerlerini başkalarından almış olabilir, onların kim olduğunu da biliyorum. Sorun şöyle başladı: ehli sünnet adı verilen iki mezhep vardı biri Maturidi biri Eşari, bu iki mezhep kader konusunda “efali ibad” yani kulların fiilleri bahsinde dediler ki “kulların fiillerini Allah yaratır” bunda ittifak ettiler, iki şahısta kitaplarında cüzi irade tabirini kullanmadılar ancak kitaplarında Eşari devamlı Allahın mutlak iradesinden bahsetti ve kitabında sonucun cebr olduğunu ortaya koyan izahlar yaptı, buna karşılık Maturidi kitaplarında özelikle "Kitabu-t Tevhid" de kulun özgür iradesi olduğundan bahsetti, cüzi irade tabirini o da kullanmadı ancak yine kitabında Allahın iradesinin herşeye şamil olduğunu söylüyordu, yani sonuç olarak Maturidinin kitabı çelişkilerle doluydu, bunun üzerine Hanefiler; “fıkhı ekber” deki yazılardan (Ebu Hanefi’nin kitabı) ve Maturidinin hanefi mezhebinde olmasıya beraber itikatta biz ona tabiyiz dediler, ancak pek araştırmadılar, yani bu böyle bir 500 yıl gitti, yani Maturidi de, Eşari de ehli sünnet görüldü ama Eşarilik baskındı, sonra baktılar ki Maturidiler bundan 500 yıl kadar önce bu böyle olmayacak; eğer biz “fiillerimizi Allah yaratır” dersek bu cebr olur bir çözüm lazım dediler ve ilk olarak İbn Humam ( Fethul Kadir” 'i yazan Hanefi fıkıhçısı) adlı kişi bundan 500 yıl önce “cüzi iradeyi Allah yaratmaz” dedi, oysa Ebu Mansur Maturidi "her hadis mahluktur" demişti. ama bunu Maturidinin yazılarına dayanarak yaptı ibn humam ve böyle geldi bu düşünce. Sonra “nasıl olur da sonradan olan birşeyi Allah yaratmaz” diye soru soruldu, evet bu önemli soruya cevap bulmaları gerekmekteydi, ama bununla pek uğraşmadılar çünkü zaten bu işleri ince araştırıp da bu konuyu anlayacak pek insan yoktu, onlara denseydi ki: “fiillerimizi Allah yaratıyor ama biz meylediyoruz, istiyoruz Allah da yaratıyor” onlar zaten “peki o meyletmeyi Allah yaratmıyor mu” gibilerden bir soru zaten sormazlardı, ancak yine de neme lazım belki bir anlayan çıkabilir bu inceliği gibilerden şöyle bir cevap bulabildiler: dediler ki; bu cüzi irade denen şey zaten hafif bir şey, şart-ı adi, eee dolayısıyla ona "yok" da denebilir. böyle deyince de onun Allah tarafından yaratılmas gerekmez ki...
Böylece Allahın yaratması mutlak olur ve herşeyi yaratır ama cüzi irade denen şey yok mu? hah işte onu yaratmaz, buna da şöyle bir kılıf yaptılar; zaten bu konuda Mutezileye bakmaları kafi idi, dediler ki: eğer cüzi irade yaratılmış olsa iş cebr olur, cebr olsa o zaman imtihanın ne manası kalır, o zaman Allah adil olmaz, zalim olur gibilerinden aynı harfi harfine Mutezile gibi konuştular, ancak onlara Mutezileyi nasıl buluyorsunuz diye sorulduğunda hemen laf hazır: “onlar sapık, çünkü onlar kullar fiillerini yaratır dedi. halbuki olur mu öyle şey herşeyi Allah yaratır” dediler. halbuki Maturidiler de, Mutezile de aynen hür iradeyi savunuyorlardı, ama Mutezile mezhebi Maturidilerden şu yönüyle ayrılıyordu, bu mezhep dediğinin arkasında durabilmek için bazı şeyleri de söylemek gerektiğini hissediyordu.
SERHAN:
önce eş'ari cebri değil yanılıyorsun, ikincisi fikirlerin net anlaşılmıyor, çünkü, cebriydin, daha sonra mutezile oldun, bunlar birbirne zıt fikirler
kursat:
ben Mutezile değilim ki
SERHAN:
şimdi sana sorum şu: insanda bir irade var mıdır
kursat:
var
SERHAN:
varsa, neden cebriyim diyorsun, çünkü bunlar birbine zıt şeyler
kursat:
çünkü bu irade ve onun kullanımı Allahın varetmesiyle vücut bulur
SERHAN:
şimdi sana soru, cüzi iradeyi Allah yaratıyorsa, sen nasıl seçiyorsun
kursat:
bak şimdi önümde harfler varya
SERHAN:
evet
kursat:
mesela ben "h" harfine basmayı istedim diyelim okeymi
SERHAN:
evet
kursat:
benim bu "h" harfine basmak isteyişim sonuçta düşüncedir ve bu vardır ve bu hadistir ve bunu Allah varetmiştir diyorum ve ben ben de Allahın varettiği düşünceyi düşünmemeye kadir olamam, o bakımdan bunu düşünmeye mecbur olurum
SERHAN:
peki, mecbur olurum diyorsun, sonra da iradeden söz ediyorsun bunlar çelişki, iraden var mı yok mu varsa, neden mecburum diyorsun
kursat:
bak Kuranda da böyle kullanımlar var mesela Tekvir suresi son ayetlerine bak
SERHAN:
ilk başta soruma cevap ver, irade var mı yok mu varsa, neden mecburum diyorsun
kursat:
dedim ya hem iradem var hem mecburum çünkü benim seçimlerimde düşüncedir dolayısıyla onları da Allah varediyor. ne var bunu anlamayacak çok zor değil yani
SERHAN:
ona irade denmez, zorlama denir
kursat:
kurtul şu taklit bağından sen
SERHAN:
irade kişinin şeçme hakkıdır, sen irade var dedin yani, insanda bir seçme hakkı var dedin daha sonra da mecburum dedin
kursat:
dediğim ayetlere bak Tekvir son ve İnsan suresi son ayetler
SERHAN:
bunlar tam birbirine zıt
kursat:
iki saattir ben ne anlatıyorum burda
SERHAN:
karmakarışık
kursat:
çok basit
SERHAN:
hem irade var diyorsun hem de mecburum diyorsun
kursat:
öyle, Eşari mezhebinin görüşü budur
SERHAN:
iradeyi bana tarif etsene
kursat:
kesb derler buna
SERHAN:
Eş'ari, cüzi iradeyi insana vermiyor, fakat o cüzi iradedeki tasarruf insana aittir diyor. Yani, yine zorlama yok
kursat:
bak benim okumadığım kelam kitabı kalmamış ve sen bir adet kelam kitabı okumadığını söylüyorsun sonra kalkmış bana Eşariliği öğretiyorsun bu insaf mı sence
SERHAN:
sana diyorum ki, yerinden kalkmak istesen kalkabilir misin....sen evet diyorsun, sonra da diyorsun ki, beni zorla kaldırıyorlar
kursat:
istemiyorum ve evet kalkmadığını gördüm
SERHAN:
böyle ölürsen kurtulamazsın
kursat:
aklıma bir soru geldi, yellenme ile ilgili, yellenmeyi Allah mı yaratıyor
SERHAN:
evet
kursat:
insan içinde kalabalıkta biri böyle otururken yellendi sesli şekilde diyelim, peki bu şahıs cüzi iradesini yellenmek için kullandı mı şimdi ve utandı bu şahıs, o kişi rezil oldu orada, o zaman onu Allah rezil etti
SERHAN:
evet
kursat:
hani onun hür iradesi

zxzx
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Mesajlar: 53
Kayıt: 01 Ara 2008 [ 16:25 ]

Re: yazdığım kitap

Mesaj gönderen zxzx » 27 Kas 2016 [ 18:55 ]


***

kursat:
yani şunu soruyorum mesela bizim burada yazışacağımızı önceden biliyormuydu
SERHAN:
Allahın bilmemesi diye bir şey var mı
kursat:
bildiği şeyler bildiği gibi mi gerçekleşir
SERHAN:
evet
kursat:
peki bildiği şeylerin yani var olacaklarını bildiği şeylerin, varlığa gelmesi zorunlu mu
SERHAN:
Allah, olacak bir şeyi biliyor. Yani, olacağı için o şeyin olacağını biliyor, zaten bütün kainat onun nazarında bir sayfa gibidir, yani geçmiş ve geleceği bir anda görür
kursat:
peki bildiği şeylerin yani var olacaklarını bildiği şeylerin, varlığa gelmesi zorunlu mu, ısrarla soruyorum
SERHAN:
mesela, sen burada benimle yazışıyorsun. Allah bunu biliyor. Eğer yazışmasaydın, yazışmayacağını bilirdi. Bildiği şeylerin vücuda gelmesi zorunlu değil, irade de lazım
kursat:
Allah yazışacağımızı biliyorsa ben senle yazışmazsam O yanlış biliyor olmaz mı
SERHAN:
YAZIŞACAĞIN İÇİN BİLİYOR. EĞER YAZIŞMASAYDIN YAZIŞMAYACAĞINI BİLİRDİ
kursat:
sen Onun ilmine ezeli demedin mi
SERHAN:
bunu ezeli olarak biliyor, yani senin yazışacağını ezeli ilmiyle biliyor
kursat:
ezeli bilgi değişir mi sence
SERHAN:
hayır
kursat:
olaylar olduktan sonraki bilgisiyle olaylar olmadan önceki bilgisi aynımıdır Allahın
SERHAN:
önce ve sonra sana göre vardır, bir ayna düşün, sağ tarafı geçmiş ve sol tarafı da gelecek olarak düşün, bu aynayı ne kadar yukarı kaldırırsan geçmiş ve geleceği o kadar geniş görür. Peki aynada görülen şekillerin hangisi önce va hangisi sonra
kursat:
aynı
SERHAN:
kader de kainata öyle bakıyor, yani, ezel ve ebed, Allahın indinde bir andır
kursat:
bildiği şey bildiği gibi meydana gelirse bu olacakların başka türlü olamayacağı açıktır
SERHAN:
ilim maluma tabidir. Yani, Allah bildiği için olmuyor. Olduğu için Allah biliyor
kursat:
ilim maluma mı tabidir, ne demek bu
SERHAN:
dediğim gibi, Allah bildiği için olmuyor. Olacağı için Allah biliyor. yani, kainatta olacak her şeyi, en ince ayrıntısına kadar Allah biliyor. yani ilim kudret değildir
kursat:
Allahın ilmi mi bizim fiillerimize tabi yoksa bizim fiillermiz mi Allahın ezeli ilmine tabi
SERHAN:
Mesela, senin cüzi iradeni benimle yazışmak için kullanacağını biliyor ve o fiili yaratıyor. Yani, senin yazışacağını biliyor. Yani Allahın ilmi kainata tabi.
kursat:
önce olan şey sonra olana tabi olur mu yoksa sonradan olan mı öncekine tabi olur
SERHAN:
o ayna misalini hatırla, önce ve sonra senin için geçerli. Allah ise ezel ve ebedi bir anda görür ve bilir
kursat:
ezeli olan şey sonradan olan şeyden önce değil mi
SERHAN:
önce ve sonra sana göredir. Cenab-ı Hakka göre kainattan önce ve kainattan sonra olmaz, yani Allah ezelidir. Onun indinde zaman yoktur
kursat:
sence Allah kainattan önce varmıydı
SERHAN:
vardı.
kursat:
ezeli olan şey sonradan olan şeye tabi olur mu, bunu anlat bana
SERHAN:
Mesela, karşında bir bilgisayar yok ve bilgisayar diye bir şey de yok. Sen dünyada bilgisayar olmadığı halde, bilgisayar olduğunu bilsen olmaz. Yani, sen bilgisayar olduğu için bilgisayarı biliyorsun
kursat:
evet
SERHAN:
Cenab-ı Hak da, kainatta olacak bütün her şeyi en ince ayrıntısına kadar biliyor. Bu kadar basit
kursat:
ama onun bu ilmine nasıl tabi dersin sen
SERHAN:
fakat izah ediyorum, yani benim izah ettiğim şekilde
kursat:
sonradan olanın ezeli olana tabi olması sence mantıksız mı, ezeli olanın sonradan varolan şeye tabi olması daha mı mantıklı yoksa, karar ver
SERHAN:
Allahın ilmi ezelidir. Kainatta olacak bütün olayları bilmesi kadar normal bir şey yok
kursat:
soruma cevap değil bu
SERHAN:
fakat tabi olmayı açıklıyorum. Peki sana göre nasıl
kursat:
evet açıklayayım, sana şunu söylemeliyim ki bu meseleyi dört ay önce öğrendim, bak serhan samimiyetle söylüyorum bu anlatacağımı said nurside, fetullah gülen de bilmez yani çoğu bilmez, yüzyıllardır dönen bir üç kağıt vardır, belki 700 yıldır o da şudur: “ilim maluma tabidir” lafıdır
kursat:
ibni rüştten öğrendim bu konuyu sonra çok kitapta gördüm, önce şunu bilelim; tabi olan ve tabi olunan, sence hangisi sonradan gelir
SERHAN:
bize göre mi, Cenab-ı hakka göre mi
kursat:
senin mantığına göre işte
SERHAN:
değişir
kursat:
söyle
SERHAN:
mesela, ben senin yarın tekrar benimle konuşacağını bilsem, benim ilmim, senin yarın benimle konuşmana tabi olmuş olur. Fakat, benim ilmim senin yarın benimle konuşmandan daha önce olmuş olur
SERHAN:
tabi ki bu bize göre
kursat:
bak tabi olan tabi olunandan sonra gelen değil midir
SERHAN:
gördüğün gibi, benim ilmim senin yarın benimle konuşacağından daha önce olabiliyor, yani, tabi olunan, tabi olandan daha sonra olabiliyor
kursat:
ezeli ilim için konuş bakalım örnekleri ona göre ver
SERHAN:
Mesela, sen bir mühendissin. Bir ev yapacaksın. Mutlaka bir plana ve projeye göre yapman lazımdır. Yani, sen evin nasıl olması gerektiğini bildiğin için o evi o plana göre yapıyorsun. Öyle de, Allah kainatın en hayırlı ve mükemmel tarzının bu oludğunu bildiği için kainatı bu şekilde yaratıyor.
kursat:
tabi olmayı sordum ben, yani temel konu şu: Allahın ilmi mi bizim fiillerimize tabi yoksa bizim fiillerimiz mi Onun ilmine tabi? Bunu konuşalım
SERHAN:
hep onu izah ediyorum zaten, ilim ile kudreti karıştırma
kursat:
mantıkan ezeli olan ilim başka şeye tabi olmaz, çünkü tabi olma sonralıkla ilgili bir şeydir, dolayısıyla aslında ilim maluma tabi değildir tersi yani sonradan olan olaylar ilme tabidir, dolayısıyla cebr olur, olay bu, yıllardır görmezden gelinen basit bir mantık hatası yani
SERHAN:
bak sen bildiğin için mi bir ev yapıyorsun, yoksa ev yaptığın için mi biliyorsun
kursat:
ev yapacağımı düşünüyorum ve yapıyorum
SERHAN:
yani senin ilmin evden önce değil mi
kursat:
evet
SERHAN:
Allah kainatı bilmeden yaratması sence mantıklı mı
kursat:
ben yaratmasını, bildiklerinin varlık sahasına çıkması olarak anlıyorum
SERHAN:
peki neden biliyor
kursat:
nedeni yok
SERHAN:
peki, sen cebir diyorsun. Cehennemi neyle izah edeceksin
kursat:
nedensizlikle
SERHAN:
olmaz mantıksız, çok büyük bir mantıksızlık
kursat:
ben Allahta seçim yapmadı diyorum ispalayayım mı
SERHAN:
Allah zalim olur mu
kursat:
zalim demiyorum ancak adaletsiz diyorum
SERHAN:
yine noksan bir sıfat
kursat:
hayır
SERHAN:
peki, sen hiç suçu olmayan bir insanı yaksan, zalim olmaz mısın
kursat:
olursun
SERHAN:
Allah neden suçsuz insanları ateşe atıyor ve yakıyor
kursat:
dedim ya bak önce şunu anlatayım, Allah da seçim yapmaz , bunu anlatayım mı
SERHAN:
hayır, önce soruma cevap ver
kursat:
bunula alakalı ama
SERHAN:
bununla alakalı değildir
kursat:
alkalı
SERHAN:
söyle
kursat:
bak şimdi sen ezeli bir ilmi vardır Allahın dedin ya, işte bunu diyen bir şahıs daha Allahın iradesini artık savunamaz, çünkü ezeli olan şey değişmez, dolayısıyla şimdi şu sorum önemli, Allah ilminin zıttına bir şey yapabilir mi
SERHAN:
yapar
kursat:
işte yanlış cevap veriyorsun,
SERHAN:
izah edeyim. Mesela, seni yaratması hayırlı, yaratmaması hayırsız olduğunu biliyor. Fakat, seni yaratıyor. yani bunu demek istiyorum
kursat:
onu demiyorum, olacak olan olaylar ile ilgili ilmini diyorum
SERHAN:
yani iradesiyle tercih ediyor. benim demek istediğim bu, peki, Allah insanları cehenneme atmaya neden mecbur olsun
kursat:
olacak olaylar var ya, onları ezeli ilmiyle biliyor ya, onu diyorum sana
SERHAN:
neden insanları cehenneme atacağını biliyor, neden
kursat:
bak anlamak istemelisin, anlatıyorum sana, olacak olaylar ile ilgili ilmi diyorum, bu ilim değişir mi, olacağını bildiği şeyler olmak zorunda mı
SERHAN:
senin dediklerinin hiç bir mantığı yok. Allah istemeden ve insanlar haketmeden insanlar cehenneme gidiyor. Yani, Allah bunun bir zulüm olduğunu bildiği halde, onu engellemeye gücü yetmiyor diyorsun. mantıktan son derece uzak
kursat:
olacağını bildiği şeyler olmak zorunda mı
SERHAN:
sen Allahtan bahsetmiyorsun. Noksan ve hatalı ve aciz bir varlıktan bahsediyorsun
kursat:
olacağını bildiği şeyler olmak zorunda mı
SERHAN:
evet
kursat:
evet mi
SERHAN:
yani senin ne zaman öleceğini biliyor. bu bilmesi değişmez. bildiği vakitte ölürsün
kursat:
peki benim öleceğim vakiti istese değiştirebir mi
SERHAN:
senin öleceğin vakit, Allahın ilmindedir. Yani, senin öleceğin vakti biliyor
kursat:
onu sormadım
SERHAN:
yani, Allah bildiği şeyde yanılır mı diye soruyorsun
kursat:
açıkça şunu soruyorum: olacağını bildiği şeylerin olmamasını irade edebilir mi
SERHAN:
neyi niçin bilecek, işine gelmeyen sorulara nedensiz diye cevap veriyorsun
kursat:
ezeli ilim olduğu için nedeni yok zaten, mantıken bu böyledir
SERHAN:
peki sen buna cevap ver. Noksan sıfatı olan bir şey, ilah olabilir mi
kursat:
noksan sıfatı yok ki
SERHAN:
haşa Allaha demediğini bırakmadın
kursat:
açıkça şunu soruyorum: olacağını bildiği şeylerin olmamasını irade edebilir mi
şu sorumu cevapla
SERHAN:
senin dediklerinin hiç bir mantığı yok. Allah istemeden ve insanlar haketmeden insanlar cehenneme gidiyor. Yani, Allah bunun bir zulüm olduğunu bildiği halde, onu engellemeye gücü yetmiyor diyorsun. mantıktan son derece uzak, sonrada noksan sıfat yok diyorsun. bunlar hep noksan sıfat
kursat:
açıkça şunu soruyorum: olacağını bildiği şeylerin olmamasını irade edebilir mi
SERHAN:
sorun mantıksız
kursat:
çok süper bir sorudur
SERHAN:
çok mantıksız
kursat:
iradesi olmadığını kanıtlayan bir sorudur
SERHAN:
sen öyle sanıyorsun
kursat:
o halde cevap ver
SERHAN:
mesela ben bilgisayar yapmasını biliyorum. Fakat, bu bilgisayarı çok değişik şekillerde yapabilirim. Fakat, ben irademle tercih edip, sevdiğim şekilde bir bilgisayar yapabilirim. eğer ben tercih etmesem, bu bilgisayar neden bu şekilde olsun ki
kursat:
sen hadis bir varlıksın biz ezeli bir varlıktan bahsediyoruz
SERHAN:
neden elma o şekilde
kursat:
nedensiz
SERHAN:
mantıksız, birisi tercih etmeden elma neden o şekilde olsun ki, neden Hz Muhammed aleyhisselam peygamber olmuş sen olmamışsın




*** Allah neyi tercih edeceğimizi de ezelde mi (ezeli olarak) irade etmişti?


***


SERHAN:
madem Allah haşa insanları zorluyor. Öyle ise, Kur'anda neden onlardan şikayet ediyor ve tehdit ediyor.
kursat:
cevap: bunlar hep isnaddır
SERHAN:
ne demek
kursat:
şu: zaten bunu bulmam yıllar sürdü, bak her ne kadar bu fiilleri de onlara Allah yaptırıyorsa da onlara nispet ediyor, kitapta çok açıkladım bunu
SERHAN:
fakat haşa suçlu Allah olduğu halde neden insanlardan şikayet etsin ki. kendi kendinden şikayet etmiş olmuyor mu, mesela
kursat:
mesela bir kral birinin ölümünü emrediyor ve cellat da öldürüyor hem kral için hem de cellat için adamı öldürdü denebilir
SERHAN:
mesela, zinaya yaklaşmayın diye bir emir var. Fakat, Allah insanlara zorla zina yaptırıyor. Yani, hem yasaklıyor, hem de zorluyor. nasıl oluyor bu
kursat:
öyle oluyor
SERHAN:
nasıl
kursat:
ilmine göre yani
SERHAN:
anlamadım
kursat:
bak ikide bir bana diyorsun ki neden hep işi nedensizliğe getiriyorsun onu bir anlatayım mı sana
SERHAN:
fakat bediüzzaman bu sorulara duraklamadan cevap vermiş, sen bediüzzamandan daha iyi bilmiyor musun yoksa
kursat:
o bu işleri bilmez ki okudum diyorum onun kitabını
SERHAN:
fakat cevap veremiyorsun, o bunlara kesin ve net bir şekilde cevap vermiş
kursat:
bak önce sana ezeli olanın nedeni olmadığını göstereyim
SERHAN:
peki Allah neden Hz Muhammedi peygamber yapmış, Kur'anını ona indirmiş.
kursat:
diyorum ya nedeni yok
kursat:
onu göstereyim mi
SERHAN:
peki sen bu cevaplardan tatmin oluyor musun
kursat:
tabiî ki, çünkü bunlar kanıtlanmış akli deliler
SERHAN:
peki Allah neden ''Allah bir şeyi irade ederse'' cümlesini Kur'anda kullanıyor
kursat:
evet güzel bir soru buna cevap: biz bu ayeti de ilmine göre vareder manasına alıyoruz
SERHAN:
neden öyle alıyorsun
kursat:
çünkü evvelki konuşmamızda Allahın iradesinin olamayacağını gösterdim sana
SERHAN:
göstermedin, çünkü, ben sana dedim ki, noksan sıfatı olan bir şey ilah olur mu, sen olmaz dedin, fakat, adaletsizlik ve zulüm ve acizlik hep noksan sıfattır, bu sebeple senin düşüncen temelden yıkılmış olur, sen bunu bir anla
kursat:
bak ezeli olan varlık için irade olmaz bu mantıken böyle, zira ilminde zaten neyin olacağı belli dah neyi seçecek, ilminde olayların nasıl olacağı beli değil mi
SERHAN:
ilim kudret nevinden değildir. yani, bilmek yapmak değildir.
kursat:
mesela bizim konuşacağımızı biliyordu ya, isteseydi biz konuşmayabilir miydik
SERHAN:
eğer bir varlığın kendi isteği ve iradesi dışında bir şeyler oluyorsa, o ilah olamaz.
kursat:
bu senin insan biçimci ilah düşüncendir
SERHAN:
çünkü acizdir. yani, insanların cehenneme gitmesini engelleyemiyor, onların orada acı çekmesini engelleyemiyor, haşa ve kella, hatta onları cehennemle tehdit ediyor, masum insanları, bunlar çok mantıksız şeyler. Allah bu noksanlıktan sonsuz derece münezzehtir
kursat:
isteseydi bizim bu konuşmayı yaptığımız esnada, mesela benim dışarıda gezmemi irade edebilir miydi
SERHAN:
kainat, zerreden yıldızlara kadar onun izni, iradesi, kudreti ve ilmiyle idare ediliyor. Her şeyi bilerek ve isteyerek yaratıyor. mesela sen Eş'ari mezhebine bile cebir veriyorsun. yine yanılıyorsun. kesinlikle Eş'ari mezhebinde cebir yoktur
kursat:
nerden biliyorsun
SERHAN:
çünkü Risale-i Nur'da kader bahsinde bunu açıklıyor
kursat:
orada ne diyor Eşari ile ilgili, kader bahsini belki beş kez okudum
SERHAN:
Eş'ari mezhebinde cüzi iradeyi Allah yaratıyor. Bu sebeple cüzi irade abde verilmez. Fakat,(dikkat) CÜZİ İRADEDEKİ TASARRUF ABDE AİTTİR.
kursat:
bak şimdi Serhan, cüzi iradeyi Allah yaratıyor diyor gördün mü ne demek bu sence, ne demek cüzi irade söyler misin bana
SERHAN:
FAKAT TASARRUF KİME AİT
kursat:
bak o zaten isnad meselesi, yani biz bu fiilleri sonuçta yapıyoruz ya onu diyor yani, sana bir soru Maturidi mezhebi cüzi iradeye yaratılmış mı diyor sence
kursat:
rica edeceğim anlamaya çalış, iyi aklıma getirdin bundan böyle sana mezheplerden soracağım
SERHAN:
FAKAT SEN BU KADAR İNCE DÜŞÜNÜYORSUN. FAKAT, MASUM İNSANLARIN CEHENNEME GİTMESİNİ ÖNLEYEMİYOR DİYORSUN. BUNU NASIL KABUL EDEBİLİYORSUN, biraz mantıklı düşün, herkes vicdanen kendinde bir irade hissediyor
kursat:
bak şimdi serhat ben evvelden kelam okurdum, hala da okurum; kelam bir yerden sonra artık fazla gitmiyor
SERHAN:
gider, fakat, Allahın masum insanlara azap vermesi, derin bir mesele değil
kursat:
yani şunu diyeceğim kelamda mezhepler anlatılır bunun daha ilerisi felsefedir
SERHAN:
felsefe Kur'anın hakikatlerine yetişemez, sen sadece akıl yoluyla hakikate ulaşmaya çalışıyorsun. Fakat, akıl tek başına bu meseleleri ihata edemez. Kur'an güneşi ile aklı kullanmak lazımdır, yani, Kur'anı kendine rehber yap
kursat:
bak mesela geçen elimde bir kelam kitabı vardı kader ile ilgili, arkasına baktım hani alıntı yaptığı kitaplara şunu sana söyleyeyim ki türkçeye çevrilmiş kitapların tamamına yakınını okumuşum
SERHAN:
işte kafan bu sebeple karışmış, yani her bulduğun şeyi okuyorsun
kursat:
yani kelam kitaplarını hemem hemen hep okudum
SERHAN:
Allaha adaletsiz ve zalim diyecek kadar kafan karışmış
kursat:
bak onlar elbette karışık ancak ben zalim demedim
SERHAN:
masum insanları ateşe atmak zulüm değil mi, ya buna neden cevap vermiyorsun, sen bu soruya cevap versene,
masum insanları ateşe atıp, onlara azap vermek zulüm değil mi, lütfen samimi olarak cevap ver
kursat:
bak zulüm değil çünkü zulüm demek işi yerli yerinde yapmamak demektir. oysa Allah ezelidir ve Onun yaptıklarının yerli yerinde olduğunu denetleyecek yoktur, bu bakımdan yaptıkları zulüm olmaz
SERHAN:
masum insanları ateşe atıp, yakmak yerli yerinde bir davranış mı
kursat:
bak ilmine göre bu işler oluyor ve ezeli olan birşeyi hiç bir güç niye böyle yaptın diye sorgulayamaz, zira nedeni yoktur
SERHAN:
bu daha da kötü..masum insanları nedensiz ateşe atmak ve azap vermek çok büyük bir zulümdür
kursat:
ben sana ezelinin nedensiz olduğunu anlatayım mı
SERHAN:
fakat temel halledilmedi ki
kursat:
bunu anlarsan büyük yol aldın demektir
SERHAN:
sen daha ezelin ne olduğunu bile bilmiyorsun, yani kafanda canlandırdığın ezel fikri bile yanlış
kursat:
cüzi irade ne demek
SERHAN:
insanın meyletmesi, yani, seçme hakkı
kursat:
peki buna düşünce denir mi
SERHAN:
mesela düşünüyorsun. fakat kötü bir şey düşünüyorsun. istersen iradeni o kötü düşünceye meylettirmeyebilirsin, yani, irade düşünmek değildir
kursat:
mesela ben içki içmeyi istedim buna cüzi irade denir mi
SERHAN:
istedin fakat, istediğin halde cüzi iradenle meyletmedin. yani istemek ayrıdır, her istediğin şeyi yapmayabiliyorsun
kursat:
içki içmeyi istemek meyletmek değil mi
SERHAN:
değil
kursat:
neden
SERHAN:
mesela sen içki içmeyi çok istediğin halde, içmeyebiliyorsun
kursat:
içiyorum diyelim
SERHAN:
fakat, o isteğini yerine getirmeye meylettiğin zaman, Allah o meylini yaratıyor, o zaman cüzi iradenle içki içtiğin için mesul oluyorsun
kursat:
sence cüzi iradeyi Allah mı yaratır
SERHAN:
Maturidi mezhebine göre, cüzi irade kula aittir. Yani, mahluk değildir, Eş'ari mezhebine göre ise, cüzi irade mahluktur, fakat cüzi iradeki tasarruf abde aittir, mahluk değildir
kursat:
sence diye sordum
SERHAN:
ben itikatta Maturidi mezhebine bağlıyım
kursat:
yani
SERHAN:
yani mahluk değil
kursat:
bunu mu savunuyorsun
SERHAN:
evet
kursat:
sen Ebu Mansur Maturidinin yolundan gittiğini mi düşünüyorsun şimdi
SERHAN:
evet
kursat:
bir soru daha sorayım sonra bombayı patlatacağım
SERHAN:
bomba patlata patlata kendi itikadını sarsmışsın ama
kursat:
sence iman mahluk mu
SERHAN:
evet
kursat:
iyi düşün
SERHAN:
kainatta vücudu bulunan her şey mahluktur, yani kainatın içindeki her şey mahluktur
kursat:
var olan şeylere vücudu var der misin
SERHAN:
bazı şeylerin hakiki bir vücudu bulunmayabiliyor. Kainattaki kanunlar gibi, yani sadece ilmi ve itibari bir vücudu var
kursat:
itibari ne demek
SERHAN:
yani, farazi bir vücudu var, haritadaki hatlar gibi
kursat:
Maturidi mezhebine göre imanı alah yaratmaz derler araştır, Eşarilik mahluk der
SERHAN:
sonra görüşürüz. Fakat Cehennemin var olması cebri mezhebini kökünden sarsıyor. bunu iyi düşün
kursat:
fetavayi hindiyyede 4.ciltte imana mahluk diyene kafir derler, küfür sözleri bahsinde, araştır


***


kursat:
bak kadere hayrın ve şerin yani iyilik ve kötülüğün Allahtan geldiğine inanıyor musun
umut:
inanırım, ama Tanrının ayrı bir varlık mı yoksa evren mi olduğu noktasından düşünürsek, bilmiyorum bunu, ama
inanırım kadere
kursat:
zina yapmak şer mi
umut:
bence aldatmak şer zina değil, aldatmak zinaysa zina şer
kursat:
zina yapmak Allalhtan mı
umut:
bence herşey Tanrıdan, hatta belki biz Tanrıyız, belki diyorum belki de değil
kursat:
zinayı Allah mı yaptırıyor yani
umut:
Allah bize iyilik ve kötülük potansiyelini vermiş ama potansiyel kilitlilik var, insanlar takılı kalıyorlar, her insan isteseydi en güzelini yapardı ama yapamıyor çünkü takılı kalıyor, bu nedenle Allah insanı yarattığı için herşey Allahtan bence
kursat:
kısaca zinayı da O mu zorla yaptırıyor
umut:
zorla yaptırmıyor, ama zinayı yaptıracak potansiyel veriyor, o potansiyel Allahtan, o potansiyele takılı kalmak insanın işi, ama her insan Tanrının verdiği potansiyele takılı kalıyor, öyleyse Allahın işi bu da
kursat:
hani hayır şer Allahtandı ya
umut:
evet Allahtan
kursat:
o halde Allaha sövenler var bu da Allahtan öyle mi
umut:
potansiyel olarak Allah bunu insana veriyor, insan da bunu gerçekleştiriyor, evet Allahtan
kursat:
Allah günahların işlenmesini diler mi
umut:
günah diye bir şey yok bence, hata var
kursat:
hataların işlenmesini diler mi, ister mi
umut:
hataların işlenmesini ister Tanrı, çünkü insan hatayı yaşaya yaşaya karanlığı anlayacak karanlığı anladığında ise Tanrısal değerleri anlayacak, ışığı kendisini anlayacak
kursat:
Allah olayları olmadan önce bilir mi
umut:
tabi ki bilir, çünkü zaman Tanrının gözünde yoktur, sadece an vardır, bize göre zaman ama Tanrıya göre an
kursat:
peki Allahın bildiği şeyler bildiği gibi mi gerçekleşir
umut:
tabi ki, O herşeyi biliyor
kursat:
o halde sen orada yazı yazmaya mecbur olmadın mı
umut:
Tanrı bana özgürlük vermiş, ama zaten ne olacağını O biliyor ama ben bilmiyorum
kursat:
sen bilmesende sonuçta olaylar Onun bildiği gibi olmayacak mı
umut:
olacak tabi, hatta bence olayları dünyaya gelmeden önce Tanrıyla birlikte kararlaştırdık bir ihtimal, bence yüksek bir ihtimal, çünkü Tanrı insanların istemediği bir şeyi yapmaz, birlikte kararlaştırmak Onun tamlığıdır
kursat:
Allahın ilmi ezeli mi yani öncesiz mi yani hep var mıydı
umut:
sonsuz
kursat:
yani biz yokken de O herşeyi biliyordu değil mi
umut:
evet
kursat:
bildiği gibi mi olmasını diledi yoksa bildiğinin dışında olmasını mı diledi
umut:
birlikte kararlaştırdık gerçeği, benim istediğim gibi kötülük yada iyilik gerçekleşiyor
kursat:
sen ezelde var mıydın peki
umut:
bilmiyorum belki vardım ama doğmadan önce olduğumu düşünüyorum
kursat:
o halde seni Allah varetmedi mi
umut:
iki ihtimal var, ya insanı Allah var etti ya da insan Tanrının kendisi
kursat:
onu sormadım, ezelde var mıydın
umut:
ezelde belki vardım, Ttanrı isem hep vardım değilsem yaratıldım
kursat:
Tanrı sence istediğini yapar mı
umut:
yapar, her şeyi
kursat:
peki her istediğine kavuşur mu
umut:
kavuşur, aslında zaten kavuşmuş
kursat:
sen her istediğini yapabiliyor musun ya da her istediğine kavuşabiliyor musun
umut:
mesela istediğim şimdi havai’ye gitmek ama bu olmuyor, ama insan ve Tanrı, doğmadan önce birlikte karar verirler olan olaylara, yüksek bir ihtimal bu, ama olmayabilir de
kursat:
demek ki sen Tanrı değilsin bu sonuç çıkmıyor mu
umut:
Tanrı olmayabilirim, şöyle düşün, Tanrı milyonlarca bedene girdi ve girerken kendi gerçeğini sildi ve şimdi yaşıyor yani hatırlamıyor, belki bu olabilir, belki O ayrı bir varlık, bunu bilmem çok zor
kursat:
biraz evvel Tanrıyla insan ortak karar verdi dedin neyi kasdettin
umut:
tüm davranışları birlikte karar verdik diyorum ama yüksek bir ihtimal, belki yanlış olabilir ama bence doğru, çünkü Tanrı tam ve mükemmel, insanın istemediği bir şeyi yaptırtmayacak kadar mükemmel ve yüce
kursat:
dünya da yaşamından memnun olmayan insanlar yok mu
umut:
bence insanlar dünyaya gelmeden önce memnun olmamayı istediler bu gerçekleşti, ya da gelecekte bir gün memnun olmamanın kendi istekleri olduğunu, Tanrı amacını açıkladığında anlayacaklar
kursat:
dünya da mutlu olmayan herkes sence mutlu olmamayı mı seçti
umut:
Tanrıyla birlikte evet ya da gelecekte Tanrıya göre gelecek yok, öyle bir zamanda amaç açıklandığında anlayacaklar
kursat:
dua ediyor musun
umut:
ediyorum
umut:
çünkü kendimi en iyi yolla gerçekleştirmek istiyorum var olanın en iyisini yapmak istiyorum geleceğimi bilmiyorum çünkü
kursat:
şöyle ediyor musun: Allahım yolumu saptırma yanlışa düşürme
umut:
böyle etmiyorum, çünkü kendime güveniyorum, yanlışa gitmem üstelik yanlış yok bence hata var, hataya düşmek de gereklilik bazen
kursat:
Allaha şükreder misin
umut:
minnettar olurum, şükrederim güzel an yaşadığım için
kursat:
güzel anları sana yaşattığına mı inanıyorsun
umut:
belki O yaşatıyor, belki de ben Tanrıyım, bunu bilmek çok zor
kursat:
Tanrı dayak yer mi
umut:
eğer ben Tanrıysam yiyebilirim dayak,
kursat:
peki ama dayak atanda başka bir Tanrı mı o halde
umut:
aynı Tanrı, Tanrı tek ve mutlak güç
umut:
güzel olanı tekrar anlamlandırmak için karanlıkta kalmalıyız ama Tanrı ayrı bir varlıksa dayak yemez
çünkü dayak atma dünyanın fizik kuralı ile alakalı
kursat:
Allah nerede diye sorsam
umut:
belki evrenin kendisi, belki evrenin dışında bir varlık, belki sensin, sen Tanrı olmasan bile Tanrısalsın bence
kursat:
senin tam olarak inandığın aklının yattığı görüş hangisi
umut:
tam olarak inandığım: Tanrısal varlık olmak Tanrı değil ama Tanrının bir parçası, inanmıyorum bildiğimi iddia ediyorum, yanıldığımı düşünmüyorum, ama ihtimaller var tabi
kursat:
gerçekten senin gibisi azdır
umut:
az, her insanın bir öyküsü vardır, benim yaşadıklarımı her insan yaşamadı ben de onlarınkini
kursat:
kendini bunca ihtimallere bağlamış biri gerçekten düşündürücü
umut:
haklısın, körükörüne kabul etmemeye çalışıyorum, içim rahat, Tanrı biliyor her şeyi, bu ihtimal değil
kursat:
iki saattir ihtimal sıralıyorsun bana "belki böyle, belki şöyle, ama olmayabilir de" gibilerden, bu korkunç bir şey
umut:
evet ama ihtimal olmayanlar da var, Tanrının herşeyi bildiği, insanın Tanrısal olduğu, günahın olmadığı, yargılamanın hata olduğu, sevginin tek gerçek olduğu, bunlar ihtimal değil kürşat bey, bazı şeyler ihtimal değil bunları görmenizi istedim
kursat:
sevgi tek gerçek mi ya nefret
umut:
nefret egosal bir şey, Tanrısal değil, bu mesela ihtimal değil

zxzx
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Mesajlar: 53
Kayıt: 01 Ara 2008 [ 16:25 ]

Re: yazdığım kitap

Mesaj gönderen zxzx » 27 Kas 2016 [ 18:57 ]


***


SERHAN:
önce insanda bir irade var mı yok mu onu konuşmak lazım, daha sonra o iradenin mahiyeti hakkında konuşmak lazım
kursat:
dedin ki sen, Maturidi mezhebi cüzi iradeyi Allah yaratmaz dedin
SERHAN:
evet
kursat:
peki Maturidinin kitabını okudun mu
SERHAN:
hayır
kursat:
ben okudum, “Kitabut Tevhid” i ve şok oldum, orada böyle bir ifade yok tam tersi diyor ki sonradan olan herşey mahluktur
SERHAN:
zaten öyle, fakat cüzi iradenin hakiki bir vücudu yok, bu sebeple abde verilebilir eğer vücudu olsaydı, abde verilmezdi
kursat:
yani bu cüzi iradeyi Allah yaratmaz ifadesini Maturidi demedi onu diyorum
SERHAN:
melekler var mı
kursat:
evet
SERHAN:
meleklerin mahiyetini bana tarif edebilir misin
kursat:
görmedim ama cisimdir şekli vardır
SERHAN:
cüzi iradede var. fakat mahiyetini tam olarak tarif edemeyiz fakat sadece farazi ve ilmi bir vücudu vardır. hakiki vücudu yoktur, haritadaki farazi hatlar gibi
kursat:
sen şimdi iman mahluk mu diyorsun
SERHAN:
evet
kursat:
hem de Maturidiyim diyorsun değil mi
SERHAN:
evet
kursat:
peki baktın mı Maturidi mezhebinin görüşü ne bu konuda
SERHAN:
ben risale-i nur ile amel ediyorum
kursat:
sen Maturidiyim demedin mi
SERHAN:
evet
kursat:
bende onu diyorum işte baktın mı ne diyor Maturidi mezhebi imanın yaratılması konusunda
SERHAN:
iman ve Kur'an hakikatlerini risale-i nur izah etmiş ve açıklamış. Maturidinin kitabını hiç okumadım
kursat:
ben Maturidinin kitabını demedim kelam kitaplarında yazılanları dedim
SERHAN:
zaten Maturidinin söylediği şeyleri risale-i nur izah ediyor. onu okumama gerek kalmıyor, başka kelam kitaplarına da ihtiyaç bırakmıyor
kursat:
bak kelam kitaplarına bakarsan şunu görürsün Maturidi mezhebinde "iman mahluk değil" derler
SERHAN:
dediğim gibi, benim ölçüm risale-i nurda..
kursat:
o zaman neden Maturidiyim dedin çünkü onların dediğinin tersini diyorsun
SERHAN:
çünkü, risale-i nur, ihtilaflı konuları tashih, ittifaklı konuları tasdik etmiş hem de izah edip, isbat etmiş
kursat:
nursi kelamcı mı
SERHAN:
risale-i nur baştan sona kadar kelam ilmini ders veriyor
kursat:
niye yalan konuşuyosun bende okudum diyorum risaleyi
SERHAN:
fakat, diğer kelamcıların halledemediği bir çok konuyu tam olarak halletmiş, istersen sana sayfa numarası vereyim
kursat:
bak kelam demek daha çok itikadi mezhepleri anlatan kitaplara denir, risale de hangi kelam mezhebi anlatılıyor
SERHAN:
mesela kelam ilminde bir mesele söyle ben risale-i nurda nasıl geçtiğini sana söyleyeyim
kursat:
istitaat
SERHAN:
o ne demek
kursat:
güç yeterliliği
kursat:
yani kulun gücü fiilden önce mi yoksa fiille beraber mi
SERHAN:
risale-i nur bir çok yerde bu konuyu ders veriyor
kursat:
hiç geçmez risalede
kursat:
bak serhan insanın gücü var mı
SERHAN:
mesela, kader risalesinde şöyle diyor: irade-i cüz'iye-i insâniye ve cüz'-i ihtiyariyesi çendan zaîftir, bir emr-i itibarîdir, fakat Cenâb-ı Hak ve Hakîm-i Mutlak, o zaîf cüz'î iradeyi, irade-i külliyesinin taallûkuna bir şart-ı âdi yapmıştır. Yâni mânen der: "Ey abdim! İhtiyarınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyle ise mes'uliyet sana aittir!", yani, insan meylettiği zaman Allahın kudreti o işi yaratıyor
kursat:
onu sormadım sana, insanın gücünü sordum, bak serhan insanın gücü varmı
SERHAN:
insandaki güç, Allahın kudretinin cilvesidir. Allahın kudreti olmazsa, insan parmağını bile kımıldatamaz
kursat:
peki insanın fiillerini Allah mı yaratıyor
SERHAN:
evet
kursat:
şimdi soruyorum: insanın gücü mahluk mu
SERHAN:
evet
kursat:
peki insanın gücü fiillden önce mi yoksa fiille beraber mi
SERHAN:
insan bir şeye meylediyor. Aynı anda Cenab-ı Hakkın kudreti o fiili yaratıyor
kursat:
onu demiyorum ki
SERHAN:
insanın kendi başına bir gücü yok ki
kursat:
var diyor senin mezhebin
SERHAN:
insandaki güç, Allahın kudretinin bir cilvesidir. insanın ruhu, nefsi ve zerreleri hep Allahın kudret elindedir, peygamberimiz aleyhisselam yemin ederken en fazla şu yemini kullanır. vellezi nefsi Muhammedin biyedihi, yani, Muhammedin nefsi kudret elinde olan zata yemin ederim ki
kursat:
bak şöyle diyeyim o halde mesela ben oturuyorum diyelim ve ayağa kalktım, burada ayağa kalkma fiilimi Allah yarattı dedin
SERHAN:
evet
kursat:
peki bu fiili yapma kudretim var mı? varsa bu kudret fiil yokken de ben de var mı yoksa fiil meydana gelirken mi bu güç varediliyor
SERHAN:
her şeyi doğrudan doğruya Allahın kudreti yaratıyor. Yani, Allahın kudreti daima senin vücudunu ayakta tutuyor ve devamlı hareketlerini yaratıyor. Yani, Alahın kudreti bir an olsun senin üzerinden kalkmıyor
kursat:
sorumacevapver
SERHAN:
dediğim gibi..neyi anlamadın, yani, sende hiç bir zaman müstakil bir kudret yok
kursat:
kader hadislerine baktın mı
SERHAN:
bakmama gerek yok, çünkü, risale-i nur hepsini halletmiş
kursat:
risalede pek kader hadisi yok
SERHAN:
fakat, ayet ve hadislerin tefsiri var. yani, o kader bahsi ayet ve hadislerin tefsiri
kursat:
bak bu kader hadislerinde senin dediğinin tersi anlatılıyor
SERHAN:
sen yanlış anlamışsındır
kursat:
200 den fazlasına baktım hepsi aynı şeyi söylüyor
SERHAN:
mesela
kursat:
bak kitabımda var belki 50 tane yazdım mesela forumda "ne dersiniz" başlığında var mesela 15 tane falan, anasının karnında cehennemlik cennetlik yazıldığı gibi çok var yani, ve hiçbirinde bildiği için yazdı gibi bir izah yok
SERHAN:
risale-i nurda var
kursat:
ne var
SERHAN:
mesela, bir öğretmen, sınavda senin 0 alacağını biliyor ve defterine yazıyor. Sen sınavda sıfır alıyorsun. Öğretmene diyebilir misin ki, ''sen yazdın diye ben sıfır aldım'' elbette diyemezsin, çünkü, öğretmen senin 0 alacağını bildiği için 0 yazıyor
kursat:
bak bunlar çok kitapta olan örnekler ancak hadislerde böyle şeyler yok, yani bu izahlar sonradan çıkmıştır, özgürlüğü savunabilmek için
SERHAN:
mesela ben sana bir ayet söyleyeyim
kursat:
evet
SERHAN:
kim bir iyilik yaparsa Allahtandır. Fakat kim bir kötülük yaparsa nefsindendir
kursat:
bir öncekini de söyle
SERHAN:
nedir
kursat:
Nisa 78 miydi bu ayet o civarda bak bul
SERHAN:
bak İslamiyette şu düstur vardır, akıl ile nakil çakıştığı zaman, akıl asıl itibar, nakil ise tevil olunur
kursat:
evet
SERHAN:
öyle ise, aklen ve mantıken Allah sonsuz adil ve sonsuz hakim olduğu için, insanda mahiyetini bilemediğimiz bir cüzi irade vardır. Yoksa, Allah insanları neden imtihana tutsun ki, yani neden ben sizi imtihan ediyorum desin ki
kursat:
imtihan değil zaten
SERHAN:
fakat, Kur'an imtihan diyor
kursat:
biliyorum, tevil edeceğiz
SERHAN:
fakat tevil etmek, belirli ölçülere göre olacak, ayrıca kesin ayetler tevil edilemez, ayrıca bu tevili yapacak olan biz değil, islam alimleridir
kursat:
ben alimim
SERHAN:
değilsin, sarih ayetleri bile inkar ediyorsun, yani, itikadın bile sağlam değil, şu anda sen bir filozofsun İslam alimi değilsin, çünkü, Kur'an ve iman hakikatlerinin hiç birini halledememişsin karıştırmışsın
senin sonun ne olacak
kursat:
imtihan olmadığını ispatlayayım mı, sonuç baştan belli şey için imtihan denir mi, bak ne olacağımız baştan belli ilminde böyle imtihan olur mu
SERHAN:
o öğretmen misalini hatırla
kursat:
ne olmuş öğetmene
SERHAN:
öğretmen senin sıfır alacağını biliyor, sen sınavda sıfır alıyorsun
kursat:
öğretmen yanılamaz mı
SERHAN:
mesela görse ve bilse, temsil
kursat:
yok öyle şey, normal konuş
SERHAN:
Allah, senin sonunu ve bütün hayatını biliyor
kursat:
evet
SERHAN:
bilmek, zorlamak değildir
kursat:
ya nedir
SERHAN:
bilmek, kudret değildir, senin hayatını bilmesi, seni zorlaması değildir, o zaman sen bir imtihandasın
kursat:
olaylar bildiği gibi gelişmeyecek mi ama
SERHAN:
evet
kursat:
eeeee
SERHAN:
fakat senin cüzi iradeni nasıl kullanacağını bilmesi seni zorlaması değildir. Yani, Allah, senin cüzi iradeni nasıl kullanacağını biliyor.
kursat:
kullanmadan mı
SERHAN:
önce ve sonra gibi tabirler senin için geçerli, Allahın indinde bütün zaman ve mekanlar bir andır
kursat:
anlaşamıyoruz, bu kader mi
SERHAN:
evet
kursat:
o halde bu anda anlaşabilir miydik
SERHAN:
anlaşamamamız kader, fakat, biz cüzi irademizi hatalı kullanıyoruz, bu sebeple anlaşamıyoruz
kursat:
bizim cüzi irademizi böyle kullanmamız da kader değil mi
SERHAN:
kader senin cüzi iradeni böyle kullanacağını biliyor ve ona göre bir hüküm veriyor. yani, kader, cüzi iradeyle sonuca bir bakıyor
kursat:
önce biliyor sonra mı hüküm veriyor
SERHAN:
önce ve sonra,,,,,,,ALLAH EZELİDİR, sıfatları da ezelidir, zamandan ve mekandan münezzehtir
kursat:
o zaman demene göre hükmü de ezeli öyle mi
SERHAN:
evet
kursat:
hükmü ezeliyse burada yazışmamız Onun ezeli hükmü demek, bunu diyorsun değilmi
SERHAN:
evet
kursat:
peki biz Onun hükmünü değiştirebilir miyiz
SERHAN:
hayır
kursat:
peki ezeli hüküm değişir mi
SERHAN:
hayır
kursat:
yani başka türlü bir hüküm olabilir miydi
SERHAN:
farz-ı muhal olarak sen cüz-i iradeni bilgisayarda yazışmaya değil de başka bir şey için kullansaydın, Allahın sana nasıl bir kader yazacağını bilemeyiz
kursat:
biraz evel ezeli hüküm değişmez dememiştin
SERHAN:
fakat Allah senin cüzi iradeni böyle kullanacağını biliyor, ona göre hüküm veriyor. bu sebeple hüküm değişmez
Allah senin cüzi iradeni kesinlikle bu şekilde kullancağını bildiği için hüküm veriyor. Bu sebeple hüküm değişmez
kursat:
yani bildiği için mi hükmediyor
SERHAN:
evet
kursat:
sen Onun hem ilmine hem de iradesine ezeli demedin mi
SERHAN:
evet
kursat:
şimdi de diyorsun ki “bildiği için irade etti” öyle mi
SERHAN:
ben sana önce bildi, sonra irade etti dedim mi
kursat:
onu demeye getirmedin mi
SERHAN:
deminden beri sana ezel kelimesini anlatmaya çalışıyorum, Allahın iradesi ve ilmi ezeli, yani, önce şu sonra bu olmaz
kursat:
o zaman niye “bildiği için hüküm verdi” diyorsun
SERHAN:
her ikiside ezeli
kursat:
o zaman niye bildiği için hüküm verdi diyorsun
SERHAN:
ne diyeyim
kursat:
yaaaaaaaaaaaaaaa , anladın mı şimdi
SERHAN:
ne diyeyim
kursat:
yani şunu demeki stiyorum Serhan, kitaplarda hep denir “Allah bildiği için irade etti”, gördüğün gibi bu tabir ezeli irade kabul edildiğinde uygun düşmüyor
SERHAN:
sen öyle anlıyorsun
kursat:
ben işte bu yüzden Onun iradesini inkar ettim
SERHAN:
fakat soru sorulunca da nedensiz dersin
kursat:
bak bunu açıklayayım istersen sana
SERHAN:
bir şeyi kabul etmek için bütün sorulara cevap vermek lazımdır
kursat:
okey, vereceğim
SERHAN:
dün sana sorduğum bir çok soruya nedensiz dedin
kursat:
işte onu açıklayayım sana
SERHAN:
yani, işine gelmeyince cevap vermekten kaçıyorsun
kursat:
yani neden nedensiz dediğimi izah edeyim mi
SERHAN:
sen cevap ver. mesela, Allah neden Hz Muhammedi peygamber seçti, iradesiz mi
neden ayetlerini ona indirdi
kursat:
seçmedi ki, ilminde öyle vardı, ilminde belli olan şey daha neden seçilsin ki
SERHAN:
neden Hz Muhammedi peygamber olarak seçeceğini biliyor
kursat:
işte onu anlatacam istersen
SERHAN:
Peki, Allah neden kendisini kadir olarak tanıtıyor
kursat:
aldatıcıdır Allah
SERHAN:
aldatıcılık noksan bir sıfattır
kursat:
hayır
SERHAN:
Allahın öyle bir sıfatı yoktur
kursat:
diyorum ya nedensiz
SERHAN:
aldatmak, yalan söylemek çirkin bir sıfattır
kursat:
nedensiz olanı yargılayamazsın
SERHAN:
yargılarım
kursat:
neden böyle oldu diye soramazsın
SERHAN:
sorarım
kursat:
bunu açıklayayım mı
SERHAN:
hayır
SERHAN:
Allah Kur'anı insanlara neden indirdi
kursat:
nedeni yok
SERHAN:
saçma
kursat:
ilminde öyle olması vardı
SERHAN:
Allah Hakîmdir
kursat:
O da ilmindekinin tersini yapamaz
SERHAN:
abes ve hikmetsiz hiç bir işi yoktur
kursat:
hikmet ne ki?
SERHAN:
faydaları gözeterek, israfsız ve ölçülü işler yapmak
kursat:
Allah hik mete mi tabi?
SERHAN:
evet
kursat:
Onu yani Allahı hikmet mi kontrol ediyor
SERHAN:
eğer hikmetli işler yapmasa idi, o zaman noksan bir sıfatı olurdu haşa, Allah hakimdir. Hakim ismi, hikmetli işler yapmasını iktiza ediyor zorunlu olduğu için değil, hikmeti iktiza ettiği için
kursat:
bak serhan genelde hikmetle kasdedilen şudur: sebep. Halbuki ezeli ilahın varlığının sebebi olmaz ve ilmine göre bu işler olduğundan, bu işlerin de sebebi yoktur, hikmeti sebep olarak anlarsan; o halde yaptıklarında hikmet yok derim. biz hikmeti bilmesi manasında alırız
SERHAN:
Allahın kendi vücub-u vücuduna layık ve sıfat-ı kudsiyesine has sonsuz gayeleri ve hikmetleri vardır
kursat:
biraz evvel Allah hikmete mi tabi diye sordum, evet dedin, ezeli ilah başka şeye tabi olur mu
SERHAN:
siz kimsiniz
kursat:
muattıla, iptal edenler, yani sıfatları reddedenler, tevhidçiler
SERHAN:
ilim de bir sıfattır
kursat:
ama biz ilmi zatının aynıdır yani kendisidir diyoruz, sizin gib zatının ne aynıdır ne de gayrıdır demiyoruz
SERHAN:
isim takmakla bu iş halledilmez ki
kursat:
isim değil bunlar ekol
kursat:
kaç tane ezeli var
SERHAN:
1 tane
kursat:
sen sıfatlarına da ezeli demedin mi
SERHAN:
sıfatları ezelidir. Allah deyince zaten bütün isim ve sıfatları içine giriyor
kursat:
kaç sıfatı var, Maturidiye göra 8 tane, bir de kendi 9 tane, bak 9 tane ezeli kabul ediyorsun, hrıstyanlar 3 ilah kabul etti sen 9
SERHAN:
sen öyle anlamak istiyorsan, benim yapacağım bir şey yok
kursat:
sen ilim sıfatı, zatının aynısıdır demiyorsun
SERHAN:
aldatıcı, zalim, aciz gibi sıfatlar
kursat:
aldatıcı değilmi
SERHAN:
haşa ve kella, aldatmak ve yalan söylemek çirkin bir sıfattır
kursat:
kalpleri mühürleyen O değil mi
SERHAN:
elbette O
kursat:
eeeeeee
SERHAN:
ne alakası var aldatmakla
kursat:
mühürleme anında iman teklifi var, bu ne o halde
SERHAN:
çok normal
kursat:
o kişi o anda iman edebilir mi
SERHAN:
hayır
kursat:
peki o anda da teklif var mı o şahsa
SERHAN:
var
kursat:
bu teklif-i mala yutak yani kaldıramayacağı yükü yüklemek değil mi
SERHAN:
hayır
kursat:
iyi düşün, hem teklif var hem de mühür, bunlar sence birleşir mi, yani hem iman hem mühür
SERHAN:
Allah, onların kalbi tamamen tefessüh ettiği için onların kalbini mühürlüyor. Yani, onların kalbi artık iman etmez.
kursat:
iman edemeyeceği halde teklif var değil mi
SERHAN:
onlar itiraz ederse Allah onlara kalplerinin hallerini gösterecek ve siz zaten iman edecek kabiliyette değildiniz diyecek, onlarda susacak, işaretül icazda şöyle geçer: Ve keza خَتَمَ اللّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ cümlesiyle kalb ile vicdan, nûr-u îman sayesinde hakaik-i İlahiyenin tecellisine mazhar olmakla menba-ı kemalât, hayattar ve ziyadar oldukları halde, küfrün ihtiyar edilmesiyle zulmetli, ıssız, haşarât-ı muzırra yuvasına inkılâb ettikleri için mühürlenmiş, kilitlenmiş ki; o korkunç yuvadaki akreblerden veya yılanlardan ictinab edilmesine işaret edilmiştir.
kursat:
peki onlar: “ama Yarabbi sonra bizi niye kendi halimize bırakmadın, bir de üstelik mühürledin sonra da teklifini devam ettirdin” derlerse? (demezler de örnek olması açısından böyle dedim, yani ahirette demezler)
SERHAN:
zaten onların kalbi mühürlü olmasa bile, kalpleri iman etmeye kabil değil
kursat:
neden
SERHAN:
çünkü, tamamen tefessüh (bozulmuş) etmiş, yani imana kabiliyeti kalmamış, cüzi iradeleriyle kalplerini tamamen bozmuşlar
kursat:
bunu Allah mı irade etti peki
SERHAN:
kendi cüzi iradeleriyle, kalplerinin bozulmasına sebebiyet vermişler, yani günah kalbe işleye işleye kalbi tamamen öldürmüş
kursat:
bunu Allah mı irade etti peki ya da bildiği için mi öyle diledi
SERHAN:
onlar cüzi iradelerini bu şekilde kullandılar ve Allah onların kalplerini ceza olarak öldürdü. Fakat, Allah şerleri çok büyük hayırlar için yaratıyor. yani, insan zulmeder, kader adalet eder
SERHAN:
Allaha adaletsiz, zalim, aciz diyorsun
kursat:
zalim ve aciz demedim
SERHAN:
insanları cehennemden kurtaramayacak kadar aciz, masum insanları
kursat:
bak dün de sordum cevap vermedin: Allah ilminin zıttına bir şey yapmaya kadir mi
SERHAN:
sen ilmin ne olduğunu bilmiyorsun ki, karıştırıyorsun
kursat:
yani ilminde belli olan şeyleri öyle yapmayabilir mi istese
SERHAN:
mesela Allah kainatı biliyor..yani, en iyi şeklinin bu olduğunu biliyor. onun için bu şekilde yaratıyor. Yani Allah kainatı sadece ilmine göre yaratmıyor. Rahmet, adalet, hikmet gibi sıfatları da tecelli ediyor. yani, Allah her şeyi biliyor. Hikmet, rahmet ve adaletinin iktizası üzerine bildiği şeyleri yaratıyor. Mesela, Allah sonsuz tane kainat şekli biliyor diyebiliriz.
kursat:
seçti mi yani birini
SERHAN:
Fakat o sonsuz şekilden ilim ve irade ve adalet ve hikmet ve rahmetinin iktizası üzerine bu şekli seçiyor, akla yanaştırmak için bu kelimeler
kursat:
önce biliyor sonra mı seçiyor yoksa ezelde mi seçiyor
SERHAN:
yani, ilim zorunluluk değildir, zaten sen bu konuda yere çakılmışsın
kursat:
seçmek zaman da olan bir şey değil mi
SERHAN:
o senin için...yani senin her şeyin zamanla oluyor. Fakat, Cenab-ı Hak ezelidir. Zamandan ve mekandan münezzehtir
kursat:
ezeli seçim olur mu? olur dersen nasıl olur?
SERHAN:
ezel ne demek
kursat:
hep vardı manasında
SERHAN:
hep vardı ne demek
kursat:
yani öncesinde yokluk yoktu
SERHAN:
yani Allah sonsuz yıldan beri mi var
kursat:
onu demedim şunu dedim: öncesinde bir şey yok ve başlangıcı yok, yokluğu muhal olan demektir
SERHAN:
yani Allah sonsuz yıldan beri mi var
kursat:
ısrarla bunu soruyorsun bende ısrarla cevap verdim diyorum
SERHAN:
fakat senin kafan bu manaya gidiyor. soruların hep bu itikada göre oluyor, bu sebeple soruların hatalı oluyor, yani, ezel tabiri senin kafanda canlandırdığın bir şey değildir, sen Allahı ve ezeli düşünürken mutlaka ve mutlaka zamanı ve mekan sınırları içinde düşünüryorsun

Not: bu konuşmada Allahın aldatıcı olduğunu savunmuşum, ama bu görüşümü değiştirdim. Allah aldatıcı değildir şeklinde, ve bu görüşümü de yazacağım son kısımlara, bir de bu konuşma sırasında bir tane ezeli var diye inanıyordum, halbuki sonra aleme de ezeli dedim, yani madde de ezelidir dedim. Diğer konuşmalarda da böyle eski inançlarım olabilir, o bakımdan uyarıyorum, yeni görüşlerim bunlardır.


***

kursat:
ben dua etmeyi inkar ettim bunu konuşalım
ALLAHIN NURU:
Allah seni ıslah etsin
kursat:
etmedi mi yani
ALLAHIN NURU:
etmesi için dua ediyorum. hani sen duayı inkar etmişsin ya
kursat:
peki beni etmedi de başkalarını niye etti diye sorsam ne dersin
ALLAHIN NURU:
Allah adildir yaptığını doğru yapmıştır yapmadıysa da niye yapmadığını biz bilemeyiz, seni etmemişse ıslah edilmeyi hak etmemişsindir
kursat:
peki bu ayrımcılık olmuyormu o halde
ALLAHIN NURU:
sana göre öyle olabilir ama dediğim gibi Allah adildir, haksızlık yapmaz
kursat:
adil midir
ALLAHIN NURU:
değil midir
kursat:
sen dünyaya bir bak ve bana tekrarla dediğin lafı bakalım
ALLAHIN NURU:
dünyada bir adaletsizlik var gibi görülebilir belki ama bu bizim adalet anlayışımıza göredir
ALLAHIN NURU:
Allahın adaleti şaşmaz
ALLAHIN NURU:
hem dünyadaki adaletsizlik insanların adaletsizliğidir, Allahın değil
kursat:
her şeyin sebebi Allah değil mi
ALLAHIN NURU:
cümleyi yanlış kuruyorsun, her şeyin sebebi Allahtır demek, tüm yanlışlıkları, tüm kötülükleri haşa Allahın üzerine yıkmak demektir, oysa Allah kötülüğün sebebi olamaz, kötülüğün sebebi insandır
kursat:
herşeyi yaratan O değil mi
ALLAHIN NURU:
tabiki her şeyi yaratan O
kursat:
eee, kötülük şey değil mi?


***


kursat:
nerde kaldık
ALLAHIN NURU:
her şeyi Allah yaratmıştır demiştik
kursat:
peki şerleride mi
ALLAHIN NURU:
sen de böyle demiştin
kursat:
ne diyorsun
ALLAHIN NURU:
her şeyi Allah yaratmıştır diyorum
kursat:
küfrüde mi
ALLAHIN NURU:
her şey deyince ne anlıyorsun
kursat:
Allahın gayrı ne varsa manasında anlıyorum
kursat:
düşüncelerimiz nedenli mi nedensiz mi
ALLAHIN NURU:
nedenlileri de vardır nedensizleri de
kursat:
sonradan olan herşey nedenli değil mi
ALLAHIN NURU:
evet
kursat:
o halde bütün düşüncelerimiz de nedenli demektir öyle mi
ALLAHIN NURU:
denebilir ama bazı düşüncelerin nedenini bilemeyebiliriz
kursat:
bilmemeni sormadım nedenli mi diye sordum
ALLAHIN NURU:
nedenli olması lazım
kursat:
o halde sen durup dururken aklına bir düşünce geldi ve sen "bu düşünce aklıma nerden geldi” dediğin oldu mu, yani şaşırdığın
ALLAHIN NURU:
nedenini bilemeyebiliriz derken bunu kastettim zaten
kursat:
oldu mu
ALLAHIN NURU:
oldu tabi
kursat:
o halde bu düşünce de nedenli ise bunun nedeni nedir
ALLAHIN NURU:
bilemeyebiliriz dedim ya
kursat:
Allah değil mi
ALLAHIN NURU:
niye
kursat:
sen demedin mi her sonradan olanı Allah yaratır diye, bak en başta ne dedin, herşeyi Allah yaratır dedin
ALLAHIN NURU:
tamam, öyle değil mi sence de
kursat:
her sonradan olanı Allah vareder diyorum, madem öyle demek ki düşüncelerimizi Allah varediyorsa bizim özgürlüğümüz nerede kalır sence, iyi düşün cevap bekliyorum
ALLAHIN NURU:
o halde her türlü kötülüğün her türlü haksızlığın v.s sebebi Allahtır mı diyorsun
kursat:
evet
ALLAHIN NURU:
o zaman biz niye yaratıldık, Kuran niye indirildi
kursat:
bunun cevabı uzun ama istersen vereyim
ALLAHIN NURU:
ver tabi
kursat:
önce ezeli olanın nedeni olmadığını sana kanıtlamam gerekiyor,
kursat:
sebep ve sonuç var değil mi mesela ben üşüdüm ve palto giydim diyelim burada sebep üşümek ve palto giymek sonuç değil mi
ALLAHIN NURU:
evet
kursat:
yani bu örnekle ben sana sebebin muhakkak sonuçtan zaman olarak önce geldiğini kanıtladım değil mi kabul mu
ALLAHIN NURU:
bu derece önemli bir konuyu bu basit örnekle anlatmayacaksın değil mi
kursat:
kabul mü, evet mi
ALLAHIN NURU:
evet
kursat:
ezeli şu demektir yani başlangıcı olmayan ve öncesi olmayandır yani öncesizdir, soruyorum: öncesi olmayanın öncesi olur mu
ALLAHIN NURU:
bu soruyu sana başkası sorsa ne dersin
kursat:
olmaz derim, evet öncesizin öncesi mantıken olmaz devam edelim, biraz evvel sen dedin ki sebep sonuçtan önce gelir dedin, yani bir şeyin sebebinin olması için muhakkak önceden gelmesi gerekir doğru mu
ALLAHIN NURU:
nasıl yani
kursat:
bir şeyin sebebi varsa muhakkak önceliği vardır yani başka bir şey o nesneden önce varlıktadır onu diyorum
kursat:
okey mi
ALLAHIN NURU:
evet
kursat:
ama sen biraz önce ezeli olanın yani öncesiz olanın öncesi yok demiştin değil mi
ALLAHIN NURU:
ezeli demek öncesi olmayan demektir. burda bir sorun mu var
kursat:
bu mantıkla baktığımızda madem ezelinin öncesi yok o halde sebebi de yok bu çıkmıyor mu, kabul ettin mi ezelinin sebebi olmadığını
ALLAHIN NURU:
ezelinin öncesi olmadığı gibi sebebi de olmaz
kursat:
kabul ettin yani
ALLAHIN NURU:
sen devam et
kursat:
peki Onun ilmi ezeli mi
ALLAHIN NURU:
evet
kursat:
ve olaylar bildiği gibi cereyan eder değil mi, yani bildiğinin aksine gerçekleşmez
ALLAHIN NURU:
evet
kursat:
o halde olayların böyle olması ilmine bağlı. bu sonuç çıkar mı sence
kursat:
evet
ALLAHIN NURU:
olayların, Onun ilmi dahilinde olması ayrı şeydir; olayların sebebinin, Onun ilmi olması ayrı şeydir. sen olayların sebebi Onun ilmidir diyorsun
kursat:
evet iyi anladın, ve ilminin böyle olması nedensiz olunca, ilmine bağlı olarak meydana gelen şeyler de nedensiz demektir yani dünyanın, cennetin, cehennemin olması, Kuranın indirilmesi yani her şeyin böyle oluşu nedensizdir bunu anladıysan kaderin sırrı bu diyorum


*** Allah’ın ilmi ezeli ya, mesela benim şu an yazı yazacağımı biliyordu ya, bu tamam mı?
Peki O’nun bildiği şeyler bildiği gibi mi meydana gelir yoksa bildiği gibi meydana gelmese de olur mu? "gelmese de olur" dersen ilmi cahilliğe dönebilir demiş olursun farkına var. "bildiği gibi meydana gelmesi lazım" dersen şimdi soruyu iyi dinle: Allah isteseydi ilmindekilerin yani varolacaklarını bildiklerinin yerine başka bir şey yapmayı seçebilir miydi? Yani benim şu anda burada yazacağımı ezeli ilmiyle biliyor ya tamam mı ha, diyorum ki isteseydi benim şu anda yazmak yerine dışarıda gezmemi isteyebilir miydi, yani irade edebilir miydi? İyi düşün bak! "edebilirdi" dersen gördün ne olduğunu, ilmi cahilliğe dönebilir diyorsun o zaman. Ezeli olan şey değişir mi? yani ilmi değişir mi? değişmez dersen, o halde şu sonuç çıkar: Allah ilmindekilerin ( ilminde meydana gelceklerine dair ilim olanların) dışında bir şeyi yapmayı isteyemezdi manası çıkar, dur bağırma iyi düşün! O halde madem ilmindekilerin dışında bir şey isteyemiyor, o halde soruyorum: Sizin kabul ettiğiniz irade ile yani isteme ile diğer kabul etiğiniz ilmin ne farkı kaldı? madem bir fark söyleyemiyorsunuz, o halde önünüzde iki seçenek var. Ya ilmini kabul edip iradesini inkar etmek ya da iradesini kabul edip ilmini inkar etmek. Ben ilmini kabul ettim ve iradesini inkar etim. Zira Kuran da, ilerde gerçekleşecek olayları Allahın bildiğine dair ayetler var. İrade ile ilgili ayetler de var, ancak ben onları yine bilmesi ve ilmindekilerin varlık sahasına çıkması olarak anlıyorum, ne diyorsunuz?

zxzx
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Mesajlar: 53
Kayıt: 01 Ara 2008 [ 16:25 ]

Re: yazdığım kitap

Mesaj gönderen zxzx » 27 Kas 2016 [ 18:59 ]


***

kursat:
senle bugün bir konu konuşmak istiyorum
kursat:
emri itibari
SERHAN:
ben emri itibari hakkında düşüncemi sana söyleyeyim, sonra mantıksız bulduğun bir yer varsa sorarsın
kursat:
söyle
SERHAN:
mesela cüzi irade bir emr-i itibaridir, Allah sonsuz adil ve sonsuz hakîm ve sonsuz merhametlidir, Bu sebeple insana cüzi irade namında bir şey vermiştir, Eğer insanda bu cüzi irade olmazsa, Cehennem, Allahın rahmetine, hikmetine ve adaletine zıt olur, Öyle ise, insanda cüzi irade vardır, Fakat, tevhidin gereği, bu cüzi iradenin hakiki bir vücudu olmaması gerekir. Çünkü, hakiki vücudu olan bir şey, Allahın kudretinden başka şekilde meydana gelemez, Veya eğer cüzi iradenin hakiki vücudu varsa, o cüzi iradedeki tasarruf insana ait olması lazımdır. şimdilik söyleyeceklerim bunlar
kursat:
peki itibari demek varsayılan demek değil mi
SERHAN:
biz bir çok şeyin varlığını biliyoruz, fakat mahiyetini tam olarak bilemiyoruz. Cüzi irade de, aynı haritadaki hatlar gibi veya kainattaki kanunlar gibi itibari ve nazari ve farazi bir şeydir. mesela yer çekiminin hakiki bir vücudu var mı
kursat:
dedim ya yerçekimine inanmam, hareketi Allah vareder diyorum
SERHAN:
fakat, mesela, cismin kütlesine göre bir ağırlığı var. O ağırlık nereden geliyor
kursat:
bize öyle geliyor
SERHAN:
yani, yerçekimi itibari bir kanundur. hakiki bir vücudu yoktur, mesela dünya neden güneşin çevresinde dönüyor
kursat:
Allah döndürüyor
SERHAN:
Allah her şeyi belirli kanunlarla ve sebeplerle yaratıyor. Mesela, bulut olmazsa yağmuru yağdırmıyor, elbette her şey Allahın kudretiyle olur, fakat, Allah sebepleri kudretine perde yapmış
kursat:
kelime olarak itibari, varsayılan demek değil mi
SERHAN:
olabilir, var farzedilen
kursat:
var farzedilen yok manasına gelmez mi
SERHAN:
mesela, sen zihninde bir köşk canlandırıyorsun. Fakat, o evin sadece ilmi bir vücudu var. hakiki bir vücudu yoktur, dediğim gibi, çok şeyler var ki, varlığını biliyoruz fakat mahiyetini bilmiyoruz. cüzi irade bunlardan olabilir
kursat:
emin değilsin galiba
SERHAN:
fakat aklen ve mantıken cehennemi yaratan Allah, insana bir cüzi irade vermiştir, cüzi iradeyi ancak bu tabirlerle anlatabiliriz, başka olmaz
kursat:
biraz evvel dedin ki biz ev düşünsek hakkiki vücüdü yok dedin değil mi
SERHAN:
temsilde kusur olmaz,
kursat:
peki bu evi düşündüğümüz vakit "biz de bu düşünce var" denebilir mi
SERHAN:
evet denebilir, mesela, haritada gösterilen paralel ve meridyenlerin hakiki vücudu var mı, yoksa farazi ve itibari midirler
kursat:
peki "bizde bu düşünce var" diyorsan daha neden hala bu düşünceye varsayılan manasında "itibari" diyorsun çelişki değil mi? çünkü senin demene gör bu laf "düşüncelerimiz hem var, hem de varsayılan dolayısıyla yok demeye gelmiyor mu ve bir şey aynı anda hem var hem yok olabilir mi?
SERHAN:
mesela haritadaki ekvator çizgisi gerçekte var mı
kursat:
harita için soruyorsan o çizgiler var eğer dünya için konuşuyorsak o çizgiler yok
SERHAN:
farazi ve itibaridirler değil mi, yani sadece ilmi vücutları var
kursat:
onu demedim ne dediysem o
SERHAN:
yani farzediliyor
kursat:
evet
SERHAN:
cüzi irade de böyledir
kursat:
ama dünya için biz bu çizgilerin olmadığını açıkça söylüyoruz
SERHAN:
biz de cüzi iradenin hakiki vücudu olmadığını açıkça söylüyoruz
kursat:
peki siz cüzi iradenin olmadığını açıkça söylüyor musunuz
kursat:
olmadığını diye ısrarla sordum
SERHAN:
fakat nasıl ki, o haritadaki hatlar farazi ve itibaridir. Yani, sadece ilmi bir vücudu vardır. Öyle de, cüzi iradenin de öyle farazi ve itibari bir vücudu vardır. Veya vücudu varsa bile, o cüzi iradedeki tasarrufun itibari bir vücudu vardır
kursat:
bak sen açıkça hatların dünta için gerçekte olmadığını söylüyor musun
SERHAN:
fakat farazi olarak var kabul ediliyor
kursat:
ben gerçekte diye sordum
SERHAN:
gerçekte yoktur
kursat:
şimdi dikkat et
kursat:
buna kıyas ettiğin cüzi irade için konuşursak, gerçekte ona da yok diyor musun
SERHAN:
evet hakiki bir vücudu yoktur, yani harici bir vücudu yoktur
kursat:
açıkça cüzi iradeye "gerçek manasında" yok diyormusun demiyor musun
SERHAN:
insanda bir cüzi irade vardır. Fakat, bu cüzi iradenin itibari ve farazi bir vücudu vardır. Dediğim gibi, cüzi irade başka kelimelerle izah edilemez. Çünkü, mahiyeti bizce meçhul
kursat:
bak çok kolay bir soru sordum ve bu soruyu sorduğumda haritadaki hatlar için, kolayca "gerçekte yoktur" dedin ancak aynı soruyu cüzi irade için sorduğumda "açıkça yok" diyemedin neden?
SERHAN:
çok açık söylüyorum, haritadaki hatlar, gerçekte yoksa neden var diye kabul ediliyor
kursat:
sen bilirsin onu
SERHAN:
olmayan bir şeyi neden çizsinler ki
kursat:
ama hatlara açıkça yok dedin neden cüzi iradeye açıkça yok demedin zira sen ikisini kıyas etmiştin
SERHAN:
olmayan bir şeye neden isim versinler ki, meridyen ve paralel diye, meridyen var mı yok mu, paraleller var mı yok mu, yoksa, paralel kelimesi nereden geliyor
kursat:
bak benimle oyun mu oynuyorsun sen
SERHAN:
hayır
kursat:
gerçekte yok diyorum
SERHAN:
fakat neden kabul ediliyor, yani, neden paralel ve meridyen gibi isimler takılmış
kursat:
haritada var, yön bulmak için vesaire için yapmışlar işte
SERHAN:
doğru, fakat, hakiki vücudu olmayan bir şeye nasıl isim takabilirler
kursat:
yani haritada var, gerçekte yok, temsil
SERHAN:
olmayan bir şeyin temsili mi
kursat:
evet
SERHAN:
yani, haritadaki o çizgilerin hakiki bir vücudu olmadığı halde, insanlar belirli gayeler için farazi ve itibari bir vücud vermişler fakat farazi ve itibari bir vücutları var
kursat:
evet, yalnız haritada o çizgiler gerçekte var, gerçek hayatta yok bu farkı gör yani, açıkça diyorum bu çizgiler haritada gerçekte var, ama dünyada gerçekte yok. açık değil mi
SERHAN:
yani, insanlar dünyanın çevresini saran bir ekvator çizgisinin varlığını farazi ve itibari bir şekilde kabul ediyorlar. Fakat, o çizginin hakiki ve harici bir vücudu yoktur
kursat:
evet
SERHAN:
insanda da namında hakiki ve harici bir vücudu olmayan, sadece itibari ve farazi bir vücudu olan cüzi irade namında, sevap ve ikaba sebep olacak bir cüzi irade vardır. Çünkü Allah adil-i mutlak ve hakîm-i mutlak ve rahîmi mutlaktır
kursat:
peki gerçekte böye bir irade varmı
SERHAN:
sen bu noktayı anlamıyorsun ki, sen cüzi iradenin mahiyetini tam olarak bilmeyi istiyorsun. Dediğim gibi, cüzi iradenin mahiyetini tam olarak bilemeyiz. Fakat, aklen ve mantıken öyle bir iradenin varlığını hissederiz ve kabul ederiz
kursat:
senin bu cüzi irade dediğin şey bu dünyada yer tutuyor mu, mekanda mı değil mi
SERHAN:
haritada farzedilen hatlar mekanda mı
kursat:
farzedilen şey "yok" manasında kabul edildiği için mekanda değil
SERHAN:
mesela,sen oturduğun yerden kalkmak istesen kalkar mısın
kursat:
tahminim kalkarım
SERHAN:
gözünü kapamak istesen kapar mısın
kursat:
tahminim kapatırım
SERHAN:
öyle ise sende bir irade var
kursat:
ever var, ama ben buna direkt var diyorum itibari demiyorum
SERHAN:
cüzi iradenin vucudu varsa bile, cüzi iradedeki tasarruf abde aittir, yani, insanda ceza ve mükafata sebep olacak bir cüzi irade vardır
kursat:
sen açıkça "itibari" demeden cüzi iradeye "var" diyor musun onu söyle
SERHAN:
eş'ariye göre emr-i itibarinin hakiki vücudu vardır. Bu sebeple abde verilmez. Fakat, o cüzi iradedeki tasarruf bir emr-i itibaridir. Bu sebeple abde verilebilir. Maturidiye göre ise, cüzi iradenin hakiki bir vücudu yoktur, bir emr-i itibaridir, bu sebeple abde verilebilir, ikisi de aynı kapıya çıkıyor yani
kursat:
peki o zaman neden eşari mezhebi cüzi iradeye mahluk diyorda maturidi mezhebi mahluk değil diyor
SERHAN:
içtihad
kursat:
bu sence önemli bir fark değil mi
SERHAN:
içtihadda isabet eden 2 sevap, isabet etmeyen 1 sevap alır. Tabi ki, ehil olanlar
kursat:
ama bu itikadi konu dikkat et
SERHAN:
bence teferruat bir konu, itikadi fakat, herkesin bilmesi gerekmez, yani, ilim ehline mahsus bir hakikat
kursat:
peki bu konuda yanılan sence mazur mu
SERHAN:
evet, fakat, Allah niyetine göre muamele eder
kursat:
o halde, mutezile mezhebi de itikadi konularda içtihat etmedi mi? onlarda mı mazur
SERHAN:
mutezile mezhebi, teferruattaki bir konuda hatalı bir içtihad etmemiş, kaderi inkar etmiş
kursat:
peki onlar kafir mi
SERHAN:
mesela, zemahşeri gibi imamlar kurtulurlar,
kursat:
Allah kulları için iyi (aslah) olanı yapmaya mecburdur dediği için mi
SERHAN:
çünkü, onların niyeti ehli sünnet mezhebine muaraza etmek değil, güya Cenab-ı Hakkı tenzih etmek, yani, hayvanların ve insanların çirkin olan fiillerini Allaha yakıştıramadıklarından, insanların ve hayvanların fiillerini Allaha vermemişler
kursat:
sanki siz verdiniz de
SERHAN:
fakat, mutezilenin bazı imamları sırf ehl-i sünnete muhalefet için, insanların ve hayvanların fiilerini Allaha vermemiş, bunlar dalalet ehlidirler
kursat:
kafir midir
SERHAN:
öyle diyebiliriz, çünkü, tevhide zıt bir fikirdir
kursat:
neden? fiillerini insan kendi yaratır dediği için mi, yoksa insanın hür iradesini savunduğu için mi
SERHAN:
fiilerini kendi yaratır dediği için, tevhidde, her şey doğrudan doğruya Allahın kudretiyle yaratılır
kursat:
senin, "düşüncelerimizi Allah yaratmaz" demen onlardan aşağı mı kalıyor
SERHAN:
ben öyle bir şey demedim, cüzi iradeyle düşünceyi karıştırma
kursat:
düşüncelerimizi Allah yaratmaz demiyor musun
SERHAN:
hayır
kursat:
cüzi irade sonuçta düşünce değil mi
SERHAN:
değil, düşündüğüne meyletmedir, yani her düşündüğün şeyi yapmayabilirsin
kursat:
bana bir tane cüzi irade örneği versene
SERHAN:
mesela, önünde bir içki şişesi var. O anda melek ilhamı ile şeytan vesvesesi sana sözler söyler. Sen hangi sözü kabul edip, ona meyledersen Allah o fiili yaratıyor
kursat:
cüzi irade burada hangisi daha açıkça söyle
SERHAN:
senin meyletmen
kursat:
peki bu bir düşünce değil mi sence
SERHAN:
meyletmen düşünce değil, düşündüğünü uygulaman
kursat:
düşündüğünü uygulamaya sen fiil demiyor musun, ve fiillerimizi Allah yaratır demiyor musun
SERHAN:
mesela sen hırsızlık yapmayı düşünüyorsun. Fakat sadece bu düşünmenle günah kazanmazsın, ne vakit cüzi iradeni hırsızlığa meyledersen, Allah o fiili yaratır
kursat:
peki cüzi iradeni hırsızlığa meyletmen, düşünce değilse fiil midir, fiilde değilse nedir
SERHAN:
meyletmen cüzi iradedir. Meyletmenin sonucunda meydana gelen şeyler fiildir. Fakat, meyletmen sadece hırsızlığın başında olmuyor. Mesela her adım atışın, cüzi iradenin isteğiyle yaratılan fiilerdir
kursat:
cüzi iradenin isteği dedin. her istek düşünce değil midir, varlığı varmıdır yok mudur? Yoksa, neden eşariler ona mahluk dedi
SERHAN:
onu eş'ari hazretlerine sormak gerekir. Fakat, dikkat et, ondaki tasarruf bir emr-i itibaridir diyor
kursat:
sen onun kitabını okudun mu ki, cüzi iradeden bahsetmiyormuş bile
SERHAN:
bir çok düşünce de senin cüzi iradenin sarfından sonra aratılan şeylerdir. Yani, istediğini düşünebiliyorsun
kursat:
istemen düşünce değil mi
SERHAN:
istemen düşüncedir. Fakat, o isteğini yerine getirmek için o şeye meyletmen, cüzi iradedir
kursat:
meyletmen düşünce değil mi? mesela ben ayağa kalkmak istedim şimdi bu düşünce değil mi
SERHAN:
istemen düşünce, fakat, o düşünceni yapmak için meyletmen cüzi irade.. tabi ki, bunlar hep aynı anda oluyor.


*** Konu: Atom. Ben atomu inkar ettim. Atom, matom yok. Çünkü atom demek bölünemeyen parça demektir. Bunlar yalancı. bu atom var mı? “var” diyorlar ya, Peki bu atom yer kaplıyor mu? “var” dediğine göre, “evet yer kaplar” demiş olursun. Yer kaplıyorsa bunun kapladığı yerin yarısı var mı yok mu? Mantıken yer kaplayan her şeyin yarı yeri de vardır. Demek ki bölünemeyen bir parçadan yani atomdan söz edemeyiz. Nötron, proton yok şu yok bu ne bunlar, kim görmüş. Bunlar mikroskopta görülmez ki bu ne, yalan be. Bunlar sembolikdir diyorum. Bana derseniz ki "Sen ne diyorsun ya, nötron, proton var." Ben Atom demekle zaten şunu diyorum: Atom bölünemeyen parça manasındadır. Felsefe dilinde bu manadadır.


*** Yeni karar aldım; meğer yanılmışım. Konu: Allah’ın aldatması, ben evvelden demiştim ya, “Allah aldatıcıdır” diye. Bu dediğimde yanıldığımı anladım. Yeni kararım şu: Allah aldatmaz, aldatamaz. Çünkü hakiki anlamda aldatmaktan söz ettiğimizde aldatılan için hür irade olması gerekir ki onun aldatıldığından bahsedebilelim. Ama insanın ve cinin hür iradesi yoktur. O bakımdan Allah’a saptırıcı demek uygundur.

*** Bir şahıs tarafından bir şeyin nasıl yapılacağı bilinmiyorsa onun bilinçli bir şekilde o eylemi yapacağından söz edilebilir mi? Bir şeyi yapmak için nasıl yapıldığını bilmek gerekmez mi ? “Gerekir” dersen, yani şunu diyorum: Sorsam, nasıl düşünüyorsunuz? Der ki: be”ynimle veya ruhumla” sorarım ona: Peki nasıl düşündüğünü biliyor musun? “Yok” der. Derim ki: Bir şeyi bilinçli bir şekilde yapmaktan bahsedildiğinde, yapanın yapacağını nasıl yapması gerektiğini bilmesi gerekmez mi? “Evet gerekir” der. Madem öyle, sen nasıl düşündüğünü bilmiyorsan, daha o halde nasıl hür iradenle ve bilinçli bir şekilde düşündüğünü iddia edebiliyorsun?

*** Rüya görüyomusunuz görüyorsanız orada karar verdiğinizi görüyor musunuz? Görüyorsanız kendinizi hür hissediyor musunuz? Hissediyorsanız, peki o rüyayı berlirleyen siz misiniz? “Hayır” diyorsanız, eeeeeee orada da düşünce var, günlük hayatta uyanıkken de düşünceniz var. Siz uyandığınızda yanıldığınızı anlıyorsunuz, rüyaymış be diyorsunuz. (Hanginiz rüyadayken rüyada olduğunun farkındadır) ama kendinizi hür hissetmiştiniz. Ancak böyle hissetmenizin hür olduğunuz anlamına gelmediğini (rüyada) gördünüz. Madem öyle uyanıkken de hür olduğunuzdan nasıl emin olabiliyorsunuz? Düşünceyse uykuda da düşünce var, seçim var...

*** Yeni karar aldım: Kuran hakiki anlamda Allah’ın kelamı değildir, O konuşmaz ki kelamı olsun, sesi yok ki konuşması olsun. Kurandaki bu ayeti şu manaya alacağım: Bize haber veriyor Kuranda ya, mecazen kelamı deniyor diyorum.

*** Aleme hadis diyenlere soru: Alemin yaratılmasıyla Allah’ın zatı arasında zaman geçti mi? bizim ölçülerimize göre 1 saniye olsa dahi? derler ki: hayır. Çünkü zaman alemle başladı, ondan önce zaman yoktu.
cevap: O halde alem kadim olmaz mı? çünkü demenize göre Allah’ın zatı ile alemin varlığa gelmesi arasında zaman geçmedi. O halde siz neden aleme hadis diyorsunuz, bununla ne kasdediyosunuz? diye sorunca, derler ki: “Allah alemden zaman olarak değil zat olarak öncedir.” de ki: dediğiniz gibi ezeliliğin manası, öncesinde zamanın olmadığı şey demek değil mi? işte siz diyorsunuz ki: "alemin öncesinde zaman geçmedi." bu laf ise alem hep vardı manasına gelir. Zira Allah alemden zaman olarak değil, zat olarak öncedir demek şu demektir: Allah alemden zaman olarak önce değil manasına gelir. Bu da şu sonucu çikarır, o halde Allah ya alemle beraber varlıktaydı ya da alemden sonra varlıktaydı. Alemden sonra varlıktaydı denemeyeği için tek seçenek Allah alemle beraber varlıktaydı demek gerekir. yani alem öncesizdir demek gerekir.


*** Allah olacakları ezeli olarak biliyorsa aleme ezelidir, öncesizdir demek gerekmez mi? Zaten yaratmasını ilmindekilerin varlık sahasına ilmine göre çıkması manasında alırsak bu anlam çıkıyor zaten


*** Aleme ve zamana hadis diyenelere (yani zamanı Allah yarattı diyenlere) sorarız: her sonralığın öncesi vardır ama öncelikte zaman kavramıdır. O bakımdan bu, şu manaya gelir: Zamandan önce de zaman vardı manasına gelir ki manasızdır.

*** Zaman yok diyenlere soruyorum: O halde neye göre aleme hadis diyorsunuz


*** Eğer derlerse ki : "Alem ile Allah’ın zatı arasında zaman geçmiştir ancak ne kadar geçtiğini bilemeyiz"
cevap: sorarız, bu süre sonlu mu yoksa sonsuz mu? Sonsuz derse, deriz ki: Sonsuz zaman tüketilemez ve sonuna varılamaz. Buna göre alemin varlığa gelmemesi gerekirdi, varlıkta olduğuna göre bu sözünüz yanlış demektir. Eğer bu geçen süre sonlu derlerse, cevap: Sorarız, Allah’ın zatı ezeli mi?
“evet” der, ezeliyetten sonra ifadesi kullanıldığında , bu sonralıktan, sonlu bir zaman dilimi kasdediliyorsa, o halde bu ifade çelişki olur. Çünkü, bir sonlu zaman dilimine sonlu demek için bu zaman diliminin bir başlangıç ve bitişi gerekir. Evet, bitişine alemin varlığa gelişini delil getirebilirler ancak başlangıcına delil getiremezler. Çünkü ezelden sonra ifadesi önemlidir. Zira ezeliyetin başlangıcı yoktur dolayısıyla bu aradaki süre sonludur denemez. çünkü ölçülemeyen, başlangıcı olmayan süreye sonlu sınırlı süre denemez. O yüzden bu sonlu zaman dedikleri dilimin, sürenin, başı ve başlangıcı olmadığından bu süreye sonlu denemez, sonsuz demek durumunda kalırlar. Eğer bu aradaki süreye sonsuz derlerse, cevap: sonsuz bir süre tüketilebilir mi, sonuna varılabilir mi? Diye sorarız. “hayır” derler.

*** Allah ezeli, ilmi ezeli, bilmesi ezeli. Yaratmayı ilmindekilerin ilmine göre varlık sahasına çıkması olarak tanımladık. Soruyorum: Allah’ın bilinenleri bilmesi zaman alır mı? “zaman almaz” denirse, o halde ilk ( madde veya maddelerin, cisim veya cisimlerin soyut veya somut madde, düşünce latif cisim, elma kesif cisim ) cisim veya cisimler, ezeli, öncesiz olarak varlıktaydı demektir.

*** Atom meselesinde açıklama yapmıştım. Atom yani bölünemeyen parça yok demiştim.
Ancak sonsuza kadar bölünmeside imkansız olduğundan, çünkü sonsuz tüketilemez , tüketilemeyeni tüketmek imkansız olduğundan, sonsuza dek bölünme de imkansız demektir. Öyleyse atom yoktur.

*** Zaman ezeli diyenlere soruyorum: Ezelilik ölçülmez ki zamana ezeli diyorsunuz, ve ezeliliğin başlangıcı yok ki ölçülsün? Başlangıcı olmayan şeyin ölçüsü olmaz. Zaman ise ölçü demektir. O halde ezeli zaman olamaz, imkansızdır. Yani sonuç olarak zaman yoktur. Ama biz de olan zaman kavramlarını (saat, gün, önce, sonra gibi) Allah vareder. Hakiki anlamda ise zaman yoktur.


***
kursat:
alem yani (Allah’tan başka herşey demektir) sonradan mı varoldu yoksa ezelden (başlangıcı olmayan, hep vardı ) beri var mıydı
umut:
sonrası öncesi yok bana göre sadece Tanrı için tek bir zaman dilimi var şimdi
kursat:
zamanı Allah mı yarattı
umut:
evet
kursat:
anar ne diyorsun
Anar :
evet. Allahdan önce denilen bir kavram yoktur
kursat:
sonradan mı yarattı zamanı
umut:
bana göre geçmiş ve gelecek insanın illüzyonu, zaman da bir illüzyon, zaman yok bence zihnimizin yanılsaması
Anar :
aynen
kursat:
bencede zaman yok, ama sorularıma kısa net cevap verin siz, sonradan mı yarattı zamanı
Anar :
evet
umut:
sonra yok ki Tanrı için, insan için sonra var, zaman insana göre var bence
kursat:
madem zaman sonradan yaratıldı o halde bu sonranın da öncesi olması gerekmez mi
umut:
sonradan yaratılmadı diyorum ben
Anar :
tamam yanıtlayayım, kursat sen Kurana inanıyor musun?
kursat:
evet
Anar :
lem yelid ve lem yuled ve lem yekullahu kufuven ahed. ne anlama geliyor sence?
kursat:
doğmamış doğurmamış eşi ve benzeri yoktur
Anar :
yani Allah ezeli ve ebedidir değil mi?
kursat:
evet
Anar :
afferin dine geliyorsun ha, e o zaman bunu tartışmanın anlamı var mı?
kursat:
en derin konulardandır desem ne dersin
umut:
din tartışılmaz ki tartışılsa din değil felsefe olur
kursat:
tartışılır, konuşulur, düşünülür, neye inandığını bilmelisin
kursat:
bak devam edelim çok şaşıracan
Anar :
edelim hocam
kursat:
madem zaman sonradan yaratıldı o halde bu sonranın da öncesi olması gerekmez mi
Anar :
zaman kendiliginde ortam icin değişen bir şey, yani bizim için zamanın öncesi olabilir fakat Allah için böyle bir şey söz konusu değil
kursat:
sorumu anlamadın galiba diyorum ki alem sonradan ise her sonradan olanın öncesi yok mu ve neye göre sonradan
Anar :
aslında güzel soru. Zaten Allah ol diye yaratdı deniyor Kuranda, ee o zaman hiç bir şey yok muydu ki?
kursat:
sen cevap ver? sonradan ise neyden sonra? Konuyu mu değiştireyim?
Anar :
Yok, öncekinin cevabı ne oldu?
kursat:
ben biliyorum zaten, çok zor konu dedim sana
Anar :
e o zaman yaz biz de bilelim. cahillik işte. Hoş gör.
kursat:
neydi konu, şey mi
Anar :
zaman
kursat:
hani zaman sonradan yaratıldı derlerse o mu? Bak şimdi: sonradan "yaratıldı zaman" sözü aslında saçmadır çünkü
Anar :
çünkü zaman görecelidir
kursat:
her sonradan olanın öncesi olması gerekmez mi sence
Anar :
gerekir
kursat:
peki ama önce dediğimiz vakit, zaten bir zaman kavramını kabul etmiş olmuyormuyuz
Anar :
oluyoruz
kursat:
o halde mana şu olmuyor mu: "zamanın yaratılmasından önce de zaman vardı" bu mana çıkmıyor mu
Anar :
öyle oluyor biraz
kursat:
ama bu saçma değil mi
Anar :
saçma
kursat:
demeki "zaman sonradan yaratıldı" denemiyor, bunu kabul ettin mi
Anar :
Ettik, saçma olduğunu kabul etdik.
kursat:
yani zamanın yaratılmış olduğunun saçma bir görüş olduğunu değil mi
Anar :
evet
kursat:
o halde bana söylermisin alem ( Allahtan başka herşey ) sonra derken neyi kasdediyorsun
Anar :
dur bi dakika. yani sen alemin Allah tarafindan yaratılmadıgını mı iddia ediyorsun? Anladım miı
kursat:
heyecanlandın mı? ben zaten Allahın yaratma sıfatı yok diyorum
Anar :
İlginç, o zaman bunları kim yarattı?
kursat:
ama alemin sebebi Allahtır diyorum. alemi vareden Allahtır diyorum
Anar :
kabul edelim ki. Allah bunları sonradan yaratmadı. zaten "sonradan" olamaz. önceden olmadığı için.
kursat:
ne diyorduk
Anar :
o halde bana söylermisin alem ( Allahtan başka herşey ) sonra derken neyi kasdediyorsun, dedin
kursat:
haa, eğer derlerse ki bize: alemden önce zaman vardı derlerse, sorarız bu zaman sonlu mu, sonsuz mu, devam ediyorum, sonlu derse şöyle sıkıştırırım: peki size göre bu sonlu zamanın bitiş vakti belli değil mi? ve bu bitiş vakti de alemin varolması değil mi derim evet derler . anladın mı anar
Anar :
evet öyle derler
kursat:
derim ki ancak size göre bu sonlu zaman diliminin başlangıç vakti belli mi diye sorarım ne diyecekler o zaman sence
Anar :
yok belli değil derler.
kursat:
neden öyle derler sence
Anar :
çünkü o zaman tüm alemin yaşını bilmiş olurlar
kursat:
bak anar, şundan belli değil derler, çünkü Allahın zatından sonra ve alemin başlamasından önce zaman var dediler ya
Anar :
ee?
kursat:
Allah zaten ezeli başlangıcı olmayan, öncesinde zaman geçmemiş olan dolayısıyla bir başlangıç veremiyorlar bu bahsettikleri sonlu süreye, okey mi?
Anar :
okey
kursat:
peki ama başlangıcı olmayan bir süreye, sınırlı ve sonlu süre denebilir mi, sonlu süre için bir başlangıç ve bitiş lazım değil mi
Anar :
lazım
kursat:
o halde bunların bahsettikleri süreye mantıken sonlu denemez değil mi
Anar :
Denemez, başı belli değil, sonu belli değil nasıl sonlu olur?
kursat:
sonuna belli diyorlar, sonu alemin varlığa gelmesi diyorlar karıştırma, peki bunlar bu süreye sonlu diyemeyince sonsuz demeye mecbur kalmadılar mı
Anar :
kaldılar hocam kaldılar
kursat:
şimdi onlar bu süreye sonsuz dediler ya bak ne diyeceğim
Anar :
ne?
kursat:
sonsuz zaman tüketilebilir mi, sonuna varılabilir mi
Anar :
sonsuzsa yok, zaten sonsuz ne demek tükenmez demek
kursat:
ama eğer bu aradaki zaman dilimi sonsuz olsaydı alem varlığa gelebilir miydi
Anar :
mantıkca yok
kursat:
neden
Anar :
aradaki dilim tükenmez. dolayısıyla sonlu olmaz. ve sonu olmadıgı için şimdiki zamanın başlangıcı olamaz
kursat:
ama alem varlığa geldiğine göre bu aradaki zaman dilimine sonsuz da diyemiyoruz öyle mi
Anar :
aynen.
kursat:
bak şimdi ne noktaya geldin anar. iyi düşün ve bana bundan sence ne sonuç çıkabileceğini söyle, senin geldiğin bu noktayı çevrendeki insanların tamamına yakını seni sapık görürler.


***


kursat:
alem hadis mi
ALLAHIN NURU:
evet
kursat:
neyden sonra
ALLAHIN NURU:
neyden sonra olduğunu Allah bilir. eğer yaratılmış bir şeyse ki öyledir o sonradandır
kursat:
neden sonradan olsun
ALLAHIN NURU:
çünkü bir öncesi vardır. Allah onu bir zamanda yaratmıştır ve o zamandan beri vardır
kursat:
peki zaman alemle beraber mi yaratıldı
ALLAHIN NURU:
Allah bilir
kursat:
sen zamana mahluk diyormusun
ALLAHIN NURU:
evet
kursat:
peki bu zaman alemden önce mi yaratıldı alemle birlikte mi
ALLAHIN NURU:
dedim ya Allah bilir
kursat:
bak kitaplarda genelde şöyle geçer: alemle beraber zaman da yaratılmıştır diye geçer. ehli sünnet böyle der hatta mutezile bile, sen de böyle diyor musun
ALLAHIN NURU:
bunun ne önemi var
kursat:
var
ALLAHIN NURU:
zaman mahluk olduktan sonra ne zaman yaratıdığı önemli mi
kursat:
peki zaman sonradan mı yaratıldı
ALLAHIN NURU:
evet
kursat:
bu sonranın öncesi var mı peki
ALLAHIN NURU:
sonradan olduğuna göre vardır tabi
kursat:
peki bu önce kavramı zaten zaman kavramı değil mi
ALLAHIN NURU:
evet
kursat:
o halde bu lafın şu manaya gelmiyor mu: zaman bir zamanda yaratıldı
ALLAHIN NURU:
hayır
kursat:
ya ne
ALLAHIN NURU:
zaman yoktan varedildi, ve bizim için geçerli olan zamanda "önce ve sonra" kavramları olduğundan mecburen bu kavramları kullanmak zorunda kalıyoruz, başka türlü ifade edebilir miyiz
kursat:
bak senin lafın şu manaya geliyor: yaratılan zamandan öncede zaman vardı, bu manaya geliyor lafın.
ALLAHIN NURU:
hayır bu manaya gelmiyor
kursat:
Serhan bu anlamadı sana sorayım: zaman mahluk mu
ALLAHIN NURU:
"yaratılan zamandan önce" sözü içinde yaşadığımız zaman için geçerli bir sözdür. yani yaşadığımız zamandan önce zaman var mıydı sorusu yanlış
SERHAN:
katılıyorum
ALLAHIN NURU:
zaman sonradan yaratıldığı için yoktan var edilmiştir
kursat:
sen zamandan önce tabiriyle neyi kasdediyorsun ki
ALLAHIN NURU:
onu sen dedin
SERHAN:
zamanı ve mekanı Allah yaratmıştır. Zaman ve mekan kainat ile başlamıştır. Bu sebeple kainat ne zaman yaratıldı sorusu yanlıştır, nur kardeşe katılıyorum
kursat:
bu yaratma zaman içinde mi oldu
SERHAN:
hayır
kursat:
o halde ezelde mi oldu
SERHAN:
ezelde mi oldu sorusu yanlıştır. Çünkü, hem ezeli olan hem de yaratılan bir şey yoktur
kursat:
o halde
ALLAHIN NURU:
zaman sonradan yaratıldı diyoruz. artık bu yaratma zaman içinde mi oldu sorusunun ne anlamı var? onu Allah bilir
SERHAN:
sen Allahı düşünürken haşa zaman ve mekanda düşünüyorsun senin yanlışın bu, yani, ezel tabirini sonsuz yıl olarak hayal ediyorsun, bu da yanlıştır
kursat:
yani önce zaman yoktu sonra Allah zamanı yarattı, öyle mi diyorsunuz
SERHAN:
senin kafanda hayal ettiğin ilah, Allah değil. Sen haşa Allahı kainatı yaratmadan önce bekliyordu, sonra kainatı yaratmaya karar verdi, diye Allaha zaman düşünüyorsun. Oysa ki, Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Onun indinde kainattan önce ve sonra diye bir şey yoktur
kursat:
ben zaten aleme ezeli, öncesiz diyorum
ALLAHIN NURU:
Allahtan başka ezeli olur mu
kursat:
evet
SERHAN:
zaman demek zaten Allahın devamlı yaratması demektir.
kursat:
o halde zaman yok de
SERHAN:
sen bu yukarıdaki cümleyi kaç saniyede yazdın
kursat:
iki
SERHAN:
demek ki zaman varmış
kursat:
ben hakiki anlamda zamandan bahsediyorum
SERHAN:
mecazisi nasıl olur, hakikisi nasıl olur, sen yüz yıl önce var mıydın
kursat:
yani bizdeki zaman kavramlarını Allah vareder : saniye, dakika, gün, önce, sonra gibi, bunlar evet bu anlamda vardır
ALLAHIN NURU:
biz ne dedik
kursat:
ben hakiki manada zamanı sordum
SERHAN:
Allah, sen yokken seni bir nutfeden yarattı. Öyle ise ezeli değilsin
kursat:
ben tabi ki ezeli değilim
SERHAN:
sen de alemin bir parçasısın
kursat:
evet
SERHAN:
öyle ise alem ezeli değil
kursat:
ama benim alem ezelidir ifademi sen yanlış anladın, geçende de böyle yaptın adama gülerler ya
SERHAN:
ezeli ne demek, ezel senin düşündüğün gibi sonsuz yıl demek değildir
kursat:
sonsuz yıl diyen kim
SERHAN:
kainat ne zamandan beri vardı
kursat:
ezeli olarak
SERHAN:
yani
kursat:
çünkü zaman yok ispatlayım mı
SERHAN:
kainatta bir zaman vardır. Zaten mekan olan bir yerde zaman vardır, ben sana soru sorayım. neden Kuranda kainatı altı günde yarattık ifadesi var
kursat:
nedeni yok
SERHAN:
nedeni yok olduğunu ispatla
kursat:
kaç kere ispatladım
SERHAN:
Allah sonsuz hakimdir. Abes iş yapmaz. Her şeyi bilerek ve istiyerek yapar
kursat:
zamana hem hadis hem mahluk diyosunuz ya
SERHAN:
evet
kursat:
peki bu zaman nerede
SERHAN:
kainatın her yerinde
kursat:
kainatın dışında var mı
ALLAHIN NURU:
ne biçim bir soru bu
SERHAN:
kainatın dışı diye bir yer yok ki
kursat:
kainat sınırlı mı sınırsız mı
SERHAN:
elbette sınırlı, yaratılmış bir şey sonsuz olamaz
kursat:
bu sınırlı kainatın ötesi var mı
SERHAN:
yok
ALLAHIN NURU:
Allah bilir
SERHAN:
kainatın dışı diye bir şey yok
kursat:
ok
ALLAHIN NURU:
belki de vardır Allah bilir
kursat:
biraz önce diğeri dedi ki ne biçim soru bu
ALLAHIN NURU:
evet ben dedim
SERHAN:
doğru söylüyor
kursat:
bak her hadis cisimdir doğru mu
ALLAHIN NURU:
hayır
SERHAN:
yanlış
kursat:
niye
SERHAN:
melekler var
kursat:
melek cisim değil mi
SERHAN:
değil
kursat:
eminmisin
SERHAN:
yani senin hayal ettiğin gibi bir madde değil
kursat:
nasıl bir made
SERHAN:
mesela ruh bir madde değildir
kursat:
ya nedir
SERHAN:
mahiyetini bilemeyiz
kursat:
bal gibi maddedir
ALLAHIN NURU:
kursat cisim nedir
kursat:
şudur: yer kaplayan şeye cisim denir şekli vardır. iki türlü cisim vardır: kesif cisim latif cisim
ALLAHIN NURU:
bu şekil görünmek zorunda mıdır
kursat:
hayır
kursat:
kesif cisim mesela ev, araba, elma gibi gördüğümüz, latif cisim ise düşünce, ruh, melek gibi göremediğimiz.
ALLAHIN NURU:
o zaman niye nerde diye soruyorsun
kursat:
bakın bir şeye hadis derseniz onun yer kapladığını kabul ettiniz demektir
SERHAN:
mesela, ruh nedir ve neden yaratılmışır, ruhun maddesi nedir
kursat:
ruhun maddesini bilmem ancak cisimdir şekli vardır
SERHAN:
ruh nerede
kursat:
yerinide bilmem ancak yeri vardır. siz zamana hadis derseniz yer kaplar demeniz gerekir
SERHAN:
peki, yerçekimi kanunu cisim midir
kursat:
o bir kanun değildir. yani yerin çekmesi yoktur
SERHAN:
sen ne zaman doğdun
kursat:
1976
SERHAN:
aradan 29 yıl geçmiş
kursat:
evet
SERHAN:
yani 29 yıllık bir zaman
kursat:
evet, size zamanın hakikatta olmadığını ispatlayım mı
SERHAN:
ispatla
kursat:
işi yokuşa sürmek yok ama
SERHAN:
sen mantıklı şeyler yazarsan işi yokuşa sürmeyiz
kursat:
zaman mahluk mu
SERHAN:
elbette
kursat:
peki zamanın varlığa gelişi sonradan mı
SERHAN:
zaman ve mekan kainatla başlamıştır. Bu sebeple kainat ne zaman yaratıldı diye sormak mantıksızdır
kursat:
peki zamanın varlığa gelişi sonradan mı , ısrarla soruyorum sonradanmı? yani zamandan önce zaman yoktu diyorsun öyle mi ve zaman alemin yaratılmasıyla beraber varoldu diyorsun değil mi serhan
SERHAN:
zaman alemin yaratılmasıyla başladı
kursat:
yani alemden önce zaman yok öyle mi
SERHAN:
Alemden önce ne zaman ve ne de mekan yok.
kursat:
peki öyleyse bomba soru geliyor
SERHAN:
dikkat et senin başında patlamasın
kursat:
o halde neye göre aleme hadis diyorsun
SERHAN:
çünkü bir başlangıcı vardır. Başlangıcı olan her şey hadistir
kursat:
neye göre hadis
SERHAN:
başlangıcı var, başlangıcı olan her şey hadistir
kursat:
bunun öncesi yoksa niye sonradan diyorsun
SERHAN:
yani, yaratılan her şey hadistir, ben sonradan demiyorum ki, ben kainatın bir başlangıcı vardır diyorum.
kursat:
olsun ben de ilk madde var diyorum ama bu ezeli diyorum
SERHAN:
nerden çıkardın
kursat:
anlatayım mı
SERHAN:
anlat
kursat:
ama hiç yardımcı olmuyorsun
SERHAN:
fakat, sen akla ve Kur'ana muhalefet ediyorsun
kursat:
zaman yaratıldıysa ve öncesinde zaman yoksa sen nasıl aleme hadis dersin
SERHAN:
çünkü yaratılan her şey hadistir
kursat:
bak ondan önce yaratma sıfatını inkar ettiğimi bilmen lazım
SERHAN:
peki seni kim yarattı
kursat:
bu işler şöyle oluyor, Allahın ilmiyle, yani bilmesi, bildiği olayların varlığa gelmesinde yeterli sebep oluyor
SERHAN:
İspatla, bunu nereden çıkarıyorusn
kursat:
ondan önce sizin çok kullandığınz bir laf oyununu anlatmak istiyorum
kursat:
“ilim maluma tabidir”
SERHAN:
evet
kursat:
bununla ne kasdediyorsun
SERHAN:
Allah, mesela sen benimle burada yazışacağını biliyor. Eğer sen burada benimle konuşmasaydın, Allah senin benimle konuşacağımı bilirse olmaz. yani, Allah, senin burada benimle konuşacağını biliyor. Eğer konuşmasaydın neyi bilirdi.
kursat:
bak ben anlatayım, özgürlükçüler bu lafla şunu kasdederler: olayların levhi mahfuza yazılma meselesinde derler ki oraya öyle yazıldığı için sen yapıyor değilsin, ancak Allah ezeli ilmiyle senin özgür iradenle öyle yapacağını bildiği için öyle yazıldı levhi mahfuza derler ve şunu da eklerler: “ilim maluma (bilinene) tabidir” yani Allah’ın ilmi sonradan olacak olan bilinen olaylara tabidir derler. “ilim etkileyen değil etkilenendir. bu ilmin doğasında olan bir şeydir” derler. tamam mı buraya kadar serhan anladın mı?

zxzx
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Mesajlar: 53
Kayıt: 01 Ara 2008 [ 16:25 ]

Re: yazdığım kitap

Mesaj gönderen zxzx » 27 Kas 2016 [ 19:01 ]


*** “Zamanı Allah varetti” diyenlere soruyorum: Allah’ın her varettiği cisim midir? Yani şekli var mı? “Evet” dersen, peki bu şekli olan bir mekan kaplar mı? Yani bir yerde mi? “Evet” dersen, soruyorum: O halde zaman nerede?


***
kursat:
dün sizle konuşurken bir soru çıkmasına vesile oldunuz: “zaman nerede” diye
ALLAHIN NURU:
konuşmanın bir bölümüne katılamamıştım
kursat:
bu soruya ne diyorsun
ALLAHIN NURU:
ne biçim bir soru demiştim herhalde
kursat:
evet, ama süper soru, neden mi
ALLAHIN NURU:
neden
kursat:
sana bu nikinle hitap edemem
kursat:
başka birşey diyeyim
ALLAHIN NURU:
olur
kursat:
ne deyeyim
ALLAHIN NURU:
ne istersen
kursat:
sen deyeyim mi
ALLAHIN NURU:
olur
kursat:
sen dediğimde anla ki sana sesleniyorum
ALLAHIN NURU:
anladım
kursat:
çünkü benim inancıma göre Allah’ın nuru yoktur ispatlayayım istersen
ALLAHIN NURU:
başka bir şey diyordun
kursat:
zaman nerede sorusu önemli, çünkü kelam kitaplarına bakarsan şunu görürsün, derler ki her hadis mahluktur. Okey mi
ALLAHIN NURU:
evet
kursat:
ama şunu da derler: yaratılan herşey cisimdir
ALLAHIN NURU:
ama cisim nedir sorusu da önemli
kursat:
cisim demek bir yer kaplayan şekli olan bir yönde olan demektir: iki tür cisim vardır, latif cisim ruh melek düşünce gibi göremediğimiz, bir de kesif cisim var gördüğümüz insan, bina gibi, bunları Allah vareder. Ancak ayrıca bir yaratma sıfatıyla değil. bunların varolacağını bilmesi, bunların varlık sebebidir. kelam kitaplarında hem her hadis mahluktur derler hem zaman mahluktur derler ancak hiçbir vakit ben zamanın cisim olduğunu söyleyenleri görmedim. halbuki prensipleri icabı ona da cisim demeleri gerekirdi. neden demediler biliyor musun
ALLAHIN NURU:
cisim değildir diyen var mı
kursat:
hiçbir şey demiyorlar. sadece mahluktur, alemin yaratılmasıyla birlkte yaratıldı diyorlar. kesip atıyorlar fazla bilgi yok. Neden mi? çok basit, çünkü basit düşünüyorlar, herşeyi Allah yaratır ayetine binaen, ne varsa akıllarına gelen Allah yaratır diyorlar. sana ince bir bilgi vereceğim
ALLAHIN NURU:
ver bakalım
kursat:
bunlar der ki yani ehli sünnet, aslında filozoflar hariç hepsi: Allah alemden zaman olarak değil zat olarak öncedir derler. ne demek bu sence
ALLAHIN NURU:
öncelik kavramı zamanın yaratılmasından sonra geçerli bir kavramdır. o yüzden zaman yaratılmadan, "önce" diye bir kavram kullanamayız.
kursat:
işte bu yüzden Allah alemden zaman olarak öncedir demediler.
ALLAHIN NURU:
çünkü zaman yaratılmadan önce de Allah var
kursat:
peki ama soruyorum sana: madem Allah alemden zaman olarak önce değil, neden bunlar aleme hadis diyor. ne dediklerini bilmiyorlar da ondan. çünkü Allah alemden zaman olarak önce değil demek alem ezeli demektir. anladın mı? bak bunları sana anlatacak bulamazsın anlamaya çalış. çelişkilerini sana gösterdim işte
ALLAHIN NURU:
anlıyorum da senin gibi değil
kursat:
nasıl anlıyorsun, bugün camiye gittiğinde hocaya şunu sor: zamanı Allah mı yarattı? tahminim evet der. de ki bu yaratılan zamandan önce zaman var mıydı de. der ki: yok. de ki: o halde neden aleme (yani Allah’tan başka herşey) hadis diyorsunuz de.
ALLAHIN NURU:
Allah alemden zaman olarak öncedir demek, yaratılan zamandan önce de başka bir zamanın var olduğunu kabul etmek demektir. ancak "önce, sonra" kavramları, yaşadığımız zamanın yaratılmasıyla birlikte geçerlilik kazanmıştır. yani "önce, sonra" kavramları da zamanla birlikte yaratılmıştır. zaman yaratılmadan önce "önce, sonra" gibi tabirler geçersiz olduğundan Allah alemden zaman olarak önce değildir demişlerdir
kursat:
öncesinde zaman geçmemiş birşey için sonradandır denebilir mi, o halde neye göre aleme hadis diyorlar
ALLAHIN NURU:
hala aynı şeyi söylüyorsun. "önce ve sonra" kavramları yaratılan zamanla ilgili kavramlardır. bunu başka bir şekilde ifade edemediğimiz için mecburen kullanıyoruz bu kavramları


*** Seçimleriniz sebepli mi değil mi? evet dersen yani sebepli dersen, peki o sebebin sebebi var mı? evet dersen. ben de böyle sormaya devam ederim ne dersin? Onun sebebi ne diye soracağım. Sizce bu silsile sonsuza dek geri gider mi? ya da bir yerde bu silsile durmalı mı ne dersiniz? eğer ilk soruma cevap veren şahıs seçimlerimiz sebepsiz derse soruyorum: bir şey kendi kendinin sebebi olabilir mi? açıklayayım bak: biz dünyada sebep sonuç ilişkisi görüyoruz, yemek yiyoruz doyuyoruz gibi önce sebep sonra sonuç olmuyor mu? (aslında bu kadar basit değil bunu araştıracağım) evet dersen, sonuç şu: o halde bir şeyin kendi kendinin sebebi olması için varlığının, kendi varlığından önce varlıkta olması gerekirdi, çünkü sebep sonuçtan zaman olarak öncedir. (aynı andadır diyende var araştıracağım) halbuki hiçbir şey varlığından önce varlıkta değildi, dolayısıyla hiçbir şey kendi kendinin sebebi olamaz, Allah bile. O halde sonradan olan herşeyin, onu varlığa geriren bir sebebi olduğu açıktır ve bu silsileyi başa doğru çevirirseniz en başta sebepsiz sebep olan Allah’ın olduğunu anlarsınız. Ancak Allah ile beraber ilk madde veya maddeler de vardı. Bu maddeler de Allah’ın bilgisiyle varlığa geldi ancak zaman olarak Allah’tan sonra değil, beraber.


***

kursat:
dün hayatımın istidlalini yaptım, sende buna vesile oldun, teselsülün batıl olduğuna dair delil yaptım, süper, biliyor musun o konuyu
SERHAN:
ilm-i kelamın bir düsturu, Allah’ın varlığını teselsülün muhaliyetiyle ispatlamışlar
kursat:
evet ama kitaplarda bunun pek delili verilmez ve verilse de karışık, ben buldum hem de basit bir anlatımla, anlatayım mı
SERHAN:
evet, o delil bu asırda tam kafi gelmiyor, anlat
kursat:
hani derlese ki bu sebep sonuç silsilesi sonsuza kadar geri gider derlerse derim ki: bu sonsuz silsile bize gelinceye kadar sonsuz diyolar ya, bu sonsuz silsile tüketilebilir mi? diye sorarım, ne diyecek?
hayır diyecek mantık olarak değil mi?
SERHAN:
evet
kursat:
ben derim ki: ama bize bu silsilede sıra geldiğine göre demek ki bu geçmişe doğru uzanan silsile sonsuz olamaz o halde sonlu diyeceğiz, madem sonlu o halde en başta sebepsiz sebep olmalı diyeceğiz. bu da Allah diyeceğiz. Nasıl?
SERHAN:
çok güzel
kursat:
hem basit
SERHAN:
evet
kursat:
hem anlatımı hem anlaması kolay, sen vesile oldun buna.
SERHAN:
neden, ben ne söyledim ki
kursat:
iki de bir bana ezeli, sonsuz geri giden değil diye diye kafama bunu çaktın, ben de bu konuyu değil, başka bir konuyu düşünürken birden farkettim ki bu delil tesellsülün batıllığını ispatlıyor yani ben de farkında olmadan yaptım bunu, aslında ben bu konuyu çözmeyi yıllardan beri istiyordum
SERHAN:
buna çok sevindim. Hakikati gerçekten araştıran biri olduğun anlaşıldı
kursat:
çünkü dikkat edersen kitaplarda teselsül batıldır diyorlar genelde delil vermiyorlardı
SERHAN:
evet
kursat:
verdiklerinde çok karmaşıktı. bak bu delil öyle önemli ki neden mi? çünkü Allah’ı inkar etmede aslında kullanılan en önemli yol bu konudur. derler ki: geçmişe sonsuz yıl giden bir ezeliyet düşün işte alem de böyledir başlangıçsızdır böyle geldi böyle gider derler ve Allah’ı işe karıştırmazlar. oysa bu yaptığım delille geçmişe doğru sonsuz bir geri gidişin olmadığı ispatlanmış oldu. böylece onlar da bu silsilenin sonlu dolayısıyla bir etken sebebi, sebepsiz sebebi olduğunu kabul etmeye mecbur kalacaklar. hayati önemi olan bir delildir. Ne diyorsun?
SERHAN:
evet, gerçekten çok büyük bir delil.


*** Bu diyalaogta bir özgür iradecinin kader hadislerine yaptığı yorumları göreceğiz.

kursat:
kader hadislerine ne diyorsun
SERHAN:
Kaderden bahseden hadislerin hepsi, ehl-i sünnet itikadına destek veriyor
kursat:
hepsini inkar mı ediyorsun, hepsi cebr, bak gör
SERHAN:
inkar ediyorum demedim. Ehl-i sünnet ve cemaate kuvvet veriyor dedim
kursat:
senin ehli sünnet anlayışın Maturidilik değil mi
SERHAN:
iki mezhep de haktır
kursat:
maturidiklik özgür iradeyi savunur, eşarilik cebri
SERHAN:
değil
kursat:
hadislerde cebr anlatılır, baktın mı kader hadislerine
SERHAN:
birazını biliyorum. Fakat, risale-i nur hepsini izah etmiş ve açıklamış
kursat:
bildiklerinden bir tane anlatsana bakalım cebr mi yoksa özgür irade mi anlatılıyor
SERHAN:
elhamdülillah elimde r.nur gibi bir kitap var, mesela annenin duası makbuldür.
kursat:
kader hadisi dedim
SERHAN:
mesela, kim benden bilerek yalan bir şey haber verirse Cehennem ateşinde yerini hazırlasın.
kursat:
dalga mı geçiyorsun benimle
SERHAN:
neden
kursat:
kader hadisi diyorum
SERHAN:
Peygamber aleyhisselam, yalan söyleyeni tehdit ediyor. Eğer Allah zorluyor olsaydı tehdit etmezdi
kursat:
yani hadis kitaplarında kader bölümünde yer alan hadisleri diyorum
SERHAN:
sen söyle ben sana izah edeyim
kursat:
ok
kursat:
Ubade bin es-Samit’den
“O ölürken oğluna dedi ki: ”Yavrum! Eğer sen başına gelmesi takdir olunanın mutlaka geleceğini; gelmemesi takdir olunanın da mutlaka başına gelmeyeceğini bilmedikçe imanın tadını tadamazsın. Ben peygamberin şöyle buyurduğunu duydum: “Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir, ona “Yaz” dedi. “Ya Rabbi ne yazayım” dedi. “Kıyamete kadar olacak olan her şeyin kaderlerini yaz.” Yavrum! Ben yine peygamberden şöyle duydum: ”Kim bu inanç dışında ölürse o, benden değildir.” (Ebu Davud)
SERHAN:
izah edeyim mi
kursat:
et
SERHAN:
Allah, senin cüzi iradeni nasıl kullanacağını biliyor ve ona göre bir kader yazıyor. O kalem, senin cüzi iradenden hariç şeyleri yazmıyor. Hem senin cüzi iradeni, hem de cüzi iradenin neticesini bir olarak yazıyor. Yani, zorlama yoktur
kursat:
Cabir’den
Allah Resulü buyurdu ki:
“Biriniz kaderin hayrına da, şerrine de iman etmedikçe iman etmiş olmaz. Başına gelecek olanın mutlaka geleceğini, başına gelmemesi mukadder olanın da mutlaka gelmeyeceğini bilmedikçe (iman etmiş sayılmaz). (Tirmizi)

SERHAN:
izah edeyim mi
kursat:
ne yazarsam izah et
SERHAN:
Allah herşeyi hayır için yaratıyor. Şerleri de Allah yaratıyor. Şerleri yaratmasını hikmeti ise, şerlerin neticesindeki hayırlardır. Çünkü, o şer olmasa, neticesindeki büyük hayırlar meydana gelmemiş olacak, bu da büyük bir şer olur. Mesela, sen cüzi iradenle bir günah işledin. Bu bir şerdir. Fakat, Allah o şerri neticesindeki büyük hayırlar için yaratıyor. Yani, hayır ve şer Allahtandır
kursat:
İbn Amr bin el As’dan
Allah Resulü buyurdu ki:
“Allah yaratıkları karanlık içinde yarattı ve sonra onların üzerine nurundan gönderdi. Kime bu nurdan isabet etmişse doğru yola erdi. Kime isabet etmediyse saptı. Onun için ben diyorum ki; kalem Allah’ın ilmine göre vazifesini yapıp mürekkebi kurumuştur.” (Tirmizi)
SERHAN:
Allah, herşeyi bilerek ve isteyerek yapar. Allahın o nuru, cüzi iradesini doğru yolsa kullanan insanlara geldi. Yani, Allah kimin cüzi iradesini nasıl kullanacağını bildiği için o nuru ona gönderdi. yani, o nurun isabeti tesadüfi değildir.
kursat:
Resul-i Ekrem buyurdu ki: ”Melek rahme girer nutfeyi eline alır ceset olarak suretlendirir. Sonra ”Ey Rabbim erkek mi, dişi mi, sağlam mı, kusurlu mu?“ diye sorar. Allahu Teala nasıl emrederse öyle suretlendirir. Sonra ona ruh üfler, said veya şaki olduğunu yazar.” (Bezzar)
SERHAN:
Allah, o kimsenin cüzi iradesini said olmak için kullanacağını bildiği için ona said yazar. Diğer kimsenin ise, cüzi iradesini şaki olmak için sarfedeceğini bildiği için ona şaki yazar
kursat:
Tedavi ve rukyenin, Allah’ın kaderinden bir şeyi değiştirip değiştiremeyeceği kendisinden soruldukta, Resul-i Ekrem şöyle buyurmuştur: ”Onlar da Allah’ın takdiri iledir” (Tirmizi, İbn Mace)
SERHAN:
Allah, senin cüzi iradene göre kaderini yazar. Yani, senin cüzi iradeni nasıl kullanacağını bildiği için, kaderini ona göre çizer. Mesela, sen cüzi iradenle tedavi oldun. Allah senin cüzi iradeni tedavi olmak için kullancağını bilir ve ona göre sana bir kader çizer. Hikmeti iktiza ederse şifa verir. Yani, yine Allahın takdiri
kursat:
(İbn Şahin, Ebu Umame’den rivayet etmiştir. İhya da vardır.)
“Allahu Teala: “Hayrı ve şerri yarattım. Hayır için yarattığım ve hayrı kendi ellerinde icra ettiğim kimseye müjdeler; şer için yarattığım ve kötülükleri kendisine yaptırdığım kimseye de yazıklar olsun. Tekrar tekrar veyl ve yazıklar da, “Niçin ve nasıl” diyene olsun.”
SERHAN:
Allah, bir insanı neden şer için yaratıyor. Çünkü, o insanın cüzi iradesini şer yolunda kullanacağını biliyor. Burada açıkça cüzi irade ispat ediliyor. Eğer, bir insanı Allah günaha zorlarsa neden ona yazıklar olsun desin ki, masum olduğu halde
kursat:
Resul-i Ekrem buyurdu ki: “Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ın kalbimi dinin üzerine sabit kıl“ (Tirmizi)
SERHAN:
çok açık. Allah, insana bir cüzi irade vermiştir. Cüzi iradesiniyle kim hidayeti isterse Allah ona hidayet verir. Kim de dalaleti ve şerri isterse Allah onun kalbini sapıtır
kursat:
“Müzeyne veya Cüheyne kabilesinden bir adam sordu: “Ey Allah’ın Resulü, hangi işi yapıyoruz, olup bitmiş (levh-i mahfuza kaydı geçmiş) bir işi mi yoksa (henüz levh-i mahfuza geçmemiş) şu anda yeni başlanacak olan bir işi mi? Resulullah: “Olup biten işi” dedi. Adam - veya cemaatten biri - yine sordu: “Öyleyse niye çalışılsın ki?” Hz. Peygamber şu açıklamada bulundu: ”Cennet ehli olanlara cennetliklerin ameli müyesser (kolaylaştırmak) kılınır, ateş ehli olanlara da cehennemliklerin ameli müyesser kılınır” (Ebu Davud)
SERHAN:
Allah, cüzi iradesiyle Cenneti isteyen kişilerin Cennete gitmesini kolaylaştırır. Cüzi iradesiyle Cehenneme gitmek isteyen bir kimsenin de Cehennemini kolaylaştırabilir
kursat:
Abdullah b. Abbas’tan rivayet edilmiştir:
Bir gün Resulullah’ın arkasında idim. Bana şöyle dedi: ”Ey oğulcağızım! Sana bazı kelimeler öğreteyim: Allah’ı koru ki, seni korusun. Allah’ı koru ki O’nu karşında bulursun. Bir şey istediğin zaman Allah’tan iste, yardım istediğin zaman Allah’tan yardım iste. Bil ki sana yardım etmek için bütün ümmet bir araya toplansa, Allah sana o yardımı yazmamışsa, sana yardım edemezler. Kalemler kaldırıldı, sahifeler kurudu. (Tirmizi)
SERHAN:
Elbette çok açık. Bu hadis de, cüzi iradenin varlığına kesin delildir. Çünkü, insan cüzi iradesiyle Allahtan yardım dilemesini söylüyor. Ayrıca, Allah kimin cüzi iradesini nasıl kullanacağını bildiği için kaderde ona yardım yapılacağı yazılmıştır
kursat:
Ebu’d-Deylemi’nin şöyle dediği rivayet edilmektedir: “Ubey b. Ka’b’a geldim. İçimde kader hakkında bir tereddüt var. Bana bir şeyler söyle; belki Allah onu benden ve kalbimden giderir, dedim. O da bana: ”Allah semalarda ve yeryüzünde bulunanlara azap etseydi, yine onlara zalim olarak azap etmiş olmazdı. Şayet onlara merhamet etmiş olsaydı, onun rahmeti kulların fiillerinden dolayı, onlar için bir hayır olurdu. Sadaka olarak Uhud dağı kadar altın dağıtsan, kadere iman etmedikten sonra Allah onu senden kabul etmez. Biliyorsun ki sana isabeti yazılmış olan kötülük senden şaşmaz. İsabet etmemesi yazılmış olan da sana isabet etmez. Bunun dışında bir şeye inanarak ölürsen, cehennemlik olursun.” (Hakim)
SERHAN:
Mesela, sana isabet eden bir kötülük, yine senin cüzi iradenle olur. Çünkü, Allah o kötülüğü, senin cüzi iradenle yaptığın bir hataya göre verir.
kursat:
Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (bir gün):
"Allah Teâla hazretleri bir kulun hayrını diledi mi onu istimal eder!" buyurmuştu. Kendisine: "Onu nasıl istimal eder?" diye soruldu.
"Ölümden önce salih amel işlemede muvaffak kılar!" buyurdu."
Tirmizi, Kader 8, (2134).
SERHAN:
Allah, neden bir kuluna hayır diler. Çünkü, cüzi iradesini hayırda kullanacağını bildiği için.
kursat:
- Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Bir çocuk ölmüştü. Ben: "Ne mutlu ona! Cennet kuşlarından bir kuş oldu!" dedim. Aleyhissalâtu vesselâm:
"Sen Allah'ın cenneti de cehennemi de yarattığını, beriki için de öteki için de ahali yarattığını bilmiyor musun?" buyurdular."
Müslim, Kader 30, (2662); Nesâi, Cenaiz 58, (4, 57); Ebu Davud, Sünnet 18, (4713).
SERHAN:
Elbette, zaman gösterdi ki, Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değildir. Allah zalimleri bildiği ve gördüğü için Cehennemi yaratmıştır
kursat:
"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Allah bir kulunun bir memlekette ölmesini takdir etti mi, onu oraya -veya orada bulunan bir şeye dedi- muhtaç kılar."
Tirmizi, Kader 11, (2148).
SERHAN:
O muhtaçlık o adamın orada ölmesi için bir şart olduğu gibi, o adamın cüzi iradesini oraya gitmek için sarfetmesi ayrı bir şarttır. allah, o adamın cüzi iradesini oraya gitmek için sarfedeceğini bildiği için, onun cüzi iradesine göre bir kader yazmış.

Not: Görüldüğü gibi kader hadislerini nasıl yorumluyor ve hep “bildiği için” ifadesini kullanıyor. Yani “ilim maluma tabidir” ifadesini zikrediyor. Bunun ise izahı geçmişti.


*** kursat dedi: “Zamanı Allah varetti” diyenlere soruyorum: Allah’ın her varettiği cisim midir? Yani şekli var mı? “Evet” dersen, peki bu şekli olan bir mekan kaplar mı? Yani bir yerde mi? “Evet” dersen, soruyorum: O halde zaman nerede?
Dedi: Aklı Allah yarattı diyorsan Kursat, simdi sana soruyorum: Allah'ın her yaratttıgı cisim midir? Yani şekli var mı? Evet” Dersen , Peki şekli ve mekanı olan YER KAPLAR MI, yani “kafam da evet” dersen, SORUYORUM? O zaman sendeki akıl Nerede KURSAT ?
Cevap: Evet biri böyle bir soru sordu. Bakınız ben şunu iyice anladım ki; aslında bu milletin ekserisinin anladığı anlamda akıl yoktur. Çünkü milletin ekserisinin anladığı akıl şudur: Sanki Allah kullarına onları varettiğinde veya belli bir yaşta iken onlara bir şey veriyor buna akıl deniyor. Öyle ki o kullar bu kendilerine verilen şey ile yani akıl ile istedikleri düşünceyi yapabiliyorlar. Bu esnada Allah onlara müdahalede bulunmuyor, başta verdi ya, daha düşünmelerine müdahale etmiyor. Kullar istediklerini düşünüyor. Bazen iyi bazen kötü düşünüyor, bazen doğru bazen yanlışı seçiyorlar tamam mı? İşte kulun bu seçimi tamamen kendi hür iradesinde oluyor ve sadece Allah başta akıl denen şeyi veriyor. Yani kul seçiyor, işte millet çoğunlukla akıl kavramından bunu anlıyor. Bakın buradaki ince nokta şudur: Eğer kul bu düşünmeleri sonucu seçtiklerinde doğruyu bulduğuna inanıyorsa "aklettim, doğruyu buldum, ben akıllıyım" diyor. Eğer yanlışı seçtiğini, hata ettiğini düşünüyorsa diyor ki: "nefsime uydum, ben akıllı değilim." Mesela zina edince, hırsızlıkyapınca ne diyor "nefsime uydum." Namaz kılınca Kuran okuyunca nediyor: "akıllı davrandım." Evet bu anlattıklarımdan çıkan sonuç şudur: Esasen bizim akıl dediğimiz ve nefis dediğimiz şeyler ayrıca bir varlığa sahip değildir. Yani hakiki manada söylersek; akıl ve nefis yoktur. sadece iyiyi seçerse kul iyi yönde düşünürse onun için akılı deniyor akletti deniyor. Kötüyü seçerse, kötüyü planlarsa, nefsine uydu ve akılsız, akletmiyor deniyor. Ben şunu diyorum: Aslında bunların temel manası düşünce olmalarıdır ve düşüncelerimizi Allah vareder. Dolayısıyla bana soruluyor: “ee akıl nerde o zaman, nefs nerde o zaman, madem hür değiliz, o halde Kuranda niye "akletmez misiniz" deniyor. Eğer hür değilsek niye böyle densin ki” gibi sorular soruluyor. Bakın bu ayetlerin manası şu deriz: Bu düşünme eylemini her ne kadar Allah varediyorsa da kullara isnad ediyor, mesela kula yanlış seçimi, yanlış düşünceyi yaptırtan da Allah’tır, fakat sonuçta "bu kul düşündü, seçti” de, denebileceğinden dolayı, Kuran’da "akletmiyor musunuz" şeklinde kınama vardır. Sonuç: Aslında milletin anladığı manada akıl ve nefs yoktur. Nefs meselesi de aynen akılı anlattığım gibi, ama onun tersi yönde. Yani kul kötülük düşündüğünde "neden nefsine uydun" denir. Halbuki o sonuçta düşündü, yani bu nefs dedikleri de akıl gibi düşünceden başka bir şey değil. Sadece düşüncelere yerine göre takılan bir mana ve düşüncelerimiz cisimdir latif cisimdir yer kaplar ama nerede olduğunu ben bilmiyorum. Göremediğimiz cisim türündendir. aynı eğer varsa, ruh ve melek gibi.

***

kursat:
bütün kelam kitaplarında olan yazılar bunlar, sen şaşırdın, onun yazılarını daha göndermedim
SERHAN:
bütün kelam kitaplarında bu karşılaştırma geçmez
kursat:
ne biliyorsun baktın mı
SERHAN:
Baktım, Risale-i nur
kursat:
bırak Serhan, kelam kitabı diyorum sana
SERHAN:
Risal-i Nur ilm-i kelamı ders veriyor, hem de mükemmel bir şekilde, bu sebeple kimin ne dediği beni ilgilendirmez. Çünkü, risale-i nur her şeyi halletmiş.
kursat:
Mutezileyi anlatıyor mu bütün görüşlerini
SERHAN:
Anlatıyor, bir çok yerde
kursat:
“Vucup alAllah” görüşleri nedir peki söyle
SERHAN:
anlamadım
kursat:
anlamazsın tabii, hani kelam kitabıydı risale, bak bilmiyorsun
SERHAN:
önce şunu bil ki, mutezile imamlarının her fikri ve her düşüncesi yanlış olacak diye bir şey yok. Ayrıca, Risal-i Nur, sadece hakkı ders veriyor. Batıl şeyleri gerekmediği sürece ders vermez, neden mutezileden gerekmediği sürece bahsetsin ki, fakat gerektiği yerlerde bahsediyor
kursat:
“el menzile beynel menzileteyn” bu mutezile’nin temel görüşüdür. nedir söyle bakalım
SERHAN:
bilmem
kursat:
bunu da biliyorsan benimle nasıl kelam tartışıyorsun, en bilinen görüşlerindendir, bütün kelam kitaplarında vardır yani temel beş esaslarından biridir
SERHAN:
bütün konuları risaleler halletmiş, ben neden boş yere onların fikirlerini okuyayım ki
kursat:
gördüğün gibi kelamdan anlamıyorsun, bir de kalkmış risele kelam kitabı diyorsun
SERHAN:
ben Risale-i Nurdan başka ehl-i sünnet kitabı dahi okumuyorum. Mutezileyi neden okuyayım, Fakat, sen bütün kitapları okuduğun için kafan karışmış
kursat:
ben diyorum ki nursi kelamdan anlamaz, o kadar
SERHAN:
Risal-i Nur bütün kelam mevzularını halletmiş. Bu sebeple başka kitaba ihtiyaç duymuyorum
kursat:
mezheplerin görüşlerini bilmez
SERHAN:
delil
kursat:
kitabını incelerken gösterdim, eşari mezhebinin imamını övüyor, sonra cebr görüşüne sapık diyor, bilmiyor ki eşarilik cebircidir
SERHAN:
bak Bediüzzaman İstanbula geldiği zaman kapısına ''burada her soruya cevap verilir, her müşkil halledilir, fakat sual sorulmaz'' ibaresini asmıştır. Bilmeyen biri bu yazıyı asar mı? Eş'ari kesinlikle cebirci değildir
kursat:
hala ısrar ediyorsun, oysa mutezilenin en bilinen meselesini bile bilmiyorsun
SERHAN:
neden bileyim, bana fayda verir mi
kursat:
o zaman ne diye eşarinin cebirci olmadığın da ısrar ediyorsun, bilmiyorsan bilmiyorum de.
SERHAN:
çünkü eş'ari cebirci değildir, cebir sapık bir meslektir, fakat, eş'ariyi bütün ehl-i sünnet alimleri kabul etmiş, eğer cebri savunsaydı, kabul etmezlerdi, cebir aklen ve mantıken ve şeriaten saçma bir fikir zaten, çünkü, Allah’a zulüm isnad ediyor, bu ise zahir bir çelişkidir
kursat:
belki yirmi kelam kitabında onun cebirci olduğunu okudum, hala şu anda elimde var bir sürü kitap onun cebirci olduğunu söyleyen. bende biliyorum bunları, nedeni de açık, eşarilik bin yıldan bu yana gelen bir mezheptir, Gazali bu mezhepte, Razi bu mezhepte, ona pek laf edemiyorlar, anla bunları safdil olma, artık bir şeyler değişti ama onu sana diyebilirim.
SERHAN:
ya bunlarla niye uğraşayım ki, bütün meseleleri risaleler halletmiş diyorum. Neden bunlarla boş yere vakit kaybedeyim ki
kursat:
o da şu: eskiden yani yirmi yıl öncesine kadar, eşariliğin cebirci olduğu pek söylenmezdi, söylensen de üstü kapalı ifade edilirdi, ancak son dönede ki araştırmacıların yazılarına bakıyorum, özellikle üniversite hocalarının kitaplarına, hemen hemen tamamı artık açıkça eşariliğin cebirci olduğunu söylüyorlar.
SERHAN:
onlar alim değil ki, üniversite hocaları avam-ı nas
kursat:
bak bu işler ezbere olmaz, git araştır bak kelam kitaplarına, eşari cebirci mi değil mi
SERHAN:
herkes alim olamaz, herkes eş'ariyi anlayamaz. Bu asrın müceddidi değil diyor ve bunu ispatlıyor
kursat:
yıllarım bu işte geçmiş diyorum, hala aynı lafı ediyorsun ya
SERHAN:
yazık olmuş
kursat:
bu eşariyi bir tek nursi mi biliyor yani
SERHAN:
bu kadar yıllarını vermişsin, hala Allahı takdis edemiyorsun, yani, hala Allah’a noksan sıfatlar veriyorsun, ya bu çok açık bir konudur aslında, yani, insanın kendine ait bir cüzi iradesi bulunması o kadar zor ve anlaşılmayacak bir şey değil. Çünkü, insan vicdanen kendinde bir cüzi irade hisseder zaten
kursat:
bakacak mısın kelam kitaplarına
SERHAN:
bakmıyacağım, çünkü ihtiyacım yok
kursat:
iki saat boşuna mı anlattım ben bunları yani
SERHAN:
yok, sen sordun ben de cevap verdim. Yani güzel bir sohbet oldu. Fakat, şunu bil ki, noksan ilminle büyük alimleri tenkid etme. Fakat, sadece “bunu neden demiş, bu nasıl olur” gibi sorular sor. yani, hemen hüküm verme, önce sor


*** Konu Allah’ın ilmi; şöyle bir durum var. Allah’ın ilmiyle ilgili olarak kitaplarda deniyor ki: “Olacak olayları Allah biliyordu ancak olmayacak olayları da biliyordu.” Mesela şu an burada yazı yazıyorum ya, deniyor ki: “yazıyı yazdığında dışarı da gezemeyeceğimi de biliyor ya da denize giremeyeceğimi de biliyor, yani on metre sağda ya da solda olamayacağımı da biliyor.” Bu bence çocukça bir bakış açısı; benim burada yazı yazdığımda denize giremeyeceğimi bilmesinin manası nedir? Zaten bunlar zıt durumlardır. Biri varken diğeri zaten olamaz. O halde Allah bunu yapmayacağımı biliyordu gibi laflar uygun düşmemektedir diyorum ve şunu ekliyorum: Allah’ın kendi zatıyla ilgili şeyler hariç diğer konularla ilgili olarak meydana gelecek olanlardan başkasını bilmez diyorum. Bu noktada gözden kaçırılan çok önemli bir nokta var, o da şudur: Mesela biri şöyle derse: “senin yazı yazacağın anda Allah senin denize girmeyeceğini de bilir.” İnce nokta şudur, esasen burada şahsın “Allah senin denize girmeyeceğini de biliyordu” ifadesi bir cümledir ve sestir sonuçta, bu ses ise cisimdir ve zaten o ses varlıktadır ve varlıkta olması açısından biliniyor, yani “Allah senin denize girmeyeceğini de biliyor” diyen bunu pek düşünmüyor, zaten senin bu sözün cisimdir ve bunu söyleyeceğini biliyordu.
Ancak sıra Allah’ın kendi zatını bilmesine geldiğinde, keyfiyetini bilemeyeceğimiz şekilde bunu biliyor. Yani sadece kendi zatıyla ilgili bilgiler müstesna, alemde ne varsa (zaten alem Allah’tan başka her şey demektir) onlara ait bilgisi sadece onlarla sınırlıdır diyorum. Meydana gelecek ne varsa alem olarak, meydana gelecekleri biliyor. Zaten bu alem de O’nun ezeli ilmine göre meydana geliyor. Dolayısıyla “sen Ankara’ya gittiğinde Allah senin İstanbul’a gitmeyeceğini de biliyordu” lafının manası yoktur. Çünkü o zaman şu da denir: “sen Ankara’ya giderken O senin İzmir’e gitmediğini de biliyor.” Yani bu çocukça bir bakış açısı. Bazen bana şu denirdi mesela: “sen ankaraya giderken Allah senin istanbula gidecek olma halini de biliyordu.” Bu yanlıştır, ben ankaraya gidiyorken nasıl Allah benim istanbula gidecek halimi de bilir denir. Eğer bu denirse ben istanbula gitmediğimden Allah’ın bu ilmi yanlış çıkmış denir ki bu olamaz.

*** “Zamanı Allah yarattı” diyelere şunu diyorum: O halde yaratılan zamandan önce zaman kabul etmiyorsun ve sen sanırım “alem yaratıldığında zaman da aynı anda yaratıldı” diyorsun. (Ehli sünnet böyle der) Eğer bunu diyorsan, soruyorum: Madem sen yaratılan zamandan önce zaman kabul etmiyorsun, o hade sen nasıl “alem sonradan yaratıldı” diyorsun. Çünkü her sonranın öncesi olmalıdır. Eğer öncesi yoksa ona neden “sonradandır” densin ki? Sen yaratılan zamandan önce zaman kabul etmediğinden, bu zamandan “önce” yi de kabul etmiyorsun demektir. O halde aleme nasıl “sonradandır” diyorsun.

zxzx
Tecrübeli Üye
Tecrübeli Üye
Mesajlar: 53
Kayıt: 01 Ara 2008 [ 16:25 ]

Re: yazdığım kitap

Mesaj gönderen zxzx » 27 Kas 2016 [ 19:03 ]


***

kursat:
alemin ezeliliğini araştırıyorum bu aralar
SERHAN:
iyi, Allah muvaffak etsin
kursat:
Allah mı muvaffak ediyor
SERHAN:
elbette, bütün hayırlar biliyorsun ki Allahtan,
kursat:
muvaffak olmayanları muvaffak etmeyen de O mu o halde
SERHAN:
elbette, fakat eğer o muvaffak olmayan olayda şer varsa, kul bundan sorumlu, zaten bütün zerrelerimiz, hayatımız, yaşamamız Allah’ın elinde, o muvaffak etmese kim edecek
kursat:
bu ayrım değil mi onu başarılı o kılıyor bunu başarılı yine o kılımıyorsa yani
SERHAN:
değil. onu başarısız kılmasının sebebi, neticesindeki çok büyük hayırlar. Mesela, sen bir ev istedin, Allah vermedi. Fakat, sen bilmiyorsun ki, o ev eline geçseydi, senin için hayır omayacaktı. Fakat Allah biliyor, Ayrıca, yoktan yaratıldığımız için, Allah’a hak dava edemeyiz, çünkü, her şeyi Allah vermiş, mesela, Allah ateşi yaratmış, yemeğimizi pişirelim ve ısınalım ve ışık elde edelim diye. Fakat, bazı insanlar cüzi iradeleriyle yemeğini pişiren ateşe elini soksa, ve o hizmetçisini kendine düşman etse, ateşin yaratılması şerdir diyemez. Çünkü, ateş sadece onu yakmak için yaratılmamış.
kursat:
peki Allah’ın her fiili sence bir hayır için mi
SERHAN:
evet
kursat:
peki bir şahsa zahiren onun için kötü görülen bir şey yapılmış olsa da sonuç da o şahıs için bir hayır var mıdır bu işte? mutlaka vardır diyebilir misin
SERHAN:
evet hayır vardır
kursat:
peki şeytanın kovulması olayın da şeytan için bir hayır var mıydı
SERHAN:
şeytan kendi cüzi iradesiyle o kötülüğü işlediği için, şeytan o olaydan sorumludur. Fakat, şeytana kıyamete kadar izin verilmesinde çok büyük hayırlar var. Şeytanla mücadele ve mücahede neticesinde insanın mertebesi yükseliyor
kursat:
şeytan için hayırın olup olmadığını sordum
SERHAN:
şeytan için hiç bir hayır yok, cehenneme gidecek
kursat:
eeeeeeee
SERHAN:
fakat ona kötülük yapılmamış ki, sen kötülük yapılan kişiyi sordun, fark var
kursat:
hani Allah’ın bütün fiillerinde bir hayır vardı kul için, şeytan kul değil mi
SERHAN:
Hayır var dedim ya. Şeytan kendi cüzi iradesiyle şer yapıyor. Fakat, Allah o şerre izin veriyor. Çünkü, şeytan insanların mertebesinin yükselmesine sebep oluyor. Yani, yine o şerde büyük hayırlar var
kursat:
anlatamıyor muyum, şeytan açısından soruyu sordum, şeytan açısından hayır nedir
SERHAN:
sen kendine kötülük yapılan birini sormuştun bana. Mesela, biri seni dövdü, o adamın senin dövmesin de senin için çok hayırlar vardır, eğer masumsan. Şeytan için hiç bir hayır yok. ÇÜnkü, kendi suçlu. yani, şeytan zulmetmiş. Kader adalet etmiş
kursat:
bak bugün senle şeytanı konuşmak istiyorum, şeytan kul mu değil mi
SERHAN:
kuldu, isyan etti, yani isyankar bir kul
kursat:
insanlar isyan etmiyor mu
SERHAN:
evet
kursat:
ama insanlar için geri dönüş olabiliyor, şeytan için bu var mı
SERHAN:
şeytan için de belki vardı, fakat dönmedi, yani, kendi cüzi iradesiyle dönmüyor
kursat:
var mıydı iyi düşün Kuran ayetlerini hatırla bakalım
SERHAN:
vardı
kursat:
ona denmedi mi ki: “sen ve seninle beraber olanları cehenneme atacağım” diye ayet yok mu
SERHAN:
Evet, fakat, şeytan kıyamete kadar izin istedi Allah da verdi. Yani, burada şeytan suçlu
kursat:
peki bu izin onun cehennemlik olduğu ona bildirildikten sonra mı yoksa önce mi gerçekleşti
SERHAN:
Şeytan kıyamete kadar izin istedi. Yani, ''sana kıyamete kadar tövbe etmeyeceğim' dedi. Allah da onun tövbe etmeyeceğini ezeli ilmiyle bildiği için, sana uyanları cehenneme atacağım dedi
kursat:
şeytan Allah’tan korkuyor muydu
SERHAN:
önceleri çok ibadet etmiş. Fakat daha sonra gurura girip, Allah’a isyan etmiş. Yani, eğer Allah’tan korksaydı isyan etmezdi.
kursat:
Kuran da Allah’tan korktuğu bildiriliyor
SERHAN:
nasıl bildiriliyor
kursat:
ayet numarası hatırımda değil ama var yani öyle ayet ben Allah’tan korkarım diyor
SERHAN:
keşke ayeti söylesen, birşey diyemeyeceğim
kursat:
biliyorum ya, var yani, biraz hatırladım gibi, şöyleydi galiba: “şeytan onlara vaad etti ve sözünden caydı ve ben Allah’tan korkarım dedi.” buna benzer bir şeydi.
SERHAN:
fakat bu söz şeytanın günahkarlara alay etmesi manasına geliyor
kursat:
yo alay değil ayeti çok okumuştum alay manası değil yani, peki şeytan için tevbe kapısı açık mı yoksa bu kapı ona hiç mi açılmadı
SERHAN:
açık fakat, fikri devamlı olarak küfür ve dalaleti telkin ile meşgul olduğu için, kalbinde tövbe edecek kabiliyet yok, düşün, sen insanları günah işlemeye sevkediyorsun ve onları kandırıyorsun sonra da suçu kendinden atmak için ''ben Allah’tan korkarım'' diyorsun. Yani, burada şeytanın kafirlerle alay etmesi var
kursat:
yok diyor ki biz azap çekeceğiz diyo kendide bu azabı tadacağını belirtiyor, sen Kuran’ın ezeli olduğunu söylemiyor musun
SERHAN:
Kur'an ezelidir elbette
kursat:
Kuran da onun cehenneme gideceği bildirildi,
SERHAN:
Allah şeytanın tövbe etmeyeceğini bildiği için, yani Cehenneme gideceğini bildiği için ''sen cehenneme gideceksin'' diyor. Yani, Allahın bilmesi ve söylemesi, şeytanı zorlaması değildir.
kursat:
sen Kuran’a ezeli demiyor musun
SERHAN:
evet
kursat:
o halde bildiği için mi böyle söyledi diyorsun
SERHAN:
evet
kursat:
ancak sen hem ilmine hem kelamına ezeli demiştin ya, ezeli olan şey başka şeyden sonra olur mu
SERHAN:
başka şeyden sonra değil ki, Allah’ın ilmi ezeli
kursat:
sen cevap ver :ezeli olan şey başka şeyden sonra olur mu
SERHAN:
hem ezeli olacak, hem de başka şeyden olacak nasıl oluyor bu
kursat:
olmaz değil mi
SERHAN:
olmaz
kursat:
halbuki senin şu lafın o manaya gelmedi mi: “bildiği için söyledi,” önce biliyor sonra söylüyor manası yok mu bu lafta
SERHAN:
elbette, fakat, sen kainatta Cenab-ı hakkın icraatıyla, Allah’ın ezeliyetini karıştırıyorun. Bütün kainat onun indinde bir an gibidir. Ayrıca, Allah zamandan da münezzehtir,bildiği için söyledi kelimene cevaptı
kursat:
sen yukarıda “bildiği için mi söyledi” dedim de evet demedin mi
SERHAN:
evet
kursat:
neyi kasdettin bu lafla
SERHAN:
sen bana şunu sormuştun: Allah, Kur'anda şeytana ''cehenneme gideceksin'' demiş. Bu cümleyle şeytanın kesin olarak cehenneme gideceği bildiriliyor. ben de sana cevaben dedim ki: Allah onun tövbe etmeyeceğini ezeli ilmiyle biliyor ve bu sebeple öyle söylüyor
kursat:
o halde “bildiği için söyledi” diyorsun. şunu da der misin: “söylediği için bildi”
SERHAN:
Kainat, Allahın ezeli sıfatlarının ve isimlerinin tecelli ettiği yerdir. Allah, şeytana öyle bir cümle söyleyeceğini biliyor diyebiliriz
kursat:
soruma yanıt bekliyorum
SERHAN:
diyemeyiz
kursat:
bak şimdi çelişkiye düştün. ben mi anlatayım yoksa sen anladın mı? Bir şeyler anladıysan bir yazar mısın çelişkini
SERHAN:
senin burada iki tane sıfatı karşılaştırman var. Fakat, benim söylediğimde, kainatla Allah’ın ilim ve kelam sıfatının karşılaştırılması var. yani, sorun hatalı
kursat:
bak sen iki adet ayrı ezeli sıfattan bahsetmedin mi
SERHAN:
Evet, fakat şuna dikkat et. Bu sözüm herşeyi açıklıyor. ALLAHIN BÜTÜN SIFATLARI EZELİ
kursat:
peki bunların ikisi de ezeli derken birinin diğerine bir üstünlüğünü kasdettin mi
SERHAN:
hayır
kursat:
durum böyle olduğu halde, sen rahatça “bildiği için söyledi” diyorsun ama
SERHAN:
elbette
kursat:
“söylediği için bildi” diyemiyorsun, bu ayrımı neye göre yapıyorsun, onu soruyorum
SERHAN:
neyi bildiği için söyledi dedim onu da söyle
kursat:
şeytanın cehennemlik olduğu şeklindeki ayet var ya
SERHAN:
yani, Allah’ın bütün sıfatları ezeli. Fakat, biz zaman ve mekanda olduğumuz için, bu tabirleri ancak bu şekilde anlarız. Yani, senin hatan kainat ile Cenab-ı Hakkı birbirine karıştırman
kursat:
çok açık bir soru sordum ve bu ayrımı neye göre yaptığını sordum, ikisine de ezeli diyorsun da birine öyle diyosun diğerine neden öyle demiyorsun
SERHAN:
sen kainattaki hadislerle Allahın ezeliyetini birbirine karışyırıyorsun. Kainata Allahın ezeli isim ve sıfatlarının tecelli ettiği yerdir. Yani, kainatta zaman vardır. Bu bütün konuştuklarımız hep bize göre ve bizim aklımıza yakınlaştırmak için söylenilmiş sözler
kursat:
“bildiği için söyledi” diyorsun da neden “söylediği için bildi” demiyorsun? bunun cevabını ver
SERHAN:
çünkü, soru çelişkili. Ben, şeytanı bildiği için öyle söyledi diyorum. Şeytan söylediği için bildi demek cerbezeli bir cevap olur
kursat:
ısrarla soruyorum bu soruyu, bu farkı neye göre belirliyorsun: zamana göre mi, halbuki ikisine de ezeli demiştin
SERHAN:
Şöyle diyebiliriz. Allah söyleyeceğini biliyor.
kursat:
bu lafta yine önce biliyor sonra söylüyor manasına gelmiyor mu
SERHAN:
Hayır, ben önce ve sonra diye bir şey söylüyor muyum. Tam tersine bütün sıfatları ezeli
kursat:
“söyleyeceğini” demek gelecekte olan şeyler için kullanılan sözdür. ama sen söylemesini ezeli kabul etmiştin, peki Allah bileceğini söylüyor diyebilir misin
SERHAN:
kainatta her şey sırayla ve zamanla oluyor. Fakat, Allahı indinde zaman yotur. Bunu karıştırıyorsun. sen soruna cevap istiyorsun. Kesin ve net bir cevap şudur. Allahın bütün sıfatları ezelidir, Fakat, biz insanlar zaman ve mekanda olduğumuz için bazı şeyleri ancak bu şekilde anlayabiliriz
kursat:
"Şöyle diyebiliriz. Allah söyleyeceğini biliyor." dedin, peki Allah bileceğini söylüyor diyebilir misin
SERHAN:
çok saçma bir kelime
kursat:
öyle diyorsun da neden böyle demiyorsun bu fark neden açıkla
SERHAN:
saçma bir soru
kursat:
neden
SERHAN:
yani, soruda çelişki var
kursat:
ikisine de ezeli demiştin
SERHAN:
evet veya hayır denmez



***


kursat:
alem ezeli diyordum ya
Zafer:
evet
kursat:
bugün vazgeçtim
Zafer:
iyisin hadi, tebrik ederim, anlat dinliyorum
kursat:
süper bir delil yaptım ve ibn sina, farabinin göremediğini gördüm
Zafer:
helal
kursat:
bak şimdi
kursat:
önce şunu bir daha anlatayım sana, teselsül batıldır, hani olaylar geriye doğru silsile olarak gider deniyor ve bu sonsuza kadar gider deniyor ya
Zafer:
Biliyorum anlatmıştın
kursat:
ben onu çürütmüştüm bir delille hani
Zafer:
evet
kursat:
onu kullanarak bak ne diyorum
Zafer:
sonsuzda bize sıra gelmez diyordun
kursat:
bu ibn sina diyor ya: sudurla yani Allah ile alem aynı anda varlıktaydı diyor ya
Zafer:
evet
kursat:
halbuki ben geçen sana anlattığım delille bu silsilenin sonlu olduğunu göstermiştim, hal böyle olunca bu sonlu silsile bizim ölçülerimize göre sonlu bir zaman olarak değerlendirilebilir değil mi
Zafer:
evet
kursat:
ama bunlar sudur yani Allahtan çıkması olarak niteledikleri alem için düşünürsek bu sonlu olarak nitelediğimiz alemle beraber Allah’ta, o halde sonlu bir zaman dilimi öncesinde varlıktaydı demek olur, hani sudur yani çıkış oldu ya, ama ezelde diyorlar ya anladın mı, yani bu anlayışa göre sonlu bir zaman öncesinde bu sudur gerçekleşti anladın mı, ancak onlar bunu göremedi anladın mı
kursat:
anlamadın değil mi
Zafer:
Alemin ezeli olmadığına nasıl ulaştın onu anlat
kursat:
ezelde Allah’tan sudur etti diyorlar ya
Zafer:
evet
kursat:
halbuki olaylar silsilesi sonlu ya, dolayısyla bir sudur olmuşsa bu sonlu bir zaman öncesinde oldu demektir
Zafer:
sonlu derken başlangıcını mı yoksa sonunu mu kastediyorsun
kursat:
başlangıç
Zafer:
evet
kursat:
dolayısıyla Allah’ı da sonlu bir zaman öncesinde düşünmek manasına gelir bu, anladın mı
Zafer:
Evet şimdi anladım
kursat:
ciddi mi, bu çok karışıktır
Zafer:
zaten silsilenin sonsuz olmadığını ispatladığımızdan
kursat:
dolayısıyla biz ilk maddeyi kabul etmek zorundaydık ya sudurda, yani başlangıcı olan madde anlayışı, anladın mı
Zafer:
Evet, yani sen öyle diyordun
kursat:
o halde başlangıcı olan bir ilah da kabul etmek anlamına gelir bu, anladın mı
Zafer:
evet buraya kadar anladım
kursat:
bu da bu sudurdan önce ilahın olmadığı anlamına gelir, dolayısıyla başlangıcı olan ilah anlayışı demek bu, kabul edemem (bu yazışmadan belki iki hafta sonra bunu kabul ettim, yani Allah’ın varlığının başlangıcının olduğunu)




***



kursat:
ezeli ilah anlayışını anlat
SERHAN:
Allah ezelidir. Yani, başlangıcı yoktur. Allah’ın bütün sıfatları ve isimleri de ezelidir. Bu sebeple bütün sıfatları noksansızdır. Fakat, bizim sıfatlarımız ezeli olmadığı için ve Allah tarafından verildiği için noksandır.
kursat:
şunu soruyorum: hep vardı demek acaba zamanda hep vardı anlamına mı geliyor ? eğer zaman yoksa “hep var” demek, ne demek
SERHAN:
Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Ezeli ve ebedidir. Hep vardı gibi tabirler, sadece bizim aklımıza yanaştırmak için kullanılan cümlelerdir. Yani Allah ezelidir. Ezeli kelimesini bizim aklımız ihata edemez. Çünkü, zaman ve mekanda kayıtlı olan bir insan, Allahın ezeliyetini ihata edemez. Fakat, aklen ve mantıken ve naklen Allah ezelidir
kursat:
ezeli ifadesinden sen ne anlıyorsun
SERHAN:
bunları işte
kursat:
yani öncesiz anlamı mı
SERHAN:
ezeliyet, Allah’ın bir başlangıcı yoktur manasındadır. Zamandan ve mekandan münezzehtir. Bizim sıfatlarımız başjası tarafından verildiği için ve başlangıcı olduğu için noksandır. Fakat, Allah’ın sıfatları ezeli olduğu için noksansızdır.
kursat:
bak şimdi serhan geçen bir düşünce dolayısıyla arada kaldım, alem ezeli mi yoksa sonradan mı diye, ne dersin
SERHAN:
Allah ezelidir
kursat:
alem ezeli mi
SERHAN:
Değil, alem yoktan yaratılmıştır, ezeli değildir, bir başlangıcı vardır
kursat:
yoktan yaratmak ne demek
SERHAN:
yoktan yaratmak, kainatı benzeri ve örneği olmadan ve hiç bir malzeme kullanmadan yaratmak demektir.
kursat:
zamanda bir başlangıcı mı var yani
SERHAN:
kainat yoktan yaratıldığı için, zaman kainatla başlamıştır
kursat:
burası önemli, sen kainat yoktu sonra Allah yarattı diyor musun
SERHAN:
şöyle diyorum. Allah kainatı yoktan yaratmıştır. Zaman, kainatla başlamıştır. Yani, “kainatın ilk başlanıcından önce kainat yoktu, fakat zaman vardı” düşüncesi yanlıştır. Eğer sen zihnen Allah’a haşa zaman veriyorsan ve öyle düşünüyorsan, bu yanlıştır
kursat:
yoktan yaratmıştır demek kainat öncesinde yokluk vardı demek mi
SERHAN:
yokluk nasıl var olur
kursat:
yani yokluk yoktu öyle mi
SERHAN:
yokluk nasıl yok olur
kursat:
yokluk yoktur, şunu net soruyorum açıkça söyle
kursat:
alem hadis mi
SERHAN:
evet
kursat:
hadis, sonradan olan demek biliyorsun bunu değil mi
SERHAN:
DEĞİL
kursat:
nasıl
SERHAN:
HADİSİN KELİME MANASI SADECE O DEĞİL
kursat:
ne
SERHAN:
HADİS, EZELİ OLMAYAN DEMEKTİR
kursat:
ezeli olmayan sonradandır demek değil mi
SERHAN:
mesela, kardeşin senden sonra yaratıldı. Fakat, zaman kainatla başladığı için, kainat şundan sonra yaratıldı diyemeyiz
kursat:
zamanın kainatla başladığına delilin nedir
SERHAN:
ÇÜNKÜ, KAİNAT ZAMAN VE MEKAN YERİDİR. zAMAN VE MEKAN OLAN YERDE BİR BAŞLANGIÇ VARDIR. AYRICA, KAİNAT OLMAZSA ZAMAN NASIL OLACAK
kursat:
itibari (varsayılan) bir kavram olarak alınamaz mı
SERHAN:
sonuçta kainatın her yerinde zaman vardır. fakat hükmü değişiktir. ezeliyet deyince zaman aklımıza gelmemeli
kursat:
ne gelmeli
SERHAN:
ihata edemeyiz. Yani, zamandan ve mekandan münezzehiyet gelmeli
kursat:
sen şimdi aleme sonradan varedildi demiyor musun
SERHAN:
alem yoktan yaratıldı ve bir başlangıcı vardır
kursat:
Allah’ın başlangıcı var mı
SERHAN:
Ezeli, başlangıcı yok
kursat:
ama alemin başlangıcı var dedin değil mi
SERHAN:
evet
kursat:
başlangıcı olmayan ve başlangıcı olan diye iki ayrı varlık düşündün değil mi
SERHAN:
elbette
kursat:
peki sen bu ayrımı yaparken nasıl oluyor da aleme sonradan demeden bu ayrımı yapıyorsun bunu açıkla
SERHAN:
çünkü Allah’ı düşünürken zaman veriyorsun. Bu sebeple bir türlü kafana yerleştiremiyorsun bu meseleyi
kursat:
soruma yanıt değil bu
SERHAN:
yanıt. çünkü sen Allah’ı düşünürken zaman veriyorsun.bu kesin
kursat:
peki sen bu ayrımı yaparken nasıl oluyor da aleme sonradan demeden bu ayrımı yapıyorsun bunu açıkla
SERHAN:
açıkladım
kursat:
zamansal fark olmadan bu ayrım nasıl yapılır
“kursat:
başlangıcı olmayan ve başlangıcı olan diye iki ayrı varlık düşündün değil mi
SERHAN:
Elbette”
kursat:
ne demek bu?
SERHAN:
zamansal kelimesiyle Allah hakkında zaman düşündüğünü ispatlamış oldun
kursat:
düşünüyorum, sen cevap ver soruma
SERHAN:
işte düşünürsen hata edersin, bu soruya da cevap bulamazsın, çünkü, Allah zamandan ve mekandan münezzeh. Onun için kainattan önce ve sonra diye bir şey yoktur
kursat:
başlangıcı olmayan ve başlangıcı olan; bunlar zamansal bir beraberlikte mi varlıktaydılar
SERHAN:
zamansal?
kursat:
evet, problemler burada
SERHAN:
zaman kainat için geçerlidr.
kursat:
anlamak istemiyorsun
SERHAN:
anlıyorum
kursat:
yüzyıllardır bu konu neden tartışıldı madem böyle kestirip atmak vardı da
SERHAN:
kestirip atmak değil ki, deminden beri anlatıyoruz
kursat:
ne anlatıyorsun
SERHAN:
ben kendi alemimde bu meseleyi halletmişim. Elhamdülillah, fakat sen kafanda noksan bir ilah düşünürsen, bu işin içinden çıkamazsın
kursat:
başlangıcı olmayan ve başlangıcı olan kabul ettiğini söyledin, bunların farkı zamansal mı, değilse bu fark ne o halde
SERHAN:
Allah için kainattan önce ve kainattan sonra diye tabirler yoktur. Çünkü, ezelidir. Zamandan ve mekandan münezzehtir. Zaman denen şey kainatta vardır sadece
kursat:
kainatın olmadığı bir durum var mıydı
SERHAN:
kainatın bir başlangıcı vardır. Kainatın olmadığı durumu neye göre belirleyecez
kursat:
soru açık
SERHAN:
cevap açık
kursat:
lütfen, evet mi, hayır mı
SERHAN:
çünkü, sen kainat ile Cenab-ı Hakkı haşa karıştırıyorsun. Yani, vacib-ül vücudu haşa kainatı düşündüğün gibi düşünüyorsun. Fakat, şunu bil ki, Allah’ın zatını kavramaya bizim aklımız yetmez
kursat:
kainatın olmadığı bir durum var mıydı?
çok açık bir soru
SERHAN:
cerbezeli bir soru, bu sebeple açıklama yapıyorum
kursat:
sen nasıl ehli sünnetsin, sen şu hadisi duymadın mı: “Allah vardı ve hiçbir şey yoktu”
SERHAN:
fakat, sen havadan nem kapacak birisin. Söylediğim her şeyi yanlış anlıyacak ve kendine bir pay çıkaracaksın. Oysa ki söylediklerim çok açık işte sen bu hadisi, anlamak istediğin gibi anlıyorsun
kursat:
kelam ıstılahında hadis demek sonradan meydana gelen demektir
SERHAN:
fakat, bu deyim senin için kullanılabilir. Çünkü, sen mesela Hz Musa’dan sonra yaratıldın diyebiliriz. Fakat, kainat ne zaman yaratıldı diyemeyiz. Çünkü, zaman kainatla başladı
kursat:
bak ehli sünnet aleme hadis der bununla da, alem yoktu sonradan varedildi manasını kasdeder nursi de böyle inanır
SERHAN:
sonradan kelimesinden ne anladığına bağlı
kursat:
yoktu sonradan varedildi derler bütün ehli sünnet böyle inanır senin dediğini diyen yok onlardan
SERHAN:
benim söylediğim mana var, senin anladığın mana değil
kursat:
“Allah vardı ve hiçbir şey yoktu” bu hadis ne demek
SERHAN:
Allah’a zaman vermek manasında değil haşa...Evet Allah var.. Fakat, senin hayal ettiğin gibi zaman vermiyoruz Cenab-ı Hakka...
kursat:
alemin olmadığı hal var mıydı
SERHAN:
neye göre? alemin başlangıcı vardır. yani alem yoktan yaratıldı
kursat:
bu başlangıçtan öncesi var mıydı
SERHAN:
başlangıçtan önce ne zaman vardı ne de mekan...
kursat:
yani öncesiz miydi
SERHAN:
hayır başlangıcı var
kursat:
öncesi var mıydı, ya öncesizdi ya da değildi başka alternatif var mı
SERHAN:
kainatın bir başlangıcı vardır. Kainatın öncesi, ilk yaratıldığı saniyedir
kursat:
ya öncesizdi ya da değildi başka alternatif var mı

SERHAN:
öncesizdi ne demek
kursat:
soru bu kadar
SERHAN:
benim sözlerim çok açık, benim ne demek istediğim çok iyi anlaşılıyor. Fakat, sen Allah’ı yanlış tanıdığın için, anlayamıyorsun
kursat:
sen aleme öncesiz diyor musun
SERHAN:
öncesizden kastın nedir
kursat:
yani öncesinde bir şey yok
SERHAN:
elbette yoktan yaratılan bir şeyin öncesinde bir şey de olmaz
kursat:
Allah’ da mı yok
SERHAN:
Yaaaa, Allah ezelidir. Biz kainat için konuşuyoruz
kursat:
evet kainat için konuşuyoruz, "elbette yoktan yaratılan bir şeyin öncesinde bir şey de olmaz" dedin ne kasdettin
kursat:
Allah şey değil mi
SERHAN:
cerbeze yapıyorsun. Biz kainat için konuşuyoruz. Sen ise, haşa Allah’ı kainatın içinde hayal edip, O’na zaman ve mekan veriyorsun.
kursat:
alemin içinde demedim ben Allah’a, soruyorum: alemden önce Allah mı vardı
SERHAN:
Allah ezelidir. Onun yokluğu düşünülemez.
kursat:
alemden önce kavramı kullanılabilir mi
SERHAN:
senin anladığın şekilde kullanılmaz. Çünkü, sen illa ki Allah’a zaman veriyorsun. Beni de oraya getirmeye çalışıyorsun. neden anlamak istemiyorsun ki, sözlerim gayet açık. Kainatın bir başlangıcı vardır. Yani, yoktan yaratılmıştır. Fakat Allah ezelidir. Zamandan ve mekandan münezzehtir. Allah için kainattan önce veya sonra diye tabirler yanlıştır
kursat:
Allah’ın başlangıcı yok diyorsun, alemin başlangıcı var diyorsun bu fark neye göre bir farktır
SERHAN:
fark şuradadır. Kainatın bir başlangıcı vardır. Kainatta zaman ve mekan vardır. Kainatı Allah yaratmıştır. Fakat, Allah ezelidir, zamandan ve mekandan münezzehtir...Bütün noksan sıfatlardan münezzehtir. Farkı anladın mı
kursat:
Allah hep vardı diyorsun ya, alem de hep vardı diyor musun
SERHAN:
kaçıncı kez tekrarlayacağım kainatın yoktan yaratıldığını ve başlangıcı olduğunu
kursat:
bu fark zamansal bir fark değil mi, ezeli olan şey ezeli olmayandan öncedir denemez mi
SERHAN:
Allah için önce ve sonra yoktur
kursat:
alem ezeli değil demiyor musun
SERHAN:
evet
kursat:
Allah ezeli diyorsun değil mi
SERHAN:
evet
kursat:
düşünelim ezeli olan ile ezeli olmayan: bu ikisi de ezeli olma da aynıdır denebilir mi, bir fark var mı yok mu
SERHAN:
vücub ve imkan kadar fark var
kursat:
yani biri varken diğeri yok mu
SERHAN:
Allah’a zaman düşünmezsen evet.
kursat:
yani demene göre Allah varken alemin yokluğu vuku buldu öyle mi

Cevapla